Kitabın püf noktalarına baktığımızda, örnek karakterlerin geçmişi geleceğe yansıttığını görüyoruz. “Köyden Doğan Güneş” projesiyle, Köy Enstitülerinin Cumhuriyetimizin ilk döneminde, öğretmen aracılığıyla, çocuklara okuma-yazma öğretmesinin yanında, köylüyü daha verimli üretime teşvik ettiğini ve yol gösterdiğini hatırlıyoruz.
Kitapta bilge kişiliklerin yansımasıyla karşılaşıyoruz. ‘Yüksek insani değerlerle donanmanın, vefalı, dost canlısı, özverili, hamuru güzellikle yoğrulmuş bir derviş’ olmanın, yüce değer olarak sunulması çok etkileyici.
Kitabı okuyunca anlıyoruz ki, Rahvan Atçılık Yarışları’nı belgelemek için 19 eseri kaynak olarak incelemek, 3,5 yıl süreyle ülkemizin 20 ayrı yerinde yapılan etkinliklere katılmak, 2,5 yıl boyunca da albümü yazmak ve düzenlemek gerekiyor. Ancak ardında bunca emek olan ve güçlü şekilde kültürümüzü tanıtan albümü destekliyor muyuz, kitap satışları maliyeti karşılıyor mu, kendimizi aydınlatıyor muyuz? Hayır!
Fotoğrafın sosyo-ekonomik, sosyo-politik, psiko-sosyal yönüne dikkat çekiliyor. Fotoğrafın plastik/estetik değerinden daha önemli olan vasfının, insanları olduğu gibi, naif halleriyle kaydetmesinin önemine vurgu yapılmaktadır. Feryatları izleyene sezdirmesinin ve hissettirmesinin, fotoğrafa değer kattığını açıklıyor.
Fotoğrafın yegâne temel taşının teknik bilgi ve beceri olmadığını, entelektüel alt yapının önemli olduğunu, sanatla uğraşanların prensibi olması gerektiğini öğrenmek büyük bir kazançtır.
47 yıldır ışığın peşinde koşanların, arif olma, insan-ı kâmil olma yolculuğuna çıkma gayretiyle fotoğrafa gönül verenlerin, Benin Prensesi tarafından davet edilmesinin ve Porto-Novo Kralı tarafından fahri hemşeri kabul edilme onurunun öğrenilmesi, bence fotoğraf sanatıyla uğraşmak için yeterlidir.
‘Stresli bir yaşam için kültür ve sanatın sığınak olduğu’ doğrudur. Aynı zamanda ‘yaptığı her işi ciddiyetle yapanların, uğraşısını ileri seviyeye taşıdığı da’ gerçektir. “Sorgulayan, araştırıp okuyan, düşünen, yorumlayan … duygu ve düşünce dünyasını görsel materyal olarak inşa edebilen” saygınlık kazanmış insan sayısının da azlığı doğrudur.
Başaramayan insanların en büyük yanlışı, birilerinin elinden tutup onu bir yerlere getirmesini beklemektir. Sanatçı ise bu görüşün karşısındadır. Tüm reddedilişleri göze alarak “sıradan olandan kaçış … sürüden ayrılış” yolunu benimser. “Sınırları ihlal etmiş, ezberleri bozmuş … gördüğü şeyi olduğu gibi kaydetmenin ötesine” geçmiş kişiliklerin sonunda ipi göğüslediği gerçektir. Bilineni tekrarlayanların değil, arayış içinde bulunanların saygın kaynaklarda yer edindiğini görüyoruz.
“Niteliği/kalitesi ortalamayı epeyce aşan çalışmalara imza atmış ama bundan ötürü kendisini dev aynasında görmemiş” şahsiyetlere saygı duymamak mümkün değildir.
Kitaptan verilen örneklerden öğreniyoruz ki bu dünya; “titizliğin gereği olarak yaptığı her şeyin kalitesini yüksek tutmak için hiç bir fedakârlıktan” kaçınmayanların dünyası.
Bu dünya, “Bilgi, birikim, donanım, yaklaşım, disiplin, zaman, emek vb bağlamında kelimenin tam anlamıyla bir profesyonel” olanların dünyasıdır…
“Öğle yemeği molasında siz fotoğrafı düşünürken, arkadaşlarınızın yaptığı işyeri dedikoduları size çok sığ geliyorsa, doğru yoldasınız demektir … Bahane üretmek kolaydır, aslolan bahaneleri bertaraf etmektir.”
‘Okumaya, anlayıp kavramaya meraklı ender insanları, kitapçıları, sahafları tavaf edenleri’ takip edip eserlerini içselleştirenler, her zaman kazançlı çıkacaktır.
Nahif kibar, ince ve hassas demektir. Naif ise yapmacıksız, açık yürekli, deneyimsiz, toy demektir. Görüyoruz ki Tekin hoca, fotoğrafın naif özelliklerini, fiziki kurallarından önce anlatısını öne çıkarıyor. Bu anlamda, Toroslardaki doğanın endemik unsurlarını, onları koruyarak tespit eden, gözler önüne seren ve geleceğe bırakan çalışmaların, estetik değerden daha önemli olduğunu üzerine basarak anlatıyor.
“Baskın çoğunluk ışıltılı vitrin oluşturmak için yok yere kendini paralarken, az sayıda deneyimli ve olgun insana bu soğuk geliyor” derken hoca, güzeli değil, iyiyi işaret ediyor. Dünya’da sadece 2 paraşüt kulesi olduğunu, bunların da Ankara ve İzmir’de bulunduğunu tespit edip; sadece geleceğe paha biçilmez eser bırakmak için konu üzerinde yıllarca emek verip, yaşadığı yerin değerlerine, kültür ve folkloruna yoğunlaşarak, albüm-kitap hazırlayanlar, kesinlikle saygın bir iş yapıyorlar.
Kıymetli olan geçmişe yanmak değildir. “Yapılmayana/yapılamayana bakarak ‘dem, bu dem’ deyip bundan sonra yapabileceğimiz ne varsa, ona dört elle sarılmak … Nuri Demirağ’ı, Vecihi Hürkuş’u Devrim otomobillerini yapanları” hatırlamak ve yeni nesillere ilham olmak kıymetlidir.
Analog ekipmanına tasarladığı değişiklikleri uygulayarak, gördüğünü değil düşündüğünü dia üzerine yaptığı kayıtlarla “Scanograph” kelimesiyle fotoğraf literatürüne anlam kazandırmak, “sanat insanı” olmak demektir ve alkışlanacak bir niteliktir.
“Yaşadığı toprakların kültürünü kavramak, memleketi bilmek, insanı tanımak bir fotoğrafçı için, bir sanat insanı için önemlidir. … Amaç sadece kaba bir saptama ile tarif edilecek türden belgeyse bile ciddi anlamda bilgiye, birikime, donanıma, deneyime sahip olmaksızın kayda değer bir şey ortaya koymak mümkün değildir.” Ustanın bu tespitine şapka çıkarılmaz mı?
Evet…
Foto İntelijansiya kitabının sonuna geldik, doyduk, bilgi dağarcığımız genişledi, beslendik, ‘kültürel açıdan zenginleştik’.
Gördük ki kitap 5N 1K özelliklerini kapsıyor. Bu şekilde okuyucuyu besliyor. 5N 1K’nın açılımını yapacak olursak; Ne, Nerede, Nasıl, Ne Zaman, Neden ve Kim sorularının yanıtlarını açıklıkla dile getiriyor.
Foto İntelijansiya özelliğinin sadece ‘Nasıl’ın cevabını tespit etmemiz bile başlangıçta düşündüğümüzden daha uzun bir yazıyla aktarabildik. Tabiî ki bu nitelik kitabın tümünü aksettirmez. Zaten öyle bir girişim de yazara haksızlık olurdu.
Önemli bir konuya parmak basmakta fayda var, intelijansiya özellikleri kişiler üzerinden işlenirken, hiçbir vasıf tekrar edilmemiş. Her makale ayrı bir değeri yansıtıyor.
Zirvede yer almak, her fotoğrafçının arzusudur. Bir konumu istemekle oraya ulaşılamaz, emek verip hedefe ulaşmak için gereken her şeyi yapmak gerekmektedir. Bunun da yolu bilgi ve bilinçten geçmektedir. Kitaplardan uzak kalan fotoğrafçı, gördüğü ve etkilendiği karelerin tekrarını çekecektir. O kareler ise iz bırakmadan unutulacaktır.
Amaç saygınlık kazanmaksa, önce aydınlanmak ve ardından o yolu yürümek gerekmektedir.
Yazara, emeğine ve tespitlerine “şapka çıkarıyoruz”…


