Heidelberg; 700 Yıllık Romantik, Rüya Şehir

_

Hepimiz zaman zaman gündelik stresten kaçıp tarihin, doğanın, yeşilin güzelliklerine dalmak ve zamanla biriktirdiğimiz olumsuz duygulardan az da olsa arınmak isteriz. Böyle anlarda sakin, huzur dolu bir yer iyi gelir insana. Öyleyse, Almanya’nın Orta Çağ şehri Heidelberg tam size göre bir yer. İkinci dünya savaşında ne Nazilerin ne Amerikalıların fazla zarar vermeye kıyamadığı, yeşillere bürünmüş tepeler arasında sakince akıp giden Neckar Nehri kenarında, Ortaçağdan kalma bir masal şehri tadı veren yüksek ve kırmızı kiremitli çatılı binaları, tarihi köprüleri, şehri tepeden izleyen eski kalesi, cıvıl cıvıl sokakları ile Heidelberg, hiç kuşkusuz Almanya’nın en güzel şehirlerinden birisi.

Bu şehir buram buram tarih ve romantizm kokuyor.

Seyahat listelerinde yer alan bu gibi güzel yerler için gezilmesi gereken belirli mevsimler dönemler önerilir. Heidelberg, kışların çok soğuk geçmediği, yazları da çok sıcak olmayan her mevsimde ılıman bir iklime sahip. Bu nedenle tüm yıl seyahat listenizde yer alabilecek nitelikteki ender yerlerden.

Pfalz ve Oden Ormanı tarafından çevrelenmiş şehirdeki ağaçların rengarenk görüntüsü, Filozoflar Yolu’nda dökülmüş sarıdan turuncuya, pembeden kırmızıya her tür ton ve renkte çiçek ve yaprakların eşliğinde yürüyüş, Carl Theodor Köprüsü’nden şehrin pastel tonlardaki görünüşü, Heidelberg Şatosu’nun o ihtişamı her mevsim ayrı bir güzel…

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Heidelberg bir Bilim Kenti

Tarihi, mimarisi ve doğasının güzelliğinden ötürü Almanya’nın “En romantik şehri” unvanını açık ara elinde bulunduran Heidelberg, bir bilim kenti aynı zamanda. Almanya’nın en eski üniversitesi burada. 1386 yılında kurulmuş olan Heidelberg Üniversitesi Tıp ve Eczacılık açısından Avrupa’nın en önemli üniversitelerin biri.

Goethe, Georg Willhelm Friedrich Hegel, Robert Bunsen, Max Weber veya Karl Jaspers gibi büyük isimleri kendisine çekmiş şehirde, günümüzde 30 Binin üzerinde üniversite öğrencisi bulunuyor. Şehrin sokaklarında gezerken her köşesinde kitap okuyan, sohbet eden, bisikletle gezen üniversiteli gençlerin şehrin dinamik enerjisini nasıl yansıttığına şahitlik ediyorsunuz. “Üniversite Meydanı” diye anılan ve tarihi kütüphanenin de olduğu şehir; sanatın, bilimin ve güzelliğin simgesi… Eski ve Yeni Üniversite binalarının mimarisi şehri canlı ve farklı kılan başlıca özelliklerden. Bu şehri, üniversitesini detaylıca gezince Nobel Bilim Ödülü’nün 11 kez bu şehrin üniversitesine neden verilmiş olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

Bir şehri tanımanın en güzel yolu, ara sokaklarında kaybolmaktır.

Yürürken, balkonlardan sarkan ve dükkanların önlerindeki çiçekleri gördüğünüzde yapay sanıyorsunuz, o kadar canlı ve o kadar bakımlılar ki!

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Gezerken bir dükkanda şehrin 100 yıl kadar öncesinin fotoğraflarını barındıran bir broşür elime geçmişti. Belki inanmayacaksınız ama, o broşürde yer alan sokakların hemen hepsini dolaştım, bir elimdeki fotoğrafa bakıyorum, bir de karşımdaki sokağa ve binalara; binalar çok eski fakat tarihi doku hiç bozulmamış, aynen korunmuş. İşte bu şehri romantik kılan şey de bu.

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Almanya’nın en romantik kenti

Wege der Romantik, yani Almanya’nın en romantik kenti olarak anılan Heidelberg, Neckar Nehri tarafından yeni ve eski olarak ikiye ayrılmış durumda.

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Nehrin üzerinde bulunan 200 metre uzunluğunda ve 7 metre genişliğindeki Eski Köprü ise burada bulunan ahşap köprünün yerine yine bu bölgeden çıkan kumtaşı ile 1788’de yapılmış.

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg
Köprü üzerinden gelip, eski şehire giriş kapısı

Şehrin Kalesiyle beraber simgesi olan bu köprü, II.Dünya Savaşı’nda Alman askerlerince diğer tüm köprüler gibi yıktırılmış. Savaş sonrası halkın topladıkları parayla yaptırılıp 1947’de yeniden açılmış.

Şehrin en turistik ve romantik yerlerden biri olan köprü üzerinden tablo güzelliğinde bir manzaraya şahitlik ediyorsunuz.

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Tarihi köprü üzerinde köprüyü yapan Karl Theodor ve bir Roma tanrıçasına adanmış iki heykel bulunuyor.

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Köprünün girişinde yer alan kulelerinin solunda yer alan ve Gernot Rumpf tarafından 1979’da yapılan bronz maymun heykeli ise fotoğraf çektirmek isteyenler için oldukça ilgi görüyor. Heidelberg halkı ve şehri ziyarete gelen turistler nehir kenarında yürümeyi seviyor.

Köprü sonrası ise üniversite profesör ve filozoflarının yürüyüş alanı olarak kullandıklarından dolayı Filozoflar Yolu olarak anılan bir yol var. Theodor Heuss Köprüsüne kadar uzanan bu yol, spor yapan veya yürüyüşe çıkanlar tarafından da kullanılıyor.

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Meyve bahçeleri arasında uzayan patikadan şehrin en muhteşem görüntülerinden birine sahip Heidelberg Kalesi’ne ulaşmak mümkün. Yürüyerek çıkması pek de kolay olmadığından Bergbahn denilen funikülerle tepeye çıkılabiliyor, 8 metre uzunluğunda, 50 kişi kapasiteye sahip kabini olan funiküler 1907’de yapılmış, biz funiküler kullanmadık.

Sizi bu yol üzerindeki bazı görüntüler ile baş başa bırakıyorum.

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Yeşil ormana sırtını dayayan Heidelberg Kalesi bir kartpostal görünümü veriyor.

13. yüzyıldan kalma kırmızı taştan yapılmış kale, II. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından Merkez Karargah olarak kullanılmış, bunu haber alan karşı güçler en yoğun hava saldırılarını bu kaleye yapmışlar. Bazı yerleri savaş sırasında bombardımanlarla yıkılmış olsa da görkemini koruyan, övgüye değer bir yapı.

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Nihayet zirveye yani kaleye ulaştık. Heidelberg Sarayı olarak da adlandırılan kale, 1398-1410 yıllarında, Prens Elector Ruprecht III hanedanlığın ilk rezidansı olarak da kullanılmış. 1764 yılında yıldırım çarpması sonucu zarar gören kalenin taşları bir dönem yöre halkı tarafından ev yapımında da kullanılmışsa da, daha sonradan kale korumaya alınmış.

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Kalenin girişinde bir saat kulesi buluuyor, çeşitli sergilerin düzenlendiği Alman Eczane Müzesi yanı sıra, 1751 yılından kalma 185 bin 500 litrelik dünyanın en büyük ahşap fıçısı da bulunuyor. Yaz aylarında yapılan Heidelberg Kalesi festivaline ev sahipliği yapan, tiyatro, müzikal, opera ve klasik müzik konserleri için kullanılan Kral Meydanı kaleye sonradan eklenmiş.

Kalenin zirvesinde sizi şöyle bir manzara karşılıyor:

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Daha yakından bakmak ister misiniz?

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Avrupa’nın en uzun yaya yolu

1,5 Kilometre boyunda, sadece yayalara ayrılmış, yalnızca Almanya’nın değil Avrupanın en uzun yaya yolu HauptstraBe, bu şehrin en canlı caddesi. Sıra sıra dizilmiş mağazalar, hediyelik eşya dükkanları, birbiriyle yarışan likör butikleri, kafeleri ve restoranlarıyla sakin bir kalabalıktan hoşlananlar için bu caddede yürümek çok keyifli.

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Sume Çeşmesi’nden başlayıp, Bismarc Meydanı’na kadar uzanan bu caddeye dik ara sokaklarındaki tarihi evler sizi adeta zamanda yolculuğa çıkarıyor. Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürürken kendinizi Ortaçağ’da yaşıyor hissediyorsunuz.

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg1717-19 yıllarında arasında yapılmış ve meydanın kale tarafındaki iki önemli yapısından biri olan Büyük Dük Sarayı, 1805’ten sonra Baden mahkemesi tarafından kullanılmış. 1920’den bu yana ise Heidelberg Bilimler Akademisi olarak kullanılıyor.

Yandaki fotoğraftaki kişi kendisini “The Algerian” olarak tanıtıyor ve devamlı olarak bu sarayın arka kapılarından birinin basamaklarında oturuyor. Adeta buranın maskotu olmuş.

Şehrin en canlı yeri Marktplatz’a çok yakın olan Gundel…

Keyifli çay saatleri ve kahve molaları için ideal bir yer burası. İki yıl üst üste Almanya’nın en iyi pastane unvanını alan Gundel, pasta ve hamur işlerinde oldukça iddialı, tecrübeyle sabit, mutlaka denemelisiniz, hak vereceksiniz.

Havanın yavaş yavaş kararması ile birlikte meydanlardaki açık hava kafeleri kalabalıklaşmaya başlıyor. Yaşlı Alman nüfusuna karşın bu şehirde öğrenci ve genç bolluğu dikkat çekici. Bu durum eğlenceli bir gece hayatını da beraberinde getiriyor. Şehrin sokaklarında yerlerini alan genç müzisyenler hünerlerini sergileyip okul harçlıklarını çıkarmanın peşine düşüyor. Gece ile birlikte şehrin çekici diğer yüzü daha da canlanmaya başlıyor, restoran ve kafeler dolup taşıyor. Günün yorgunluğunu ünlü şaraplarla dolu kadehler ve keyifli sohbetlerle çıkaran ziyaretçilerden yükselen sesler meydan ve sokaklarda birbirine karışıyor.

Gelmeden önce rezervasyon yapmayı unutmayın

Özellikle ilkbahar ve yaz sezonunda, Heidelberg otelleri için mutlaka gelmeden önce rezervasyon yapmak şart. Popüler Heidelberg otelleri çoğunlukla 6 ay öncesinden yapılmış rezervasyonlar nedeniyle dolu olduğundan, bu dönemde uygun otel bulmak pek de mümkün olmuyor. Burayı gezip görünce buna şaşırmıyorsunuz, zira yılda 3 milyona yaklaşan turist ziyaretçisi ile Heidelberg, sadece Almanya’nın değil, Avrupa’nın da en gözde yerlerinden biri. Heidelberg seyahatinizde şehirde konaklamayı düşünüyorsanız mutlaka aylar öncesinden yer ayırtmalısınız.

Harika Almanya Şehirleri; Heidelberg

Tek günlük bir gezinin yeterli olabileceği Heidelberg’e Türkiye’den direkt uçuşla Frankfurt’a gidip, havaalanı içinden kalkan hızlı trenle bir saatte ulaşabilirsiniz. Özellikle eski şehir bölgesinde konaklamanız şehri yürüyerek gezmeniz için ideal. Yemek konusunda hiç sıkıntı çekmeyeceğiniz şehirde Türk restoranları da mevcut.

Almanya turu düşünüyorsanız; genellikle yaşlı nüfusu ile sıkıcı olarak nitelendirilen (ki ben buna katılmıyorum) Almanya’nın çekici ve dinamik bir yüzünü görmek arzusundaysanız rotanızı mutlaka bu 700 yıllık tarihi şehre, Heidelberg’e çevirin, emin olun pişman olmayacaksınız.

İkinci Dünya Savaşı’nda yıkılmayan yegane yerlerden biri olan Heidelberg’i anlatmak için gerçekten kelimeler yetmiyor, okurken sıkılmayacağınızı bilsem sayfalarca yazabilirim. Bu yazıyı bile defalarca elden geçirdim, en kısaltılmış hali bu oldu.

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız hemen abone olabilirsiniz.

Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

avatar
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bana bildir
Habibe
Ziyaretçi
Habibe

Çok güzel yerler gerçenten bu yazılarınızı okuyanları kıskandırıyorsunuz gezen var gezemeyen var

Zuhal çorapçılar
Ziyaretçi
Zuhal çorapçılar

Merhaba.. sizi face de nikon turkiye bilgi platformunda verdiğiniz bir cevaptan tesadüf eseri gördüm.. sitenizi ziyaret ettiğimde gezi yazılarınız çok ilgimi çekti.. çok güzel yerler ve çok güzel resimler. Hemen abone oldum.. böyle bir sitenin olduğunu bilmiyordum.. mutlaka duyurmanız gerekiyor bi şekilde.

Bu makaleyi paylaş

Sebahattin Demir
Mühendis ama Tıp meraklısı. Profesyonel yönetici. Seyahat etmeyi seven bir fotoğraf gönüllüsü. Okumayı, araştırmayı, sorgulamayı sever. İnsan ilişkilerine ve saygıya önem verir. Bildiklerini paylaşmaktan mutluluk duyar. "Bilmiyorum" demekten çekinmez. Türkçe yazım kurallarına uymayanlarla arası iyi değildir.

ÖZEL MAKALE

Image Stack ile fotoğraftaki gürültüyü (kumlanmayı) yok etmek

Image Stack ile Fotoğraftaki Gürültüyü (kumlanmayı) Yok Etmek
Gece fotoğrafı çekiyorsunuz ya da karanlık bir kapalı ortamı fotoğraflamak istiyorsunuz. Tek çözüm Yüksek ISO kullanmak. Ama bu durumda Fotoğrafta gürültü yani kumlanma olacak. Peki bu gürültüden kurtulmanın bir yolu yok mu? Var elbette; Photoshop'un Image Stack Yöntemi.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Bir gün yolda yürürken Temel'in yolunu hırpani bir adam kesmiş "Allah rızası için, acıyın şu fakire" demiş. Temel, acıklı acıklı adama bakmış "Çok aciyrum sana uşağum" demiş ve yürümeye devam etmiş. Adam arkasından yetişip tekrar önünü kesmiş "Karnım çok aç, kaç gündür ağzıma lokma koymadım" demiş. Temel "Bak işte pu olmadu uşağum" demiş, "Hiç değilse pi kaç lokma yemelisun". Evet, tok açın halinden anlamıyor. Diyelim ki fotoğrafı çok seviyorsunuz ve heves ediyorsunuz. Kendinize bir kamera almak amatör olarak fotoğraf çekmek istiyorsunuz ama nereden ve nasıl başlayacağınız hakkında hiçbir bilginiz yok. Ne yaparsınız? Bu konuda bilgi sahibi tanıdık eş dostlarınıza fikirlerini sorarsınız İlgili forum sitelerine danışırsınız Bir fotoğraf mağazasına gider, bilgi alırsınız Bol bol araştırma yapar, kitaplar okur, videolar izlersiniz. Belki de bunların birkaçını veya hepsini birden yaparsınız. Ama genellikle size verilen cevaplarda hep, sanki karşınızdaki profesyonelmiş de siz onların seviyesine çıkana kadar çook uzun yıllarınızı harcamanız gerekiyormuş gibi hissettirler size. Haydi gelin itiraf edelim; hangimiz bize danışan bir yeni başlayana böyle hissettirmedik? Baştan söyleyeyim, tersini söylerseniz inanmam! Fotoğrafçılıkta ne kadar çok düşman var! Işığın düşmanı karanlık, DSLR'nin düşmanı aynasız, Nikon'cular bir yanda Canon'cular bir yanda. Aynasız'cılar bile fraksiyonlara ayrılmış durumdalar; tam kareciler (Full frame), çarpanlı gövdeciler (APS-C) veya Mikro 4/3 fanları. Biter mi, daha var; Sony'ciler, Fuji'ciler, Pentax'çılar, Panasonic'çiler ... Makrocular, portreciler, manzaracılar, modacılar, ürüncüler, yemekçiler, düğüncüler, sokakçılar, her ne rastgelirseciler ... Ama bunların da önünde çok daha önemli bir ayrım var, PROFESYONELLER ve AMATÖRLER. Ben bu tanımları son zamanlarda iyice merak etmeye başladım, neye göre profesyonel, kime göre amatör? Bir kameraya sahip olanlar neden profesyonel olmak isterler? Ya da öyle görünmek isterler? İşimi gören, fazla sorun çıkartmayan, istediğim asgari konforu bana sunan arabam varken, neden bir Formula 1 yarışçısına heves edeyim? Seçenekler şunlar olabilir mi: Bir araba yarışçısı olmak harika ve heyecan verici! Teknolojisi benim için büyüleyici ve bu otomobillerde bu faslasıyla var! Kim bütün gün araba kullanmak ve üstüne deli para kazanmak istemez ki? İşimden sıkıldım, orta yaş bunalımına girdim, heyecan lazım! Yine de birçoğumuz otomobilimizi sadece bir araç olarak düşünmekten memnunuz. Öyleyse fotoğrafçılık neden farklıdır? Çoğumuzun bu alandaki EN'leri hedef almamızı, onlar gibi olmak istememizi sağlayan şey nedir? Hiç forum sohbetlerine katıldınız mı? Ya da yeni favori kameranıza veya lensinizi bir inceleme sayfasında okumaya çalıştınız mı? Ben bunları ne zaman yapsam, neredeyse her zaman o an sahip olduğum ekipmanım için yapmış olduğum seçimlerimden şüphelenirken ve bir sonraki satın alacağım ekipmanımı ararken bulurdum kendimi. Bir gün fark ettim ki: ben bu ölüm kalım soruları (!) ile uğraşırken bir şey yapmayı unutmuşum: fotoğrafçılıktan zevk almak. Photoshop'da fotoğraflarımla uğraştığım, saatlerimi harcadığım, ışıklandırma, kompozisyon, netlik ve benzeri takıntılarım nedeniyle kendimi hep üzgün ve yetersiz hissediyordum, kafamda hep o deli sorular vardı; daha iyisi nasıl olabilir acaba? Ve elbette, internette daha fazla zaman harcıyordum. Sonra, bunun sıkışıp kalmışlık ve basit bir kısır döngü olduğunu anladım. Belki de en iyi ekipman falınıza baktırabilirsiniz :) Bence fotoğrafçılık, sanat ve teknolojinin kutsal bir evliliğidir. İdealinde, bu iki bileşen arasında sağlıklı bir denge olmalıdır. Yeni başlayanlar da bu ideal dünyada her iki konuda da dengeli kaynaklar bulmalıdır. Asıl nokta ise, "Adım adım nasıl sanatçı olunur" gibisinden bir rehberin olmaması. Öte yandan, teknolojiyle ilgili öğrenilebilecek o kadar çok fazla bilgi var ki, en iyi sonucu elde etmek cebinizin ne kadar dolu olduğuna bağlı. İlk DSLR kameramı aldığımda, sadece birkaç günlük google araştırmalarımda, profesyonellerin profesyonel ekipmanlara sahip olduğu ve bu nedenle profesyonel fotoğraflar çektiği, daha iyi ve profesyonel olmanın birbiriyle bağlantılı olduğu hissine kapılmıştım. Amatör olmak veya amatör görünmek kötü bir şey mi? Bu soruyu cevaplamak için “Fotoğrafın konusu nedir?” sorusuna cevap bulmak gerek. Bu sorunun kitaplardaki cevabı şudur: Işığı yakalamak. Genel geçer cevapları ise: Anı yakalamak. En iyi kamera, en iyi ayarlar, en iyi lens, dışarı çıkıp denemeler yapmak yerine bunları düşünmek ve gerçekten o anı kaçırmak. Teknikleri ve teknolojiyi görmezden gelerek amatör olmayı mı kastediyorum? Elbette hayır. Bir araba kullanıyorsanız, göstergelerini kullanmanız, farları yakmanız, motor yağını kontrol etmeniz, kış lastikleri bulundurmanız gerekir. Ama aynı seyahati 15 yaşındaki bir Fiat ile, tıpkı yeni model bir Audi'de olduğu gibi yapabilir ve harika bir doğada, muhteşem manzara boyunca eşit derecede eğlenceli bir seyahat yapabilirsiniz. "Profesyonel, amatöre karşı" dilemmasına rastlamışsınızdır. Kendim için şunu net olarak söyleyebilirim; ben profesyonel değilim, amatör yerine fotoğraf gönüllüsü olmayı tercih ediyorum. Bir fotoğraf gönüllüsü olarak, fotoğrafa ilk başladığımda duymak istediğim bazı ipuçlarını ve püf noktalarını şöyle sıralayabilirim: Ekipman Ekipmanın aşırı bir önemi yoktur. Fotoğrafçılığa giren çoğu insan, ellerindeki ekipmanın ne kadar iyi olduğunu ve bunlarla neler yapabileceklerini es geçer. Eğer gerçek bir acemi iseniz, alabileceğiniz ilk giriş seviyesi kamerayı almanızı ve fotoğrafta Pozlama nedir, Doğru pozlama nasıl yapılır öğrenebilmek için manuel ayarlar ile kullanmanızı öneririm. Bunu yaparak, gelecekte yeni bir kamera isteyeceğiniz zaman, tercihlerinizin ne olduğu konusunda oldukça doğru bir fikre sahip olacaksınız. Eğer çoğunlukla etrafta koşan çocukları, hayvanları veya uçan kuşları fotoğrafladığınızı fark ederseniz, hızlı ve doğru otomatik netleme yapan modellere göz atmalısınız. Sıkça seyahat ediyorsanız ve bir de kilolarca ekipman taşımak istemiyorsanız,  küçük kompak kameralara bakmak isteyebilirsiniz. Büyük olasılıkla bir tam kare (Full frame) canavardaysa gözünüz, o zaman ayrı, kalbinizinden gelen bu sesi göz ardı etmeyin! Ben tüm seyahatlerimde Nikon D850 kameramı yanıma alıyorum. Peki, D850'min tüm potansiyelini kullanıyor muyum? Evet kullanıyorum. Neden şaşırdınız, hayır cevabı bekliyordunuz, itiraf edin. Evet kullanıyorum, çünkü o kamerayı bu özelliklerini kullanmak için aldım ben. Onun tüm özelliklerini blogumda anlatan onlarca yazı bulabilirsiniz. Onu seviyorum. Kesinlikle! Amatör olmanın en iyi yanı, ekipman satın almanın finansal değil duygusal bir karar olduğudur. Ben ekipmanımı bir yatırım olarak değil, bir iş ortağım olarak seçmeye çalışıyorum. Köyün birinde köy meclisi toplanmış, köyü ve köylüyü kalkındırmak için bir atılım yapmaya karar vermişler. Atalet içindeki köylüyü buna ikna için neler yapabiliriz diye düşünürken, içlerinden biri "Nasreddin hocayı davet edelim, bunu o anlatsın. Köylü onu dinler" demiş. Fikir çok benimsenmiş, hocaya gidip isteklerini iletmişler. Hoca "Gelirim ama bir şartla" demiş, "Bir kese altın isterim". Köylüler, "Aman hocam, nerden bulalım bu kadar altını" dedilerse de hoca isteğinden vazgeçmemiş. Çaresiz kabul etmişler, köye dönüp herkesten, elde avuçta ne varsa toparlayıp hazır etmişler. Gün gelip çatmış, hoca köye gelmiş. Tüm köy halkı meydana toplanmış, heyecanla hocayı bekliyorlar. "Önce altınları göreyim" demiş hoca. Vermiş köylüler. Almış cebine koymuş. Sonra başlamış konuşmaya. Hoca konuştukça, köylüler coşmuş, köylü coştukça hoca coşmuş. Muhteşem bir konuşmanın ardından hoca, köy heyetini çağırmış, cebinden keseyi çıkarıp onlara geri vermiş. Köylüler şaşkın! "Hocam ne oldu, neden geri veriyorsun" demişler. Hoca cevaplamış "Bu altını sizden iki nedenle istedim" demiş ve devam etmiş "Birincisi, para verdiğiniz için beni can kulağıyla dinlemek zorunda kaldınız. İkincisi, insan cebinde para olunca bir başka konuşuyor be" demiş. Artık buradaki kıssayı ve çıkacak hisseyi de size bırakıyorum :) Bir amatörün ihtiyaç duyabileceği şeylerden daha fazlasını sunan bir sürü harika kamera var. Ancak, sizin için gerçekten önemli olan veya hayatınızı kolaylaştıracağını düşündüğünüz ve bunun karşılığını ödeyebileceğiniz tek bir özelliği bile varsa: gidin alın! Çantanızdan her çıkardığınızla bayramda en sevdiği hediyeyi almış bir çocuk gibi hissedeceğinizden emin olun. Peki o zaman lensler? Kameralara benzer şekilde, en çok kullandıklarınızı belirleyin ve bunlara sadık kalın, çok sık lens değiştirmeyin. Arkadaşlarınıza tatil fotoğraflarınızı gösterdiğinizde, "Aaaa çok güzel çözünürlükte çekmişsin" mi der? İddia ediyorum hiç kimse farkına varmayacaktır. Ama ben genellikle prime yani asal lenslerimi kullanıyorum, arkadaşlarımın fotoğraflarımdaki çözünürlükleri farkedip, bunu bana söylemeleri için değil, sadece kendim için, onlarla daha zevkli çalıştığım ve onlardan büyük baskılar alıp ofisimin duvarlarına asmayı sevdiğim için. Sonra onların yerine yenisi geldiğinde ya da ofisime gelen bir dostum birini beğendiğinde, onları dostlarıma hediye etmekten çok büyük mutluluk duyduğum için. Aynısı aksesuarlar için de geçerli. Mümkünse satın almadan önce onları deneyin ve hangilerinin size gerçek bir fayda sağladığını görün. Örneğin, ben mutlaka üçayak kullanmaya özen gösteririm. Bunun benim için ne kadar önemli bir araç olduğunu biliyorum. Öyle ki, yurtdışı seyahatlerimde bile bir seyahat üçayağım vardır yanımda. Post prodüksiyon, fotoğrafı işleme aşaması İşte size kendi fotoğraflarınızdan nefret edebileceğiniz bir aşama! Kameranızı bir spor müsabakasına götürüp, oradan 1000'e yakın fotoğrafla eve döndünüz mü? Peki, hiç onları işlemeyi denediniz mi? Sizi iyi hissettirdi mi? Evet, ben de öyle düşünmüştüm. Bazılarının neden bu noktada yalnızca JPEG fotoğraf çekmeyi düşündüğünü anlıyorum. Adil olmak gerekirse, JPEG formatında çekilmiş bir fotoğraf kusursuz olmayabilir, ama yine de çok iyi görünebilir. Fakat RAW fotoğraf çekmek her zaman yeni bir olasılık ufku açar. Başlangıçta JPEG çekim yaparsanız, çıkacak görüntüyü makineninizde yaptığınız ayarlara göre fotoğraf makinesine bırakabilirsiniz. RAW çekim yapmak, sahada harcayacağınız tonlarca zamandan kazanmanızı sağlar. Ya da zifiri karanlık gölgeleri hatırlayın, işleme aşamasında birkaç sürgü hareketi ile size fark yaratan bir dünya yaratabilir ve sizi daha hoş bir sonuçla mutlu edebilir. İlk başladığım zamanlarda fotoğraflar üzerinde sonradan yapılan Photoshop müdahelelerine dair bazı çekincelerim vardı. Sonradan farkettim ki, ne yaparsanız yapın, hiçbir kamera asla tıpkı gözlerimizle gördüğümüz gibi bir fotoğraf çekemiyor. Ben, sonuçta sevdiğim fotoğraflara sahip olmak istiyorum ve o kaydırıcılarla biraz oynamanın bence bir zararı yok. Bunları yazıyorum diye beni monitörün başında saatler geçiren biri sanmayın, sıkılırım zaten, yapamam. Bu yüzden fotoğraf işlemek için harcadığım zamanı kademeli olarak azalttım. Genellikle fotoğrafların çoğunda uygulayacağım, kamera standart profili, lens düzeltme, makul miktarda kontrast, netlik ve titreşim gibi ayarlardan oluşan bir ön ayar kullanarak da zaman kazanmaya odaklanıyorum. Bu, beyaz dengesi ve pozlama ayarları, gerektiğinde vinyet veya kırpma gibi fotoğrafların ince ayarlarıyla geçirmem gereken zamanı önemli ölçüde azaltıyor. Sorumu yineliyorum, "Amatör olmak kötü mü?" Kesinlikle hayır! Bir amatör olmak ve öyle kalmak harika! Bir kere, beklentilere bağlı değilsin, herhangi bir hata yapabilirsin, kendi kurallarını ve estetiğini tanımlayabilirsin, ve neden fotoğraf çektiğini hatırlarsan, çektiğin fotoğrafları daha fazla sevmeyi öğrenebilirsin. Gerçekçi olmayan ya da hep rakiplerinizden daha iyi olmanız için devamlı sol omzunuzda bik bik eden şeytan tarafından rahatsız edilmezsiniz, çünkü size ömür boyu sürecek bir deneme yanılma yolculuğuna çıkma ve sadece sürüşün keyfini çıkarma fırsatını verir. Ve buna bonus olarak, kendi hayatınızın değerli, ilginç ve tuhaf anlarından oluşan bir portföy ile mutlu mesut yürüyüp gidersiniz. Belki bir gün bunlar ışığında, kariyer değişikliği düşünmek bile isteyebilirsiniz :) Amatör olun! Reçete basit: Donanımınızı tanıyın, onları başka markalar ve modellerle karşılaştırmak yerine fotoğraf çekmek için kullanın ve benim kadar fotoğraf çekmenin tadını çıkarın! Fotoğraf çekenler daha mutlu oluyor demiş miydim?

Profesyonel Fotoğrafçı Olmamanın Dayanılmaz Hafifliği

Yolda yürürken Temel'in yolunu hırpani bir adam kesmiş "Allah rızası için, acıyın şu fakire" demiş. Temel, acıklı acıklı adama bakmış "Çok aciyrum sana uşağum" demiş ve yürümeye devam etmiş.

POPÜLER İÇERİKLER

Kamera Çözünürlüğü ve Doğru Bilinen Yanlışlar

Kamera Çözünürlüğü ve Doğru Bilinen Yanlışlar

Dijital kameralar hayatımıza girdiğinden beri megapiksel yarışı devam ederken, son birkaç yıldır özellikle kamera çözünürlüğü alanında büyük bir artış yaşandı, 41 Megapiksel kameralı telefonlardan...
Bir köy hikayesi: Sarıyurt

Bir köy hikayesi – Sarıyurt

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?