En Büyük Dilemma; Görmek & Hissetmek

İş ortamının stresinden kurtulmak için, kısa ve/ya uzun tatillerimizde, hafta sonlarında, sıklıkla yeni yerler görmek, farklı kültür ve yapıda insanlar tanımak, değişik yemek kültürleri hakkında bilgi edinmek, onların tadına bakmak görmek & hissetmek için eşimle birlikte seyahat ediyoruz. Bu seyahatler esnasında bende bir tutku haline dönüşen fotoğraf çekmeyi de ihmal etmiyorum tabi. Bazen kendime sormuyor değilim; acaba ben gerçekten yeni yerler görmek için mi seyahat ediyorum, yoksa fotoğraf çekmek için mi seyahati bahane ediyorum?  Bir türlü karar veremediğime göre, sanırım her ikisi de doğru.

Yakın çevremdeki arkadaşlarım ve blogumuzu takip eden değerli dostlarım bazen bir fotoğrafıma bakıp bu fotoğrafı çekmek için ne kadar beklediğimi, ne kadar yürüdüğümü, nasıl planladığımı soruyorlar. Verdiğim cevap genellikle onların duymak istediği cevap olmuyor.

Fotoğrafçılık şansı

Geçtiğimiz ay eşimle birlikte sıklıkla yaptığımız gibi Almanya’da yaşayan kızımızı ziyarete gitmiştik. Yaşadıkları güzel Alman kasabasında bir fotoğraf yarışması düzenlenmiş. O gün içerisinde o yöreyi çağrıştıracak, dikey kadraj ile çekilmiş fotoğraflar arasından seçilenler basılacak yeni yıl takviminde yer alacakmış. Bu geleneksel hale gelmiş bir yarışmaymış. Kızımın ısrarı ile bu yarışmaya katılmak için Fotoğraf yarışması katılım rehberi işlem adımlarını aklımızda tutarak fotoğraf çekimine çıktık.

Bu yörenin birkaç sembolü var; birisi kalesi, diğeri kuğuları. Kolaylıkla tahmin edeceğiniz gibi yarışmaya katılan herkes bu temaları fotoğraflayacaktı. İlk olarak tepe bir yerde olan kale kısmına gittik. Birçok insan kalenin yanından, içinden, üzerinden fotoğraf çekiyordu. Birkaç deneme yaptıktan sonra burada fotoğraf çekmemeye karar verdim. Arabamıza binip şehir dışına doğru çıkmayı teklif ettim. Çünkü oradan her geçişimde kalenin uzaktan görüntüsü hep bir fotoğraf karesi olarak aklıma kazınmıştı. Birkaç dakika sonra istediğim yerdeydim ve aşağıdakine benzer fotoğraflar çektim.

Görmek & Hissetmek

Ardından kuğuların bulunduğu göle doğru sürdük. Oraya vardığımızda bizim gibi fotoğraf çeken birçok insanla karşılaştık. Kimi profesyonel kamerasıyla, kimi kompak mini kamerasıyla, kimi de mobil telefonlarıyla çekimler yapıyordu. Tesadüf olarak da gölde en fazla 4-5 adet kuğu vardı ve herkes bu kuğuların peşindeydi. Kuğular bu alışmadıkları ilgi karşısında ürkerek sağa sola kaçıyorlardı.

Kameramı alıp biraz tehlikeli bir yürüyüşten sonra gölün kenarına, ağaçların dibine indim, çantamda yanımda bulunan simit benzeri yiyeceklerden birkaç küçük parça koparıp kuğuların göreceği ama benden biraz uzak bir yere attım. Kuğular hemen oraya doğru yüzmeye başladılar. Makinem ve ben hazırdım.

Görmek & Hissetmek

Yanımdaki yiyecekleri gittikçe bana yaklaşacak şekilde yavaş yavaş kuğulara doğru atmaya başladım, kuğular artık tam önümdeydi ve bana adeta poz veriyorlardı.

Görmek & Hissetmek
Görmek & Hissetmek

Uzaktan kano ile gelen bir çift görmüştüm ve onlarla birlikte aynı yönde yüzen bir ördek. Tam benim önümden geçerken aynı eksende olacaklardı. Veee çıtak.

Görmek & Hissetmek

Gölün tüm çevresinde yüksekçe bir yerden geçen yürüme yolu mevcuttu ve gölün hemen bitiminden başlayan sık ve yüksek ağaçlar yoldan göl kenarının net görünmesini engelliyordu. Yukarıdaki yol kenarında bulunan diğer fotoğraf severler, ağaç dallarının arasından kuğuları fotoğraflamak için birbirleriyle yarışırken, ben gölün kenarında, dibimdeki kuğularla ve ördeklerle çoktan arkadaş olmuştum.

Görmek & Hissetmek

Şimdi fotoğrafa baktığınızda “Aaa, ufuk çizgisi eğri” diyebilirsiniz. Farkındayım, tekniğini düşünmeden fotoğraf çekme özgürlüğümü kullandım  😉

Süre bitiminde çektiğimiz fotoğrafları teslim ettik. Teslim edilirken benim çektiklerimi gören diğer katılımcıların yüzlerindeki ifadelerden anladığım kadarıyla şansımız oldukça yüksekti. Bakalım, yeni yıl takviminde bu karelerden biri yer alacak mı?

Ben seyahat etmeyi seven bir fotoğraf gönüllüsüyüm

Öyle öncesinden hazırlanıp, setler kurup, modeller bulup, onlara kostümler hazırlatıp, senaryolar belirleyip, kurgusal fotoğraflar çekmek için ne tecrübeye sahibim, ne böyle bir hevesim, ne de vaktim var. O iş alanı bambaşka bir yer, tecrübe gerektiriyor, yetenek gerektiriyor, sabır gerektiriyor. O yüzden de herkes yapamıyor zaten. Yakın bir dostum, stüdyosunda benim çoğu zaman anlamakta zorluk çektiğim değişik stüdyo ışık sistemleriyle ve onlara takılan ve adlarını bir türlü ezberleyemediğim değişik değişik başlıklarla, ürün, moda ve yemek fotoğrafçılığı yapıyor. Bazen stüdyosuna uğruyor yaptıklarını izliyorum. Değişik insanlar. O tip ustalara, sanatçılara saygı duyuyorum.

Bana yukarıdaki soruyu soran arkadaşlarıma önerdiğim birkaç küçük şey var, ancak inandığım en önemli şey; fotoğraf çekme sürecini sadece akışına bırakmaktır. Artık fotoğraf çekerken işin tekniğini düşünmüyorum bile. Yok 1/3 kuralı, yok ufuk çizgisi düzgünlüğü, arka planın karmaşıklığı gibi şeylere takılmıyorum. Daha doğrusu takılmamayı öğrendim. Bu saydıklarıma dikkat etmiyor muyum? Ediyorum elbette, ama onları düşünerek çekmiyorum fotoğraflarımı, kendiliğinden oluveriyor, tıpkı araç kullanırken hangi viteste gittiğinizi bilmeden vites değiştirmek gibi bir şey.

BAŞARILI BİR İMAJ OLUŞTURMA STRESİNİ ATIN ÜZERİNİZDEN;
BİR OLAYI, SAHNEYİ DAHA DERİNDEN GÖRMEK İSTEĞİNDEN VEYA GÖRMEK İÇİN DAHA FAZLA ŞEYLER ARAMAKTAN VAZGEÇİN.

Ne kadar çok denerseniz o kadar zorlaşıyor, inanın. Bir görüntüyü ne kadar çok ararsanız, özellikle de hepsini daha önce gördüyseniz, o kadar zor olur.

Tanıdık yerlerde değişik görüntüler yakalamak görme ile değil, duygu ile ilgilidir.

Sizinle birlikte ortaya çıkan bambaşka bir şey olmalı, ilham kaynağı olan şey budur, içinizdeki bu sestir.

Kendinizi hissetmeniz için deneyimlerinize kendinizi açmanız, çevreniz hakkındaki farkındalığı oluşturmanız ve bu durumlar karşısında nasıl davrandığınızı bilmeniz gerekir. Bu ise kişide ortamdaki her anın farkına varma isteği ile oluşuyor.

Bunun oluşması için yeni bir şeyler görmeye çalışmakla meşgul olmamalısınız. Aslında bunları görmeye çalışmadığınızda yaratıcı ve duygusal olarak daha iyi bir yerde olacağınızı iddia ediyorum. Emin olun ki, siz ona bir şey verdiğinizde doğa da size istediğinizi verecektir.

Görmek & Hissetmek

Gözleriniz açık olduğu sürece görmeniz kaçınılmazdır. Görüntülerin sizde yarattığı hisler ise kalbinizde unutulmaz izler bırakan izlenimler haline dönüşür. İşte bu ince değişiklik fark yaratıyor. Çünkü, işte şimdi içinizden çalışmaya başlıyorsunuz ve işte orası yaratıcılığınızın başladığı yerdir.

Artık bunun ardından öncesinde geliştirdiğiniz tüm bu becerilerinizi bir fotoğrafta çevirmek için özgürce kullanabilirsiniz. Yaratıcı yollarla uygulanan kompozisyon ve kamera tekniğinin dikkatli kullanımı iç sesinizi ve eşsiz görme şeklinizi ortaya çıkaran sonuçlar türetir. Ve her baktığınızda mutlaka arada unutulmuş bir şeyler bulursunuz.

Görmek ile hissetmeyi aynı anda yapabildiğinizde her defasında daha mutlu ve keyif verici bir deneyimle oradan ayrılacaksınız.

Fotoğraf çekenler daha mutlu oluyor demiş miydim?

Eminim siz de bu konu hakkında birçok fikre ve deneyime sahipsiniz, “Yorumlar” kısmından benimle paylaşır mısınız?

Işığınız bol olsun.

İLİŞKİLİ İÇERİKLER

Paris bir şenliktir…

Paris’le ilk buluşmam iş seyahati için Seul’a giderken oldu. O çağda direkt uçuş yoktu ve benim biletim Air France olunca Paris’te aktarma yapmak gerekiyordu. Güzel yanı firma bir gece Paris’te misafir ediyor. Yani onlarında öyle zırt pırt Uzakdoğu’ya uçuşları henüz yokmuş. Bir gece ne olacak ki? Göz açıp kapayıncaya kadar geçer deyip gözlerimi hiç kapatmamaya karar vermiştim.

Yapay Zekâ, Yapay Dünya, Yapay Fotoğraf

Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde belge olarak kabul görmüştür. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte işler karışmış, fotoğraf ve gerçeklik arasındaki ilişki sorgulanır hale gelmiştir. Artık bugün bu ilişki tamamen kurgulanabilir düzeydedir.

Eksikliğini hissetmemek, muhtaç olmamak; Doktorlarımız…

Tabii bu sadece temenni olarak kalmaktan öteye gidemiyor. Üstüne üstlük basın, sürekli taciz edilen ve yurtdışına giden doktorlardan bahsediyor. Buna bir de gençlerin üniversite sınavlarında tıp seçmemesini ekleyin. Bu yeteri kadar karamsar bir tasvir oldu.

Kumun fotoğrafçası

Bir Patara var: Uçsuz bucaksız kumsalıyla nefis bir Akdeniz plajı. Yaz aylarında herkesin masmavi sularında serinlediği, kıyısında kumların tepeler oluşturduğu uzun sahil. Eskiden, filmlerdeki çöl sahneleri burada çekilirmiş.

E-POSTA ABONELİĞİ

Makale yazarı

Sebahattin Demir
Sebahattin Demir
Mühendis ama Tıp meraklısı. Seyahat etmeyi seven bir fotoğraf gönüllüsü. Okumayı, araştırmayı, sorgulamayı sever. İnsan ilişkilerine ve saygıya önem verir. Bildiklerini paylaşmaktan mutluluk duyar. "Bilmiyorum" demekten çekinmez. Türkçe yazım kurallarına uymayanlarla arası iyi değildir. Detay profil bilgisi için tıklayınız.

POPÜLER İÇERİKLER

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

YORUM YAPILDIĞINDA BANA BİLDİR
Bana bildir
guest

11 Yorum
Eskiler
En yeniler Beğenilenler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster
Ayşenur
Ayşenur

Ne güzel yerlermiş, bayıldım.
“Tekniğini düşünmeden fotoğraf çekme özgürlüğü” sözünüzü çok sevdim. Ben galiba bu sınıftayım 🙂

Zeynep K. C.
Zeynep K. C.

Bu makalenizi yeni gördüm daha önce fark etmemiştim. Hikaye gibi anlatmanız çok güzel hem eğlendirici hem öğretici. Fotoğraflar ve çektiğiniz ortamlar bir harika… Şanslısınız güzel yerler görme olanaklarınız var.. Biz de sayenizde görmüş oluyoruz 🙂 Bu gibi yazıları daha sık yazmalısınız…..

Kutlay
Kutlay

Gezi günlüklerinizi çoğaltmalısınız. Yazılarınızı okurken zevk alıyorum. Hem sade hem kaliteli. İkisini bir arada başarmak iyi bir yetenek ister bu sizde fazlasıyla var.Tebrikler.

Okyar Atilla
Okyar Atilla

Bu fotoğraflardan seçmezlerse takvimi de basmasınlar derim. 7 nci fotoğraf favorim. Hayata düz bakmayacaksın. 3 ve 4 de çok güzel.

Okyar Atilla
Okyar Atilla
Yorumun sahibi  Sebahattin Demir

Anlaşmaya başladığımız ilk nokta da bu zaten. Herkesin yaptığı gibi yapacaksan niye yapacaksın ki? İş hayatında da aynıdır. Herkes gibi düşünüyorsan bir şey düşünmüyorsun, herkes gibi yapıyorsan bir şey yapmıyorsun demektir. Bu lafımı sevdim 🙂 Hemen Linked-in de paylaşayım.

Filiz
Filiz

Evet fotoğraf çekenler daha mutlu oluyor çünkü mutluluk AN’lar dan oluşuyor bir deklanşör sesi gibi mutluluk..Bir de sizi keşfettim, okumayı seven biri olarak bu benim açımdan üzücü ama olsun geç olsun da güç olmasın der büyüklerimiz..Artık bir rehber eşliğinde fotoğraf çekeceğim ne güzel..iyi ki varsınız..Ee daha ne olsun..🙏
Dip not: 3.göz oldunuz bana 😉