Gönüllü Emek / Amatör Foto-Graf – Süha Aray

Henüz dijital sistemin ayak seslerinin dahi duyulmadığı zamanlar, analog ekipmanla yaptığı oldukça etkileyici ‘deneysel’ çalışmalarla dikkat çekiyordu. Amatör foto-graf çevreleri için olağanüstü yaratıcı çalışmalardı ve bizim gibi daha pek çok insanın belleğinde o çalışmaların hâlâ izlerinin bulunduğunu söylemek yanlış olmaz.

-

Doksanlı yılların başlarında birkaç kez karşılaşmış olmamıza karşın, o karşılaşmalar tam anlamıyla bir tanışıklığa vesile olamadı. Yeni bin yılın ilk on yılında yollarımız birkaç kez daha kesişti ve devam eden zaman içinde değerli usta Süha Aray’la bir nebze daha diyalog geliştirebildik. Kendileriyle yaptığımız söyleşiden/röportajdan sonra ise, foto-graf dünyamızın en saygın, zarif ve yetenekli insanlarından birini çok daha yakından tanımış olduk.  

Henüz dijital sistemin ayak seslerinin dahi duyulmadığı zamanlar, analog ekipmanla yaptığı oldukça etkileyici ‘deneysel’ çalışmalarla dikkat çekiyordu. Amatör foto-graf çevreleri için olağanüstü yaratıcı çalışmalardı ve bizim gibi daha pek çok insanın belleğinde o çalışmaların hâlâ izlerinin bulunduğunu söylemek yanlış olmaz.

Foto-grafımızda ‘Belgesel-Deneysel’ meselesinin hararetle tartışıldığı dönemdi. O koşullarda herhangi bir polemiğe girmeden sessiz, sakin kendi deneysel çalışmalarını gerçekleştiren usta foto-grafçı Süha Aray’ın bu çok farklı teknik denemelerinin, önemli ve kıymetli çabalarının son derece dikkate değer görselleri üzerine neden hiç kimsenin kalem oynatmadığı, bizim için hâlâ yanıtı verilmemiş bir sorudur. Pek zengin olmasa da, içinde yer alınan sanat ortamının ve/ya foto-graf düzleminin eli kalem tutan üstadlarının, birikimli yorumcu veya eleştirmenlerinin böyle özel çalışmalara dair bir şeyler söylemesi beklenir. Yoksul sayılabilecek bir foto-graf medyasının varlığı bunun yapılmamış olması için mazeret değildir. Takdir edersiniz ki, bu gibi ekstrem çalışmalar en yoksul ortamlarda bile kendilerine yer bulmalılar.

Problemli alanlardan biri bu olageldi; ‘A’ kişisinin yaptığı sıradan çalışmalara övgüler dizerken, ‘B’ kişisinin yaptığı özgün, nitelikli, sıradışı çalışmaları görmezden gelmek, hastalıklı bir halden başka bir şey değildir. Sadece sanat ortamında değil, bütün ortamlarda ne kadar sakat yaklaşım varsa, ne kadar sakatlayıcı tutum ve tavır varsa, aşıp geride bırakmanın bir yolunu bulmak icap eder.   

Gördüğü şeyi olduğu gibi kaydetmenin ötesine geçme derdinde olan, gördüklerini farklılaştırma ve/ya başka türlü iletme kaygısı taşıyan, başka bir söyleyişle, varlığını foto-grafik görüntünün içinde bizatihi gördüğümüz usta, bizim nezdimizde gerçek anlamda bir ‘sanat insanı’dır.

Meseleye kafa yoranlar tarafından ‘kaba saptama’ olarak tarif edilen alanın dışına ciddi anlamda taşmış, sınırları ihlal etmiş, başka bir düzleme geçmiş bu gibi çalışmalara ‘sanat yapıtı’ veya ‘sanat eseri’ demekten imtina etmeyeceğiz.

Sanat insanından beklenen yaratıcılığın açıkça ve yüksek seviyede görüldüğü bu denli nitelikli çalışmalar için başka ne söylenebilir?

Sanatçının, eseri için kurduğu ‘bağlam’ her ne olursa olsun, izleyici-eleştirmen eserle karşılaştığında yaşadığı duygu ve düşünce hali üzerinden kendi özel bağlamını kurar. Sanatçının söylemiyle örtüşür ya da örtüşmez; sanatçının ifadesinden daha ileri bir tahayyüle tekabül eder veya gerisinde kalır; o noktadan sonra söz artık izleyicinin ve eleştirmenindir.

Usta, ‘bunları sanat olsun diye yapmadım, kendimce yaptığım birtakım denemelerdi’ dese ve bunu samimi olarak söylese bile, ortaya konan görsellerin tekabül ettiği yer hiç kuşku yok ki ‘sanat’ dır.

Çünkü bir kez pisuvarı ters çevirip ‘çeşme’ demiştir, istese de söylemini geriye çekemez artık.

İnsan bedeninin (yüzünün) belleğimizdeki orijinal halini foto-grafik eylemle bozmuş, başkalaştırmış ve bize bu yeni görüntüyü sunmuştur. Çiçeklerin belleğimizdeki orijinal görünümlerini foto-grafik eylemle bozmuş, başkalaştırmış ve onu paylaşmıştır. Sınırları ihlal etmiş, ezberi bozmuş, üstelik yaptığı şeyle izleyenin zihinsel etkinliğinin ve duygu dünyasının altüst olmasına yol açmıştır. İnsanın görme ve/ya algı sınırlarını zorlamak suretiyle görünenin, algılananın ötesine geçmiştir.

Sürecin egemeni olan sanat insanının muradı ne olursa olsun, ortalama koşullarda göremeyeceğimiz, algılayamayacağımız şeyler ortaya koymuştur. Sonuç itibariyle duyularımızın sınırları (alt-üst limitleri), bizim sınırımızdır. Tahayyülümüz ve sezgilerimiz yardımıyla, yaratıcı kabiliyetimiz ölçüsünde o sınırları zorlayabiliriz ancak.

Genetik vaziyetin, yani bünyede mevcut olan kod sisteminin payını ihmal etmeden söylersek; deneyimlerini, bilgisini, birikimini, donanımını muhafaza ettiği kendi iç evreninde, duygu ve düşünce dünyasında, tahayyülü ve sezgileri yardımıyla inşa ettiği, sınırları zorlayan, aşındıran, hatta aşan eseri Süha Aray’ı ortalamanın, sıradan olanın dışına itmiştir. Eser, bunu teyid eder.

Sanatçı deneysel çalışma sürecinde iken, ortaya çıkacak sonuçları önceden yüzdeyüz bir kesinlikle tahayyül edemeyebilir. Ancak sürecin sonunda bir başkalığın ortaya çıkacağından yüzde yüz emindir. Derdi de o başkalığı ortaya koymaktır zaten.

Sıradan olandan kaçıştır, sürüden ayrılıştır, ortalamadan çıkıştır bu.

Sıradışı şeyler için daha başından itibaren kollar sıvanmıştır. Ola ki bir sürprizle karşılaşsa bile, süreci düşünen, hazırlayan ve yöneten bizatihi kendisidir. Sürpriz sonuç da O’na aittir, O’nun eseridir.

Sanat tarihi sürprizlerle doludur.

Kaldı ki geniş bir perspektiften ele alarak yahut çok katmanlı düşünerek olasılıklar üretiyoruz. Yaptığı denemenin sonucunda ne çıkacağını önceden tahayyül ettiği ve bu sonucu elde edebilmek için zaman ve emek koyduğu söylendiği takdirde, yanılma payı neden sıfır olmasın?

Süha Aray yaptığı deneysel çalışmalarla, sürgit estetik anlayışı sorgulamış gibi görünmüyor mu? Öyle görünüyor. Sürgit estetik bilgiyi aşındırmış gibi görünmüyor mu? Öyle görünüyor. Sürgit estetik yaklaşım konusunda kuşkuya yol açmış gibi görünmüyor mu? Öyle görünüyor. Sürgit estetik birikimi aşma çabasında olduğu izlenimi bırakmıyor mu? Öyle bir izlenim bırakıyor.

Bütün mesele de burada zaten. ‘Görünenin/gösterilenin’ ve dahi bütün duyular seferber edilmiş iken ‘algılananın/algılanması istenin’ reddi söz konusu. Sanat olgusu buradan itibaren başlıyor. Düşünme eyleminin varlığı bariz şekilde kendini gösteriyor. Fikir üretmek ve ortalamanın dışında bir sonuca varıp, onu paylaşmak söz konusu. Sanat eyleminin, yani sürecin sonunda ortaya çıkan yapıt çok açık ki bütünüyle O’na aittir. Onu yapıtında görürüz, hissederiz, sezeriz. Yapıtı üzerinden O’nun birikimini farkederiz, algılarız. Bu kendine has (özgün) eserin, bizatihi O’nun duygu ve düşünce dünyasından rafine edilerek sunulduğunu biliriz.  

Belleğimize müracaat edip hatırlamaya çalışalım; pandemi koşulları öncesi her yıl onlarca sergi ve gösteri izlerken, kaç tanesi için bunları söyledik, söyleyebildik. Hatta diyelim ki son on yılda izlediğimiz sergi ve gösterilerden kaç tanesi bizi bu şekilde düşünmeye sevk etti.   

Süha Aray’ın foto-grafik düzlemde paylaştığı, sanat ortamına sunduğu ilk deneysel çalışmasının üzerinden neredeyse çeyrek asır geçtikten sonra bile olsa, naçizane bu metni kaleme almaktan ötürü hakikaten kendimizi çok iyi hissediyoruz. Adeta uzun süredir ödeyemediğimiz için bizi çok rahatsız eden bir borcu kapatmış gibiyiz.  

Esasında böylesi özgün çalışmaların küratörlerin dikkatinden kaçmaması, koleksiyonerlerin ilgisine sunulması beklenir. Mamafih bu yönde bir beklentinin boşa çıkacağını peşinen kabullendiğimiz için, dileğimiz o ki, bu değerli çalışmalar sanatçının arşivinde unutulup gitmesin, kitaplaşsın, kültür-sanat ortamında hak ettikleri yeri alsın ve sonraki kuşaklara miras olarak bırakılabilsin.  

 Tekin ERTUĞ

(Eylül 2020)

Not: Süha Aray’ın ilk sergisi (burada bazı örneklerini gördüğümüz başkalaşmış insan yüzleri/portreler), başka foto-grafçıların eserleriyle birlikte Çin’de hazırlanan bir kitapta/magazinde yer aldı, Ankara’da, İstanbul’da ve Safranbolu’da sergilendi, Arjantin’den ülkemize getirtilen bir sergiye karşılık olarak Arjantin’e yollandı. Diğer çalışmaları da dernek ortamlarında, ulusal ve uluslararası bazı etkinliklerde gösteri olarak paylaşıldı.   

İlişkili İçerikler

Gönüllü Emek / Amatör Foto-Graf – İsa Özdemir

Geçmiş zaman içinde (90’lar) AFSAD Genel Sekreterliği ve Başkanlığı yapmış, derneğin, anılarda kalan yoksul ortamından kurtulmasında çok ciddi pay sahibi olan usta foto-grafçı İsa Özdemir, bendenizin Temel Eğitim hocasıdır. Saygıyla selamlıyorum.

Gönüllü Emek / Amatör Foto-Graf – Adnan Ataç

Yarım asırla ifade edilebilecek bir geçmişe uzanan amatör foto-graf serüveninden süzülüp gelen deneyim, birikim ve donanıma sahip az insan vardır. Foto-grafımızın duayen diyebileceğimiz usta isimlerinden asker ve akademisyen (Prof.) Adnan Ataç onlardan biridir, hiç kuşkusuz.

Gönüllü Emek / Amatör Foto-Graf – Rahime-Ayhan Sarıhan

Hem 68 kuşağının, hem de 78 kuşağının bütün meşakkatine tanık olmuş, dönemin sancılarını yaşamış, oradan yürüyerek hayata tutunmuş, hayatı anlamlandırmış ve varolmuş saygılı, ölçülü, zarif iki hayat arkadaşı.

Gönüllü Emek / Amatör Foto-Graf – Mehmet Uçar, Selami Oral, Murat Toru

FSK’da (Fotograf Sanatı Kurumu) 2011-2012 yıllarında yaptığımız atölye çalışmalarına katılan üç usta foto-grafçı (kelimenin tam anlamıyla, üç amatör kahraman) Mehmet Uçar, Selami Oral ve Murat Toru en fazla ilgi duydukları alan olan Kuş Foto-grafçılığı konusunda belli bir birikim elde etmişlerdi.

E-POSTA ABONELİĞİ

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

Abone ol
Bana bildir
guest
Makale Değerlendirme
Makaleyi 5 yıldız üzerinden değerlendirin
Yorum formu, web sitesinde yer alan yorumları takip etmemize izin vermek için Adınızı, e-Postanızı ve içeriğinizi kaydeder. Yorum göndermek için lütfen web sitemizdeki Koşulları ve Gizlilik Politikamızı okuyun ve kabul edin.
2 Yorum
Eskiler
En yeniler Beğenilenler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster
Okyar Atilla

En önce bu tarz çalışmaların film ve kart baskı ile yapmanın zorluğuna vurgu yapmak isterim. Bu çalışmalarla artık Süha Aray’a sadece fotoğrafçı demek haksızlık olur. Düşünceleri ve hayalleri ile yaratan bir sanatçıdır. Fotoğraftaki Picasso’muz desem hata eder miyim? Sanmıyorum.

Acilen kendisi hakkında daha fazla bilgi edinip daha çok eserini görmem gerek.

Elinize sağlık Tekin Bey.
Sevgi ve saygılarımla

Öner BÜYÜKYILDIZ
Makale Değerlendirme :
     

Yazının içeriğini okumaya geçmeden kapak fotoğrafına baktığımda kafamda sorular uçuşmaya başladı: Nasıl yapılmış? Model cam mozaik yada buzlu cam arkasından mı çekilmiş, yoksa photoshop’da mı işlenmiş, filtreler mi uygulanmış? Ama yazıyı okumaya başlayınca ve bunun analog olarak yapıldığını öğrenince sanatçıya olan saygım ve hayranlığım bir kat daha arttı. Gerçekten takdir edilmesi övülmesi gereken çalışmalar. Teknik anlamda incelemek, eleştirmek haddim değil ama estetik olarak gözüme çok farklı ve hoş göründüklerini belirtmeliyim.

Bizleri değerli ustalarımızla tanıştırmaya devam ettiğiniz için çok teşekkür ederim Tekin hocam. Buradan sizin vesilenizle Süha Hocam’a da selam ve saygılarımı sunuyorum.

Makale yazarı

Tekin Ertuğ
İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı ve edebiyat dünyasına yakın durdu. Gençlik yıllarının olgun sayılabilecek 5-6 yıllık bir döneminde ise amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi.Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotoğraf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Yaptığı atölyeler daha çok “Kuram” ve “Kurgu” öncelikli atölye çalışmalarıdır. Atölye çalışmalarının sonuçları gösteri, söyleşi ve seminer olarak çeşitli platformlarda paylaşıldı.Bu süreç içinde kaleme aldığı yazılar basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotoğraf dergilerinde yayınlandı. İlerleyen zamanda kitap çalışmalarına yöneldi. Şu ana kadar basılan kitapları: Sanat yazılarından oluşan 4 cilt “Fotograf Sanatı Üzerine”, Röportaj-Anı ve Biyografi yazılarından oluşan 10 cilt “Fotoğraf Ustaları” (Masters of Photography) ve 16 cilt “Işıkla Resmedenler” (Photographers), (Ressam Hikmet Çetinkaya'nın Biyografisi) “Kan Çiçekleri” ve en son ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi olan “Sicim” isimli eser.Hazırladığı biyografik/otobiyografik metinlerin yanısıra fotograf, sinema, edebiyat ve müziğe dair metinler üzerinde çalışmalarını sürdürmektedir.

Manşet

İzmir'in Garları

İzmir’in Garları

Neden Osmanlı Hükümeti birdenbire demiryolları sevdasına düşmüştü ve neden Ege bölgesi öncelikliydi? Kendilerince Rum, Yahudi, Ermeni toplulukları arasında anlaşmazlıklardan çıkan çatışmalara ve yöredeki zeybek, Çerkez, Yörük çetelere karşı hızlıca asker sevk edebilmek. İngilizlerin derdi ise yörenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini üç otuz paraya ihraç etmek. Yani tam bir “Win-Win” durumu.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Back Button Focus / AF-ON Tekniği ile Ustalaşın

Back Button Focus / AF-ON Tekniği ile Ustalaşın

Back Button Focus, otomatik netleme işlevini deklanşör düğmesinden alıp kameranın arkasındaki başka bir düğmeye atama işlemidir. Bu yazıyı okuduktan sonra kameranızı daha çok seveceksiniz ve fotoğraf çekmekten çok daha fazla zevk alacaksınız, iddia ediyorum.

POPÜLER İÇERİKLER

Kamera Çözünürlüğü ve Doğru Bilinen Yanlışlar

Kamera Çözünürlüğü ve Doğru Bilinen Yanlışlar

Dijital kameralar hayatımıza girdiğinden beri megapiksel yarışı devam ederken, son birkaç yıldır özellikle kamera çözünürlüğü alanında büyük bir artış yaşandı, 41 Megapiksel...
2
0
Düşünceleriniz bizim için önemli. Belirtmek ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x