Fotoğrafta Tarz / Üslup Meselesi

Ara Güler ustanın portre tarzının (üslubunun) kendine has olduğunu söyleyebiliriz. Man Ray’in kurgularını kendine has bir üslupla (tarzla) ortaya koyduğunu söyleyebilir. Bresson’un sokak foto-graflarının kendine has bir üslup içerdiğini söyleyebiliriz. Ve aynı şekilde Ozan Sağdıç ustanın (birbirlerini hiç tanımamış olmalarına karşın Bresson’la benzerliklerinden kendileri söz ederler) zıtlık ve ironi içeren foto-graflarının kendine has bir üsluba dayandığını söyleyebiliriz. Salgado’nun belgesel anlayışını irdelerken kendine has üsluptan söz edebiliriz.

-

Foto-grafik düzlemde yer alan birbirinden farklı ilgi alanlarının neler olabileceği konusunda üç aşağı beş yukarı şunlar söylenebilir: Doğa foto-grafı, Portre foto-grafı, Makro foto-graf, Stil life foto-graf, Tanıtım ve reklam foto-grafı, Manzara foto-grafı, Soyut foto-graf, Fotojurnalizm, Belgesel foto-graf, Sosyal belgesel foto-graf, Foto-röportaj, Kuş foto-grafı, Sokak foto-grafı, Foto aktivizm, Kavramsal foto-graf, Kurgu foto-graf, …vs.

Dilerseniz bunlardan bazılarını lüzumsuz bulup listeden çıkartın, dilerseniz bir kısmını üst başlık-alt başlık olarak ele alın, dilerseniz yenilerini ilave edin fazla bir şey değişmeyecektir. Bütün mesele farklı ilgi alanlarının varlığına işaret etmektir.

Fotoğrafta Tarz / Üslup Meselesi

Tanıdığımız onlarca insan doğa foto-grafı alanına, bir o kadarı manzara foto-grafına, bir o kadarı kuş foto-grafına, bir o kadarı makro foto-grafa, bir o kadarı sokak foto-grafına meraklıdır. İlgi duyduğu alana dair usta işi foto-graf yapıp yapmama meselesi ise başka bir mevzudur.

Bununla birlikte örneğin Doğa Foto-grafı alanının içerisinde özel bir alan seçilmiş olabilir. Diyelim ki sürüngen foto-grafı veya böcek foto-grafı yahut daha da özele indirgeyerek söylersek varsayalım örümcek foto-grafı.

Kuş foto-grafçılığı alanı Doğa Foto-grafçılığının bir parçası olmakla birlikte yaşadığımız zamanda aşırı ilgiyle çok sayıda foto-grafçının o alana yönelmiş olması sonucunda popüler bir alan haline gelmiş ve ilgililer belli ölçüde örgütlenmiş, araştırma-tartışma ve/ya bilgi alışverişi ciddi anlamda ileri safhaya taşınmış, bu itibarla da başlıbaşına ele alınıp değerlendirilen bir alan haline gelmiştir. Özel bir ihtisas alanı haline gelmesinde elbette sorun yok, aksine, hem foto-grafik düzlemde bilgilenme bakımından, hem de kuş popülasyonu lehine olumlu sonuçlara yol açtığı söylenebilir.

Bu genel geçer bilgileri açarak altını çizmek istediğimiz şey, her birinin foto-grafik düzlemde yer alan birer alan olduğu hususudur. Çok kez insanlar, yanılgıyla, bu alanları birer tarz olarak ele almaktalar. Hangi alana ilgi duyduğunuz veya hangi alanda foto-graf yaptığınız sorusu başka bir şeydir, tarzınızın, yani üslubunuzun ne olduğu sorusu başka bir şeydir.

Fotoğrafta Tarz / Üslup Meselesi

Örnekleyelim: Ara Güler ustanın portre tarzının (üslubunun) kendine has olduğunu söyleyebiliriz. Man Ray’in kurgularını kendine has bir üslupla (tarzla) ortaya koyduğunu söyleyebilir. Bresson’un sokak foto-graflarının kendine has bir üslup içerdiğini söyleyebiliriz. Ve aynı şekilde Ozan Sağdıç ustanın (birbirlerini hiç tanımamış olmalarına karşın Bresson’la benzerliklerinden kendileri söz ederler) zıtlık ve ironi içeren foto-graflarının kendine has bir üsluba dayandığını söyleyebiliriz. Salgado’nun belgesel anlayışını irdelerken kendine has üsluptan söz edebiliriz. İşte, tarz (üslup) dediğimiz şey, herhangi bir foto-graf alanında bireye özgü bir yaklaşımın teknik ve estetik bağlamda ve elbette ki belirgin şekilde ortaya konmuş olmasıdır.

Ayırıcı husus şudur: Foto-grafinin herhangi bir alanında (portre, doğa, sosyal belgesel vs) iştigal eden binlerce insanın foto-grafik kayıtları (ustaca yahut acemice) birbirinin tekrarı gibi dururken, aynı alanda iştigal eden ve kendine has bir üslup geliştirmiş olan insanın foto-grafik kayıtları hiç birine benzemez. O nedenle istisna haline gelir, beğenilir ve üzerinden asırlar geçse de, hâlâ ondan söz edilir ve üzerine yazılıp çizilir.

Yazın alanında da öyle değil midir? Şiirde, örneğin. Fazla uzağa gitmeye gerek yok, hatırlayalım: Orhan Veli, Nazım Hikmet. Ve Romanda. Dostoyevski, Tolstoy, Balzac, Dickens. Her birinin üslubu diğerinden farklıdır. Sinemada böyle bir şey yok mudur? Şayet olmasa idi, yönetmenlerin farkından nasıl söz ederdik?!. Öyle olduğu için Tarkovski fenomendir. Peki, Resimde durum nedir? Dali, Picasso, Cezanne, Van Gogh… Hiç biri diğerine benzemez.

Fotoğrafta Tarz / Üslup Meselesi

Analog dönemin bitmek tükenmek bilmeyen tartışması veya karşıtlığı, Belgesel-Deneysel meselesiydi. Oldum olası ‘deneysel’ tanımlamasını tam olarak bir yere oturtamadığımızı da söylemek isteriz. Hep bir tereddüt vardı zihnimizde. ‘Deneysel’ sözcüğü, ilgili alanı tam olarak ifade edemiyor veya yanlış bir algıya yol açıyordu kanaatimizce. ‘Deney’ olgusu bilime ilişkindi ve başka bir şey ifade ediyordu. Şayet deneysel kelimesinden kasıt ‘deneme’ ise ve bu da çekim aşamasında ekipmanın sağladığı olanaklarla bazı hünerler ortaya koymak veya çekim sonrası film banyosunda, agzandizör altında (baskı sırasında)  hüner göstermekse, mesele yok. Tereddütle söylesek bile bunlara ‘deneysel’ demek fazla zorlayıcı olmayabilir. Öte yandan foto-grafı önceden zihninde kurmuş ve ortamı, nesneleri, ışığı, velhasıl her şeyi o kurguya uygun şekilde hazırlayıp görüntüyü kaydetmişse, burada deneysellikten söz etmek mümkün değildir. İlkinde bir deneme-yanılma süreci varken ve hemen her şey rastlantıya bırakılırken, ikincisinde deneme-yanılma ve rastlantı söz konusu değildir.

Deneysel değilse, ‘kavramsal’ mı, ‘kurgusal’ mı, ‘kreatif’ mi?.. Doğrusu, herhangi bir tanımlamaya ihtiyaç olduğu kanaatinde değiliz. Her biri tek başına söylenebileceği gibi, hepsi birlikte de söylenebilir veya hiç birini söyleme ihtiyacı duyulmayabilir. Sınır koymaya, çerçeve belirlemeye hiç gerek yok esasında. Koyduğunuz veya koyacağınız her sınır, en nihayet bir sınırdır ve sizi kısıtlar, orada kalmaya zorlar.

Fotoğrafta Tarz / Üslup Meselesi

Sanat kulvarında yolculuk ederken, bir niyetiniz vardır. Söz söyleme ihtiyacı nedeniyle oradasınızdır, öğrenmek istiyorsunuzdur, varoluş gereksinimi nedeniyle o yolculuğa çıkmışsınızdır, nitelikli zaman geçirmek amacıyla tercihinizi bu yönde kullanmışsınızdır vs. Vaziyet böyle iken, şu ya da bu yere, şu ya da bu aralığa kendinizi sıkıştırmanız, en başta kendinize haksızlıktır. Bir yandan sıkıştığınız çerçevenin dışına çıkamıyor olmanızdan kaynaklanacak negatif psikolojik vaziyet, diğer yandan yaratıcılığınızın da aynı anda sınırlanıyor olmasından kaynaklanacak eksiklik. Bununla birlikte, potansiyelinizi bütünüyle kullanmanız, yani kendinize herhangi bir sınır koymamanız halinde ortaya koyabileceğiniz değerlerle insanlığa yapacağınız katkı. Hal böyle iken, foto-graf kulvarında bir insanın hem doğa, hem portre, hem kurgu, hem manzara, hem sokak vs çalışmasının önünde hiçbir engel yoktur. Tam tersi, bütün alanlarda çalışmak deneyim kazandırır, bilgilenmeye katkı verir. Nitekim buna ilişkin veriler sosyal medyada görünür haldedir; çok sayıda foto-grafçı kendisini herhangi bir alanla sınırlamıyor.

Mesele bu noktaya gelmişken, ‘doğrudan foto-graf’ ve ‘kurmaca foto-graf’ şeklinde bir ayırımın da yapıldığını söylemek gerek. İnisiyatif bireyin kendisindedir. Dilerse kendisini biriyle sınırlar, dilerse kendisini serbest bırakır. Söylenecek söz, bu itibarla son bulur.

Fotoğrafta Tarz / Üslup Meselesi

Leonardo’yu düşünelim; Denebilir ki yapmadığı hemen hiçbir şey kalmadı. Onlarca çizim, tasarım. Onlarca başyapıt resim. Mimari, heykel, astronomi, matematik vs cabası. Picasso’ya baktığımızda benzer bir şeyle karşılaşıyoruz; resim, heykel, şiir vs. Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Yaşadığımız çağ, disiplinlerarasılığın sadece tartışılmakla kalmayıp hayatın bütün alanlarına sirayet ettiği bir zaman; birden fazla alanla iştigal etmenin koşullarının daha da olgunlaştığı bir dönem. Yani, ‘hezarfen’ olmaya daha elverişli zamanda yaşamaktayız. Her alandaki bilgi ve deneyim, diğer alana katkı verir hiç kuşkusuz. Üstelik istesek de kendimizi herhangi bir şeyle sınırlayamayacağımız bir zamana gelip dayandık. Bireyin yeteneği varsa, çalışkansa, araştırmayı-okumayı seviyorsa, bıkmıyorsa, muhakeme kabiliyetini canlı tutabiliyorsa, düşünme eyleminden vazgeçmemişse pek çok alanda eser vermesi mümkündür. Öyle olması çok da iyidir. Burada özellikle altını çizerek belirmek isteriz ki, tek başına foto-grafın birkaç alanıyla ilgilenmekten dahi söz etmiyoruz, çünkü o zaten yapılmaktadır, vardır. Biz burada foto-grafla birlikte örneğin heykel, resim, şiir, öykü, roman, sinema, müzik gibi diğer alanlardan söz ediyoruz. Neden olmasın? Engel olan nedir? Hiçbir engel yok elbette ki. Bundan da öte, görsel alanın yanında yazın alanıyla ve düşün alanıyla ilgilenmek kadar doğru, isabetli bir şey olmasa gerektir.

Sanat insanının entelektüel düzeyi ne denli yüksek olursa, kendi tarzını oluşturması o denli kolay olur. Kimi zaman onunla da kalmaz, çığır açar/ekol oluşturur. Hiçbir sanat akımı, sanat ortamında yer alan sıradan kimseler tarafından geliştirilebilmiş değildir. Bütün sanat akımları, sanat ortamında yer alan ciddi anlamda entelektüel insanlar, meselenin düşün boyutunda mesafe almış kimseler tarafından ortaya konmuştur.

Saygıyla,

Tekin ERTUĞ

İlişkili İçerikler

E-POSTA ABONELİĞİ

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

Abone ol
Bana bildir
guest
2 Yorum
Beğenilenler
En yeniler Eskiler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster
Öner BÜYÜKYILDIZ
Öner BÜYÜKYILDIZ
3 ay önce
Makale Değerlendirme :
     

Teşekkür ederiz Tekin hocam,
Elinize, emeğinize sağlık.

Selam ve saygılarımla.

Okyar Atilla
1 ay önce
Makale Değerlendirme :
     

Üslup/Tarz hakkında söylenebilecek her şey açıkça anlatılmış. Bu giyim tarzı, yaşam tarzı ya da müzik tarzı gibi bir şey. Ancak insanlar bu tarzlardan bahsederken “sanat tarzları” hakkında pek bir şey söylemezler. Ya da üzerinde düşünmemişlerdir söyleyemezler. Yapacak bir şey yok.

Üslup konusunda bence işin zor yanı şudur: Eğer ilgi gösterilen yani üzerinde uğraş verilen (izlemek de bir uğraştır) sanat dalı diğer sanat dallarından besleniyorsa ilgi gösteren kişinin bu dallarda eserler vermiş sanatçıları takip etmemesi, incelememesi olası değildir. Dolayısıyla bu sanatçıların üslupları hakkında bilinçli ya da bilinçsiz olarak bilgi sahibi olacak ve etkilenecektir. İşte zor olan birçok yan etkinin baskısı altında kendi tarzını oluşturabilmektir.

Tekin Ertuğ tam da bu noktada can alıcı soruyu sorar: engel olan nedir? Sahi insana engel olan nedir? Eğer kişi, edindiği bilgilerin kendini kalıplamasına izin vermezse engel yoktur. Bu yapılabildiğinde “üslup”, belki de kendiliğinden yeşerecek filizlenecektir. Bu doğal gelişim olağan bir şekilde içselleştirmeyi de birlikte getirecektir. Kişinin entelektüel düzeyi, meraklılığı, araştırmacılığı, sorgulayıcılığı bu yolda emin adımlarla ilerlemesine destek olacaktır. 

Sevgi ve saygılarımla

Makale yazarı

Tekin Ertuğ
İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı ve edebiyat dünyasına yakın durdu. Gençlik yıllarının olgun sayılabilecek 5-6 yıllık bir döneminde ise amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi.Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotoğraf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Yaptığı atölyeler daha çok “Kuram” ve “Kurgu” öncelikli atölye çalışmalarıdır. Atölye çalışmalarının sonuçları gösteri, söyleşi ve seminer olarak çeşitli platformlarda paylaşıldı.Bu süreç içinde kaleme aldığı yazılar basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotoğraf dergilerinde yayınlandı. İlerleyen zamanda kitap çalışmalarına yöneldi. Şu ana kadar basılan kitapları: Sanat yazılarından oluşan 4 cilt “Fotograf Sanatı Üzerine”, Röportaj-Anı ve Biyografi yazılarından oluşan 10 cilt “Fotoğraf Ustaları” (Masters of Photography) ve 16 cilt “Işıkla Resmedenler” (Photographers), (Ressam Hikmet Çetinkaya'nın Biyografisi) “Kan Çiçekleri” ve en son ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi olan “Sicim” isimli eser.Hazırladığı biyografik/otobiyografik metinlerin yanısıra fotograf, sinema, edebiyat ve müziğe dair metinler üzerinde çalışmalarını sürdürmektedir.

Manşet

Âşık Mahzuni Şerif’ten, Mustafa Ertekin’e uzanan süreç

Âşık Mahzuni Şerif’ten, Mustafa Ertekin’e uzanan süreç

“İyi bir fotoğraf etkili bir şiir gibidir. Tıpkı şairin bir şiirinin diğer şiirlerinin desteğine ihtiyacı olmadığı gibi, tek fotoğrafın da anlam kurmak ve duygu yaratmak için ikinci bir fotoğrafa ihtiyacı yoktur.

Fotoğraf gerek yapısıyla gerekse de etki biçimiyle en çok şiire benzer. Bir şiiri etkili kılan en temel özellikleri düşünceden çok duygu çağrıştırması ve bunu imge yaratarak yapmasıdır. Şiir metaforlarıyla, mecazlarıyla, uyaklarıyla hem anlamını hem melodisini yaratır."
Mustafa Ertekin

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Fotoğrafçılık Hafızamızı Geliştirir mi?

Fotoğrafçılık Hafızamızı Geliştirir mi?

Fotoğrafçılar Dikkat!
Fotoğraf Çekmek Görsel Belleği Güçlendiriyor,
Peki ya Görsel Olmayan Bellek?

POPÜLER İÇERİKLER

Belgesel fotoğraflardan belgesel sinemaya: Sokağın Çocukları

Belgesel fotoğraflardan belgesel sinemaya: Sokağın Çocukları

Muhammed Suriyeli mülteci bir çocuk. Savaşın bölüp parçaladığı çocukluğun acı bir gerçekliğinin de karakteri olmuş.

Muhammed çok merak ediyormuş Galata Kulesi’ni. Hatta birkaç arkadaş sıraya girip ziyaretçilerin çocuklarıymış gibi girmeye çalışmışlar. Bir keresinde birinci kata kadar çıkabilmişler ama yakalanmışlar. Bir gün Muhammed’le çıktık.
2
0
Düşünceleriniz bizim için önemli. Belirtmek ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x