Ana Sayfa FOTOĞRAFÇILIK İleri Seviye Fotoğrafçılık AdobeRGB ve sRGB - Hangi Renk Uzayını Kullanmalı ve Neden

AdobeRGB ve sRGB – Hangi Renk Uzayını Kullanmalı ve Neden

-

Hatırlıyor musunuz, AdobeRGB ve sRGB renk uzayı arasında geçiş yapmak için ne kadar sıklıkla kameranızın ayarlarını değiştirdiniz? Peki, bu terimlerin ne anlama geldiğinin veya renk uzayının tam olarak ne olduğunun farkında mısınız? 5-6 yıl öncesine kadar bu teknik terimlerin farkında bile değildim ama önemini fark etmem pek uzun sürmedi.

Renk Uzayı nedir?

Adobe RGB ve sRGB - Hangi Renk Uzayı Kullanmalı ve Neden

Renk uzayı, temelde renk tonlarının evreni olan renk gamının bir parçasıdır. Böylece farklı renkteki gezegenlerin farklı büyüklükteki renk uzayları olduğunu varsayabilirsiniz. Bu birçok farklı renk uzayı arasında fotoğrafçılıkta en sık kullanılan iki renk uzayı vardır; AdobeRGB ve sRGB.

Tercihlerinize göre, istediğiniz renk uzayını seçebilir ve sonuçta sizin için uygun olan en iyi sonucu alabilirsiniz.

AdobeRGB ve sRGB renk uzayları nedir?

Hangisini kullanılacağını daha iyi anlamak için önce ikisi arasındaki farkı anlamak gerekir.

1998 yılında Adobe Systems tarafından CMYK yazıcılarla elde edilebilecek renklerin çoğunu kapsamak fikriyle yaratılan AdobeRGB, daha geniş bir renk yelpazesini temsil ettiği için daha büyük bir renk uzayıdır. Ne kadar daha iyi? AdobeRGB, sRGB’nin sağlayabileceğinden yaklaşık %35 daha fazla renk aralığı gösterebildiği söylenir. Bu da, AdobeRGB monitörlerinin fotoğrafçılar tarafından yoğun bir şekilde kullanılmasının nedenlerinden biridir, çünkü sRGB monitörüne kıyasla daha fazla renk gösterebilirler.

1996 yılında HP ve Microsoft tarafından ortaklaşa yaratılan bir renk uzayı olan sRGB geldiğinde bir bilgisayardaki hemen hemen her şey sRGB etrafında inşa edilmeye başlandı. İnternet, video oyunları, uygulamalar, kişisel cihazlar ve diğer her şeye sRGB’yi renk uzayı için standart olarak uyarlandı. Kullandığınız monitör büyük olasılıkla AdobeRGB’in tüm renklerini görüntüleyemiyordur. Bu çok normal, çünkü çoğu geleneksel bilgisayar monitörü sRGB renk uzayının sadece %97’sini ve AdobeRGB’nin ise yalnızca %76’sını görüntüleyebilir. Ekran kalibratörleri bile size çoğu zaman renk gamının hepsini değil, ne kadarını gösterebileceğinizi belirtir.

Çoğu web tarayıcısı renk uzayı olarak sRGB’yi uyarladığından, AdobeRGB gamı ​​ile internete bir görüntü yüklerseniz, tarayıcı bunu sRGB’ye dönüştürür.

Monitörler ve yazıcılar

AdobeRGB monitörler, günümüz yazıcı üreticilerinin çoğu tarafından da kullanılır, çünkü CMYK (camgöbeği macenta sarı ve anahtar siyah) yazıcı renk profiline doğru renkleri aktarma yeteneğine sahiptirler. Bu, AdobeRGB monitöründe görüntülenen renklerin CMYK renkli yazıcısından, dergiler ve basılı diğer yayınlar için çıkan baskıdaki renklere çok yakın olmasının sağlanmasına yardımcı olur.

Bu nedenle, fotoğraflarınızı düzenleyebilmeniz ve baskılarda ortaya çıkacak gerçek renkleri görebilmeniz için bir AdobeRGB monitör kullanmanız mantıklı olacaktır.

Eğer, çekeceğiniz fotoğrafları baskıya vermeyecekseniz, AdobeRGB monitör kullanmanın bir anlamı yoktur. Yalnızca kendiniz için fotoğraflar çekiyorsanız veya bu fotoğrafları web’e yüklüyorsanız, bir sRGB monitörü amaçlarınız için idealdir.

Kamera çekim renk uzayı

Ancak, monitörünüzde AdobeRGB veya sRGB renk uzayının gerçek renklerini görüntülemek için, ilk önce fotoğraflarınızı o belirli renk uzayında çekmeniz gerekir.

İstenilen renk uzayında bir fotoğraf çekmiyorsanız, AdobeRGB veya sRGB olsun, o fotoğrafı tam potansiyeliyle kullanamazsınız. Fotoğrafların AdobeRGB renk uzayında çekilmesi, daha fazla renk tonu yakalamanıza olanak sağlayarak AdobeRGB monitörlerde ve baskılarda doğru renkleri görmenize yardımcı olur. sRGB renk uzayında çekmek, renkleri herhangi bir değişiklik yapmadan web’e görüntü yüklemenize izin verir.

Bu iki renk alanından birinde çekim yaparken, her birinin kendine göre avantajları ve dezavantajı vardır.

AdobeRGB’de çekimin avantajları ve dezavantajları

Avantajları:

  1. Fotoğraflarınızda daha geniş renk tonlarını yakalarsınız.
  2. Bu renk uzayı, bir CMYK yazıcısından çıkan renk tonlarını gösterme yeteneğine sahiptir, bu nedenle fotoğraflarınızdan baskı alırsanız ideal renk uzayıdır.

Dezavantajları:

  1. Web’e AdobeRGB renk alanında çekilen bir fotoğrafı yüklediğinizde, renkler doygun hale gelir ve “koyu ve kapalı” görünebilir.
  2. Adobe RGB monitörler pahalıdır, bu nedenle AdobeRGB renkli alan görüntüsünü düzenlemek için monitör yatırımı yapmanız gerekir.

AdobeRGB renk profili görüntüsünü Photoshop ve Lightroom gibi bir yazılımı kullanarak sRGB renk uzayına dönüştürebilirsiniz.

Adobe RGB ve sRGB - Hangi Renk Uzayı Kullanmalı ve Neden
AdobeRGB ile çekilmiş fotoğrafı Photoshop’ta sRGB’ye çevirme

Yukarıda, AdobeRGB renk uzayı kullanılarak çekilmiş bir fotoğrafın, Photoshop’da sRGB renk uzayına dönüştürülerek kaydedilmesi için gerekli ayarı görüyorsunuz.

Adobe RGB ve sRGB - Hangi Renk Uzayı Kullanmalı ve Neden
AdobeRGB ile çekilmiş fotoğrafı Lightroom’da sRGB’ye çevirme

Aynı işlemin Lightroom’da nasıl yapılacağını yukarıda görebilirsiniz.

SRGB’de çekim yapmanın avantajları ve dezavantajları

Avantajları:

  1. Web’e sRGB renk uzayında çekilmiş bir fotoğraf yüklediğinizde, renkler aynı kalır ve AdobeRGB görüntüsünün aksine doygun hale gelmez.
  2. Piyasadaki monitörlerin çoğu sRGB renk uzayını kullanır ve AdobeRGB monitörlerin aksine onlar kadar pahalı değildir. Bu, kendi kullandığınız monitörde deneyimlediğiniz renklerin, diğer tüm sRGB monitörlerde neredeyse aynı olmasını sağlar.

Dezavantajları:

  1. sRGB’deki renk tonları AdobeRGB’den daha az olduğundan, baskılarınızda doğru renkler elde edemezsiniz.
  2. Fotoğraflarınızı fotoğrafçılık yarışmalarına gönderirseniz, bu fotoğrafların bir AdobeRGB monitörde görüntülenme olasılığı yüksektir. Bu da, AdobeRGB’de çekilen ve düzenlenen bir fotoğrafa göre kazanma şansınızı azaltabilir ve jüri için AdobeRGB’de çekilenler daha hoş görünecektir.

Peki, AdobeRGB ve sRGB arasından hangisini seçmeli?

Bunu sizin için cevaplayamam, çünkü cevabı yukarıda belirttiğim faktörlere bağlı. Sizin için yararlı olacağı düşündüğüm, kendim için verdiğim cevabı sizinle paylaşabilirim. Benim burada temel üç seçeneğim var, ancak bunlardan sadece ikisi gerçekten uygulanabilir. İşte onlar:

  • Seçenek 1 – sRGB:

    İlk seçenek yalnızca sRGB’ye bağlı kalmaktır. Güvenlidir ve renk sıkıştırmada hiçbir zaman sorun yaşamazsınız. Fotoğraflarınızın çoğunu veya tamamını çevrimiçi yayınlarsanız, bu muhtemelen en iyi seçimdir. Baskı söz konusu olduğunda bile iyi bir iş çıkarır ve muhtemelen hiçbir fark görmezsiniz. Evet, daha küçük bir renk uzayıdır, ancak hem çevrimiçi fotoğraflar hem de baskılar için gerçekten iyi çalışır. Şu şekilde düşünün; Hiç inanılmaz göz alıcı renklere sahip bir çevrimiçi galerideki bir resme baktınız mı? Çevrimiçi olduğu için sRGB’de olduğunu artık biliyorsunuz.

  • Seçenek 2 – Her ikisini de kullanmayı denemek:

    İkinci seçenek her ikisini de denemek ve kullanmaktır. Özellikle, yazdırmayı planlıyorsanız web’de ve AdobeRGB’de yayınlamayı planlıyorsanız, sRGB kullanmanızı önerirler. Bu biraz mantıklı geliyor, ancak eğer benim gibi, bazen web’e gönderir ve bazen fotoğrafın nasıl kullanılacağına bağlı olarak yazdırırsınız, o zaman bu tavsiye çok yardımcı olmaz. Fotoğraf makinenizdeki ayara gelince, daha büyük gamı ​​korumak için AdobeRGB’yi seçmeniz önerilir, şu an için RAW kayıt etmeyi bir kenara koyun. O zaman yazdıracaksanız AdobeRGB’de tutarsınız veya dijital ekran için sRGB’ye dönüştürürsünüz. Bu temelde üçüncü seçeneğimiz olan AdobeRGB’yi kullanmakla aynı iş akışıdır, bu yüzden bu seçeneği gözardı edebiliriz.

  • Seçenek 3 – AdobeRGB:

    Üçüncü seçenek, yalnızca AdobeRGB’yi kullanmak ve yalnızca web’e gönderdiğiniz fotoğraflar için sRGB’ye dönüştürmektir. Bu, fotoğrafınız için en büyük renk gamını korur. Daha önce de belirttiğim gibi, AdobeRGB baskı için tasarlandı ve herkes bunun daha iyi bir seçenek olduğu konusunda hemfikir, bu yüzden böyle bir yararı var. Tek dezavantajı, web’e gönderirken sRGB’ye dönüştürmeyi hatırlamanız gerektiğidir. Bunu yapmak da hiç zor değil, yukarıda gösterdim. Mümkün olan en iyi görüntüleri elde etmekle istiyorsanız, bunu yapıp en büyük renk gamını elde etmelisiniz.

Ben üçüncü seçeneği uyguluyorum ve Nikon D850 kameramda da AdobeRGB ayarlıyorum.

Ancak yalnızca web’e yüklemek için fotoğraf çekiyorsanız, sRGB renk uzayında çekim yapmak sizin için ideal seçimdir. AdobeRGB renkli alan fotoğraflarını web’e yüklerseniz, renklerin doymamış olduğunu fark edeceksiniz.

Adobe RGB ve sRGB - Hangi Renk Uzayı Kullanmalı ve Neden

Solda: AdobeRGB ile çekilmiş fotoğrafın, kaydederken sRGB’ye dönüştürülmüş halini görüyorsunuz. Bu fotoğrafı web’e yüklediğinizde, buradan görebileceğiniz gibi doğru renkleri elde edersiniz. Sağdaki fotoğraf ise aynı fotoğrafın, AdobeRGB ile kaydedilmiş halidir. Gördüğünüz gibi renkler soluk ve doğru değil.

Siz hangi renk uzayını hangi amaçla ve neden kullanıyorsunuz? Bu konudaki görüş, bilgi ve yorumlarınızı aşağıdaki “Yorumlar” kısmından benimle paylaşır mısınız?

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız hemen abone olabilirsiniz.

Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Sebahattin Demir
Mühendis ama Tıp meraklısı. Profesyonel yönetici. Seyahat etmeyi seven bir fotoğraf gönüllüsü. Okumayı, araştırmayı, sorgulamayı sever. İnsan ilişkilerine ve saygıya önem verir. Bildiklerini paylaşmaktan mutluluk duyar. "Bilmiyorum" demekten çekinmez. Türkçe yazım kurallarına uymayanlarla arası iyi değildir.
avatar
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bana bildir
Süleyman
Ziyaretçi
Süleyman

sebahattin bey bunu bilmiyordum. yazınızı okuduktan sonra benim canon makineme baktım srgb ayarlıymış. ben baskı almadığım için sanırım bu ayar normal. bir de ben jpeg çekiyorum raw değil. emeklerinize sağlık teşekkürler

Erdal Özgür
Ziyaretçi
Erdal Özgür

hocam iyi geceler..yazinizi 2 defa okudum ama bir karar veremedim.. ben raw çekerim genelde. bu durumda hangisini ayarlamam gerek..cevap icin tesekkurler

Osman Zihni ERENLER
Ziyaretçi
Osman Zihni ERENLER

Merhaba, Sayın Demir.
Yine çok işimize yarayacak bir makale için size teşekkür ederim. Adobe RGB renk uzayında fotoğraf çekmenin, bir fotoğrafın kayıt ortamındaki sığasını çok fazla değiştirmeyeceğini düşünüyorum. Yanlış mıyım? Eğer doğruysam bu renk uzayını tercih etmek ve eğer webde paylaşacaksam sRGB ye dönüştürmek sanırım benim için uygun olanı. Bir de sRGB’yi Adobe RGB’ye dönüştürmek mümkün değildir diye düşünüyorum ama yine de dijital teknolojiye akıl sır ermediği veçhiile şüphelerim var. Hani var olanı kırpar, silersiniz veya sıkıştırırsınız da olmayanı var edemeyeceğimiz için bunun mümkün olmadığını düşünüyorum. Tabii ki “interpolasyon” gibi bir uygulamayı da hatırdan çıkartmamak gerekiyor.
Saygılarımı sunar, makalelerinizi yazmaktaki motivasyon ve kararlılığınızın devamını dilerim. Çünkü fevkalade yararlanıyorum.

Öner BÜYÜKYILDIZ
Ziyaretçi
Öner BÜYÜKYILDIZ

Her ne kadar baskı almıyor olsam da makinamın ayarlarını AdobeRGB’de tutuyorum. Web’de yayınlayacaklarımı sRBY’ye dönüştürüyorum.
Hatta bir süre önce monitörümü değiştirirken de AdobeRGB renk uzayını görüntüleyebilen profesyonel bir monitör almak yerine normal bir monitör tercih ettim. Arada bariz bir fiyat farkı var.
Faydalı bir yazı olmuş, emeğiniz için teşekkür ederim Sebahattin bey.

Okyar Atilla
Üye

Merhaba,
İkisinin farkını bilerek gövdede AdobeRGB tercih etmeme rağmen yayınlama (sadece iki mecrada paylaşıyorum: 500px ve instagram) esnasında da değişiklik yapmıyorum. Kolayıma geliyor herhalde. Burada sığındığım iki tez var
1. Nasılsa Adobe PS de ekranda görerek renk ayarlarını yapıyorum ve benim hoşuma gidecek şekilde ayarlıyorum.
2. Nasılsa göz olan tüm renkleri -kusurlarından dolayı- algılayamıyor. Bu arada bunun doğru olduğuna da emin değilim.

Ancak baskıya vermeye kalktığımda (son zamanlarda sergi için renkli baskı almadım) ise direkt “raw” formatından “tif” e çevirerek kaydediyorum. Dolayısıyla baskıda renk ayrımını çok detaylı yapabiliyorlar. Ve baskı öncesi muhakkak baskı sisteminin renk kalibrasyonunu (SB da da yaptırıyorum) yaptırıp deneme baskısı aldırıyorum.

Ayrıca kullandığım monitörlerimi Windows 10 un “görüntü ayarları” fonksiyonu ile yaklaşık bir kalibrasyon yapıyorum. Böylece ekranlar arası farklılığı en aza indirmiş oluyorum.Bu her ne kadar bu işi yapan profesyonel kalibrasyon cihazları kadar iyi sonuç vermese de hiç yoktan iyidir.

Bugüne kadar da renk konusunda ciddi bir eleştiri almadım. Ara sıra gelenleri de “fotoğrafçı olarak benim tercihim” (!) seçeneği ile savuşturdum. Baktığım fotoğraflarda düşüncem renk eleştirisi noktasına kaymışsa aynı seçeneği sunumu yapan fotoğrafçı için kullanıyorum.

Ben sadece “raw” çekiyorum. Sebahattin’in dediği gibi her türlü temel bilgi elinizin altında duruyor. Adobe PS nin son versiyonları -zorda kaldığım zaman- harika işler çıkarıyor. Bu noktada da artık PS de çok fazla işlem yapmayıp (bazen kadrajı bile ellemiyorum) ve sadece basit kontrast, parlaklık ve renk ayarlarını düzeltiyorum.

Ancak ve ancak APC sensörlü gövde (Sony) kullandığım dönemlerde yükse “asa” değerine çıkmam (1000 <fotoğraf<6400) gerektiğinde "jpeg" tercihim oluyordu. Bunun nedeni de gövdede yer alan yazılım çok daha iyi görüntü işlemesi yapıyordu. Şu anda kullandığım D850 ve Olympus OMD E-10 Mark-III gövdede buna ihtiyaç duymuyorum.

Sevgi ve saygılarımla

Enver
Ziyaretçi
Enver

Sebahattin bey öncelikle bu kadar emek verdiğiniz için çok teşekkürler enerjinizi sakın kaybetmeyin.Benim bu konudan anladığım yani baskıda yaptığı şeyin web’de tersini yapıyor diyebilirmiyiz.. Teşekkürler

ÖZEL MAKALE

Manuel veya Otomatik Odaklama. Manzaralar için hangisi ideal?

Manuel veya Otomatik Odaklama. Manzaralar için hangisi ideal?
Manzara fotoğrafçılığında genellikle daha yavaş hareket edebilme özgürlüğüne sahip oluruz, bu da bize kompozisyon ve kamera ayarlarında daha metodik bir çalışma ortamı sağlar. Manuel veya otomatik odaklama yöntemlerinden sizin için hangisi doğru?

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Bir gün yolda yürürken Temel'in yolunu hırpani bir adam kesmiş "Allah rızası için, acıyın şu fakire" demiş. Temel, acıklı acıklı adama bakmış "Çok aciyrum sana uşağum" demiş ve yürümeye devam etmiş. Adam arkasından yetişip tekrar önünü kesmiş "Karnım çok aç, kaç gündür ağzıma lokma koymadım" demiş. Temel "Bak işte pu olmadu uşağum" demiş, "Hiç değilse pi kaç lokma yemelisun". Evet, tok açın halinden anlamıyor. Diyelim ki fotoğrafı çok seviyorsunuz ve heves ediyorsunuz. Kendinize bir kamera almak amatör olarak fotoğraf çekmek istiyorsunuz ama nereden ve nasıl başlayacağınız hakkında hiçbir bilginiz yok. Ne yaparsınız? Bu konuda bilgi sahibi tanıdık eş dostlarınıza fikirlerini sorarsınız İlgili forum sitelerine danışırsınız Bir fotoğraf mağazasına gider, bilgi alırsınız Bol bol araştırma yapar, kitaplar okur, videolar izlersiniz. Belki de bunların birkaçını veya hepsini birden yaparsınız. Ama genellikle size verilen cevaplarda hep, sanki karşınızdaki profesyonelmiş de siz onların seviyesine çıkana kadar çook uzun yıllarınızı harcamanız gerekiyormuş gibi hissettirler size. Haydi gelin itiraf edelim; hangimiz bize danışan bir yeni başlayana böyle hissettirmedik? Baştan söyleyeyim, tersini söylerseniz inanmam! Fotoğrafçılıkta ne kadar çok düşman var! Işığın düşmanı karanlık, DSLR'nin düşmanı aynasız, Nikon'cular bir yanda Canon'cular bir yanda. Aynasız'cılar bile fraksiyonlara ayrılmış durumdalar; tam kareciler (Full frame), çarpanlı gövdeciler (APS-C) veya Mikro 4/3 fanları. Biter mi, daha var; Sony'ciler, Fuji'ciler, Pentax'çılar, Panasonic'çiler ... Makrocular, portreciler, manzaracılar, modacılar, ürüncüler, yemekçiler, düğüncüler, sokakçılar, her ne rastgelirseciler ... Ama bunların da önünde çok daha önemli bir ayrım var, PROFESYONELLER ve AMATÖRLER. Ben bu tanımları son zamanlarda iyice merak etmeye başladım, neye göre profesyonel, kime göre amatör? Bir kameraya sahip olanlar neden profesyonel olmak isterler? Ya da öyle görünmek isterler? İşimi gören, fazla sorun çıkartmayan, istediğim asgari konforu bana sunan arabam varken, neden bir Formula 1 yarışçısına heves edeyim? Seçenekler şunlar olabilir mi: Bir araba yarışçısı olmak harika ve heyecan verici! Teknolojisi benim için büyüleyici ve bu otomobillerde bu faslasıyla var! Kim bütün gün araba kullanmak ve üstüne deli para kazanmak istemez ki? İşimden sıkıldım, orta yaş bunalımına girdim, heyecan lazım! Yine de birçoğumuz otomobilimizi sadece bir araç olarak düşünmekten memnunuz. Öyleyse fotoğrafçılık neden farklıdır? Çoğumuzun bu alandaki EN'leri hedef almamızı, onlar gibi olmak istememizi sağlayan şey nedir? Hiç forum sohbetlerine katıldınız mı? Ya da yeni favori kameranıza veya lensinizi bir inceleme sayfasında okumaya çalıştınız mı? Ben bunları ne zaman yapsam, neredeyse her zaman o an sahip olduğum ekipmanım için yapmış olduğum seçimlerimden şüphelenirken ve bir sonraki satın alacağım ekipmanımı ararken bulurdum kendimi. Bir gün fark ettim ki: ben bu ölüm kalım soruları (!) ile uğraşırken bir şey yapmayı unutmuşum: fotoğrafçılıktan zevk almak. Photoshop'da fotoğraflarımla uğraştığım, saatlerimi harcadığım, ışıklandırma, kompozisyon, netlik ve benzeri takıntılarım nedeniyle kendimi hep üzgün ve yetersiz hissediyordum, kafamda hep o deli sorular vardı; daha iyisi nasıl olabilir acaba? Ve elbette, internette daha fazla zaman harcıyordum. Sonra, bunun sıkışıp kalmışlık ve basit bir kısır döngü olduğunu anladım. Belki de en iyi ekipman falınıza baktırabilirsiniz :) Bence fotoğrafçılık, sanat ve teknolojinin kutsal bir evliliğidir. İdealinde, bu iki bileşen arasında sağlıklı bir denge olmalıdır. Yeni başlayanlar da bu ideal dünyada her iki konuda da dengeli kaynaklar bulmalıdır. Asıl nokta ise, "Adım adım nasıl sanatçı olunur" gibisinden bir rehberin olmaması. Öte yandan, teknolojiyle ilgili öğrenilebilecek o kadar çok fazla bilgi var ki, en iyi sonucu elde etmek cebinizin ne kadar dolu olduğuna bağlı. İlk DSLR kameramı aldığımda, sadece birkaç günlük google araştırmalarımda, profesyonellerin profesyonel ekipmanlara sahip olduğu ve bu nedenle profesyonel fotoğraflar çektiği, daha iyi ve profesyonel olmanın birbiriyle bağlantılı olduğu hissine kapılmıştım. Amatör olmak veya amatör görünmek kötü bir şey mi? Bu soruyu cevaplamak için “Fotoğrafın konusu nedir?” sorusuna cevap bulmak gerek. Bu sorunun kitaplardaki cevabı şudur: Işığı yakalamak. Genel geçer cevapları ise: Anı yakalamak. En iyi kamera, en iyi ayarlar, en iyi lens, dışarı çıkıp denemeler yapmak yerine bunları düşünmek ve gerçekten o anı kaçırmak. Teknikleri ve teknolojiyi görmezden gelerek amatör olmayı mı kastediyorum? Elbette hayır. Bir araba kullanıyorsanız, göstergelerini kullanmanız, farları yakmanız, motor yağını kontrol etmeniz, kış lastikleri bulundurmanız gerekir. Ama aynı seyahati 15 yaşındaki bir Fiat ile, tıpkı yeni model bir Audi'de olduğu gibi yapabilir ve harika bir doğada, muhteşem manzara boyunca eşit derecede eğlenceli bir seyahat yapabilirsiniz. "Profesyonel, amatöre karşı" dilemmasına rastlamışsınızdır. Kendim için şunu net olarak söyleyebilirim; ben profesyonel değilim, amatör yerine fotoğraf gönüllüsü olmayı tercih ediyorum. Bir fotoğraf gönüllüsü olarak, fotoğrafa ilk başladığımda duymak istediğim bazı ipuçlarını ve püf noktalarını şöyle sıralayabilirim: Ekipman Ekipmanın aşırı bir önemi yoktur. Fotoğrafçılığa giren çoğu insan, ellerindeki ekipmanın ne kadar iyi olduğunu ve bunlarla neler yapabileceklerini es geçer. Eğer gerçek bir acemi iseniz, alabileceğiniz ilk giriş seviyesi kamerayı almanızı ve fotoğrafta Pozlama nedir, Doğru pozlama nasıl yapılır öğrenebilmek için manuel ayarlar ile kullanmanızı öneririm. Bunu yaparak, gelecekte yeni bir kamera isteyeceğiniz zaman, tercihlerinizin ne olduğu konusunda oldukça doğru bir fikre sahip olacaksınız. Eğer çoğunlukla etrafta koşan çocukları, hayvanları veya uçan kuşları fotoğrafladığınızı fark ederseniz, hızlı ve doğru otomatik netleme yapan modellere göz atmalısınız. Sıkça seyahat ediyorsanız ve bir de kilolarca ekipman taşımak istemiyorsanız,  küçük kompak kameralara bakmak isteyebilirsiniz. Büyük olasılıkla bir tam kare (Full frame) canavardaysa gözünüz, o zaman ayrı, kalbinizinden gelen bu sesi göz ardı etmeyin! Ben tüm seyahatlerimde Nikon D850 kameramı yanıma alıyorum. Peki, D850'min tüm potansiyelini kullanıyor muyum? Evet kullanıyorum. Neden şaşırdınız, hayır cevabı bekliyordunuz, itiraf edin. Evet kullanıyorum, çünkü o kamerayı bu özelliklerini kullanmak için aldım ben. Onun tüm özelliklerini blogumda anlatan onlarca yazı bulabilirsiniz. Onu seviyorum. Kesinlikle! Amatör olmanın en iyi yanı, ekipman satın almanın finansal değil duygusal bir karar olduğudur. Ben ekipmanımı bir yatırım olarak değil, bir iş ortağım olarak seçmeye çalışıyorum. Köyün birinde köy meclisi toplanmış, köyü ve köylüyü kalkındırmak için bir atılım yapmaya karar vermişler. Atalet içindeki köylüyü buna ikna için neler yapabiliriz diye düşünürken, içlerinden biri "Nasreddin hocayı davet edelim, bunu o anlatsın. Köylü onu dinler" demiş. Fikir çok benimsenmiş, hocaya gidip isteklerini iletmişler. Hoca "Gelirim ama bir şartla" demiş, "Bir kese altın isterim". Köylüler, "Aman hocam, nerden bulalım bu kadar altını" dedilerse de hoca isteğinden vazgeçmemiş. Çaresiz kabul etmişler, köye dönüp herkesten, elde avuçta ne varsa toparlayıp hazır etmişler. Gün gelip çatmış, hoca köye gelmiş. Tüm köy halkı meydana toplanmış, heyecanla hocayı bekliyorlar. "Önce altınları göreyim" demiş hoca. Vermiş köylüler. Almış cebine koymuş. Sonra başlamış konuşmaya. Hoca konuştukça, köylüler coşmuş, köylü coştukça hoca coşmuş. Muhteşem bir konuşmanın ardından hoca, köy heyetini çağırmış, cebinden keseyi çıkarıp onlara geri vermiş. Köylüler şaşkın! "Hocam ne oldu, neden geri veriyorsun" demişler. Hoca cevaplamış "Bu altını sizden iki nedenle istedim" demiş ve devam etmiş "Birincisi, para verdiğiniz için beni can kulağıyla dinlemek zorunda kaldınız. İkincisi, insan cebinde para olunca bir başka konuşuyor be" demiş. Artık buradaki kıssayı ve çıkacak hisseyi de size bırakıyorum :) Bir amatörün ihtiyaç duyabileceği şeylerden daha fazlasını sunan bir sürü harika kamera var. Ancak, sizin için gerçekten önemli olan veya hayatınızı kolaylaştıracağını düşündüğünüz ve bunun karşılığını ödeyebileceğiniz tek bir özelliği bile varsa: gidin alın! Çantanızdan her çıkardığınızla bayramda en sevdiği hediyeyi almış bir çocuk gibi hissedeceğinizden emin olun. Peki o zaman lensler? Kameralara benzer şekilde, en çok kullandıklarınızı belirleyin ve bunlara sadık kalın, çok sık lens değiştirmeyin. Arkadaşlarınıza tatil fotoğraflarınızı gösterdiğinizde, "Aaaa çok güzel çözünürlükte çekmişsin" mi der? İddia ediyorum hiç kimse farkına varmayacaktır. Ama ben genellikle prime yani asal lenslerimi kullanıyorum, arkadaşlarımın fotoğraflarımdaki çözünürlükleri farkedip, bunu bana söylemeleri için değil, sadece kendim için, onlarla daha zevkli çalıştığım ve onlardan büyük baskılar alıp ofisimin duvarlarına asmayı sevdiğim için. Sonra onların yerine yenisi geldiğinde ya da ofisime gelen bir dostum birini beğendiğinde, onları dostlarıma hediye etmekten çok büyük mutluluk duyduğum için. Aynısı aksesuarlar için de geçerli. Mümkünse satın almadan önce onları deneyin ve hangilerinin size gerçek bir fayda sağladığını görün. Örneğin, ben mutlaka üçayak kullanmaya özen gösteririm. Bunun benim için ne kadar önemli bir araç olduğunu biliyorum. Öyle ki, yurtdışı seyahatlerimde bile bir seyahat üçayağım vardır yanımda. Post prodüksiyon, fotoğrafı işleme aşaması İşte size kendi fotoğraflarınızdan nefret edebileceğiniz bir aşama! Kameranızı bir spor müsabakasına götürüp, oradan 1000'e yakın fotoğrafla eve döndünüz mü? Peki, hiç onları işlemeyi denediniz mi? Sizi iyi hissettirdi mi? Evet, ben de öyle düşünmüştüm. Bazılarının neden bu noktada yalnızca JPEG fotoğraf çekmeyi düşündüğünü anlıyorum. Adil olmak gerekirse, JPEG formatında çekilmiş bir fotoğraf kusursuz olmayabilir, ama yine de çok iyi görünebilir. Fakat RAW fotoğraf çekmek her zaman yeni bir olasılık ufku açar. Başlangıçta JPEG çekim yaparsanız, çıkacak görüntüyü makineninizde yaptığınız ayarlara göre fotoğraf makinesine bırakabilirsiniz. RAW çekim yapmak, sahada harcayacağınız tonlarca zamandan kazanmanızı sağlar. Ya da zifiri karanlık gölgeleri hatırlayın, işleme aşamasında birkaç sürgü hareketi ile size fark yaratan bir dünya yaratabilir ve sizi daha hoş bir sonuçla mutlu edebilir. İlk başladığım zamanlarda fotoğraflar üzerinde sonradan yapılan Photoshop müdahelelerine dair bazı çekincelerim vardı. Sonradan farkettim ki, ne yaparsanız yapın, hiçbir kamera asla tıpkı gözlerimizle gördüğümüz gibi bir fotoğraf çekemiyor. Ben, sonuçta sevdiğim fotoğraflara sahip olmak istiyorum ve o kaydırıcılarla biraz oynamanın bence bir zararı yok. Bunları yazıyorum diye beni monitörün başında saatler geçiren biri sanmayın, sıkılırım zaten, yapamam. Bu yüzden fotoğraf işlemek için harcadığım zamanı kademeli olarak azalttım. Genellikle fotoğrafların çoğunda uygulayacağım, kamera standart profili, lens düzeltme, makul miktarda kontrast, netlik ve titreşim gibi ayarlardan oluşan bir ön ayar kullanarak da zaman kazanmaya odaklanıyorum. Bu, beyaz dengesi ve pozlama ayarları, gerektiğinde vinyet veya kırpma gibi fotoğrafların ince ayarlarıyla geçirmem gereken zamanı önemli ölçüde azaltıyor. Sorumu yineliyorum, "Amatör olmak kötü mü?" Kesinlikle hayır! Bir amatör olmak ve öyle kalmak harika! Bir kere, beklentilere bağlı değilsin, herhangi bir hata yapabilirsin, kendi kurallarını ve estetiğini tanımlayabilirsin, ve neden fotoğraf çektiğini hatırlarsan, çektiğin fotoğrafları daha fazla sevmeyi öğrenebilirsin. Gerçekçi olmayan ya da hep rakiplerinizden daha iyi olmanız için devamlı sol omzunuzda bik bik eden şeytan tarafından rahatsız edilmezsiniz, çünkü size ömür boyu sürecek bir deneme yanılma yolculuğuna çıkma ve sadece sürüşün keyfini çıkarma fırsatını verir. Ve buna bonus olarak, kendi hayatınızın değerli, ilginç ve tuhaf anlarından oluşan bir portföy ile mutlu mesut yürüyüp gidersiniz. Belki bir gün bunlar ışığında, kariyer değişikliği düşünmek bile isteyebilirsiniz :) Amatör olun! Reçete basit: Donanımınızı tanıyın, onları başka markalar ve modellerle karşılaştırmak yerine fotoğraf çekmek için kullanın ve benim kadar fotoğraf çekmenin tadını çıkarın! Fotoğraf çekenler daha mutlu oluyor demiş miydim?

Profesyonel Fotoğrafçı Olmamanın Dayanılmaz Hafifliği

Yolda yürürken Temel'in yolunu hırpani bir adam kesmiş "Allah rızası için, acıyın şu fakire" demiş. Temel, acıklı acıklı adama bakmış "Çok aciyrum sana uşağum" demiş ve yürümeye devam etmiş.

POPÜLER İÇERİKLER

Kamera Çözünürlüğü ve Doğru Bilinen Yanlışlar

Kamera Çözünürlüğü ve Doğru Bilinen Yanlışlar

Dijital kameralar hayatımıza girdiğinden beri megapiksel yarışı devam ederken, son birkaç yıldır özellikle kamera çözünürlüğü alanında büyük bir artış yaşandı, 41 Megapiksel kameralı telefonlardan...
Arthenos | Diyafram nedir, fotoğrafta diyafram ayarları nasıl yapılır, alan derinliği nedir, ISO nedir, perde hızı nedir, doğru pozlama nedir

Diyafram Nedir? Fotoğrafta Diyafram Ayarları

Lensin en keskin noktası nasıl bulunur?

Lensin En Keskin Noktası Nasıl Bulunur?