Hayatı Sanata Bağlayan “Sicim”

Her şey değerli ressamımız sayın Hikmet Çetinkaya’nın otobiyo-grafik metnini kaleme alırken başladı. Kısa sürede çok kez biraraya gelip söyleşi ve kayıt yapmış, sohbet etmiş ve dost olmuştuk. Ahmet Yeşil’in çok özel ve önemli bir ressam olduğunu söylediler ve biyo-grafisini yazmamızı istediler sayın Çetinkaya. Biri gelincik ressamıydı, diğeri sicim (halat, urgan) ressamıydı. Bu fikri destekleyen bir de foto-grafçı dostumuz sayın Mustafa Eser vardı. İki dost insanın bu denli sıcak bakması elbette ki boşa değildi.

-

“… …Aralıksız bütün gece, kulakları sağır etmeye yemin etmiş gibi gök gürültüsü patladı ve aynı yeminle, gözleri kör etmeye çalışır gibi şimşekler çakıp durdu. Ard arda çakan şimşekler, çıplak gözle doğrudan bakmayı riskli kılacak şiddette ışık saçarak gökyüzü ile yeryüzünü birbirine bağladığında ortaya çıkan büyüleyici atmosferin tarifi mümkün değildi. Denize ve karaya düşerek odaları gün ışığından daha fazla aydınlatan yıldırımları, yeni yıldırımlar kovaladı sabaha dek. Gökyüzü ile yeryüzü arasına beyaz çizgiler çeken her büyük ışık selini de, kulaklarda tiz bir çınlamaya yol açan çok büyük bir gürültü izledi.

Sanki gök kubbe yarıldı da, üzerinde ne varsa olanca ağırlığıyla yeryüzüne indi.

Bardaktan boşanırcasına yağmur ve şiddetli fırtına hiç dinmedi; sel sele gitti.

Masal âleminden sökün edip tarih sahnesine yeniden çıkmış yedi başlı ejder gibi kıvrılarak yol alan adam boyuna ulaşmış çamurla karışık sular, önlerine çıkan her şeyi yutup denize sürüklediler. Deniz çalkalandı, köpürdü, kudurdu; azgın dalgalar gece boyu kıyıları dövüp devasa kayaları yerinden söktü, beton bariyerleri parçalayıp attı.

Tabiat ana, o güne dek hiç görmedikleri ve de duymadıkları kadar şiddetli şekilde gürledi, haykırdı, köpürdü, naralar attı, tehdit etti güzelim liman şehrini. Kimse cesaret edip evinden dışarı çıkamadı gece boyu; endişeyle sabahı bekledi herkes. Kent sakinleri evlerine sığınıp korunabilseler de, başka hiçbir şey doğanın hışmından kurtulamadı, hepsi payına düşeni fazlasıyla aldı.   

Bin yılı aşkın bir zamanın öncesinde olsa, bir coğrafyada Şaman, sis-duman içinde allı pullu bir asa ile gâh dizleri üzerinde, gâh salına döne Kök Tengri’ye yakarırdı; başka bir coğrafyada ise Eros ve Afrodit hatırlanmaz, Thetis’a, Poseidon’a, Thyphon’a, Uranos’a ya da Zeus’a yakarırdı herkes. “

Hayatı Sanata Bağlayan "Sicim" - Ahmet Yeşil
Ressamın doğduğu ev – Kendi çizimi

Böyle başlar Ressam Ahmet Yeşil için kaleme aldığımız biyo-grafik metin. ‘SİCİM’ isimli basılı eser böyle doğdu. Kimi insan beğenir, alkış tutar; kimi de beğenmez, burun büker. Bir şey inşa etmişseniz bunları göze almışsınızdır, o yüzden sükûnetle ve olgunlukla karşılarsınız. Eli kalem tutanın, zihnindeki ve yüreğindekini eseriyle ortaya koyanın, yüksek sesle konuşma cesareti gösterinin, başkasını önceleyenin, yardımseverin, merhametlinin, özverilinin, görülmeyeni görenin, bilinmeyeni bilenin, anlaşılmayanı anlayanın makus talihidir kırılıp dökülmek. Ne ki bedenen ve zihnen bîtap düşmek, her daim sabır eşiğini biraz daha yukarı çeker. Sabır, metanet yegâne sığınaktır. Aksi halde kalem elde donup kalır, yürek buz keser, zihin işlevsizleşir, inşa süreci sona erer.

Diğer kitaplarımız (Aralık 2020 itibariyle 33 kitap) gibi bu kitabı da gönüllülük temelinde, hiçbir karşılık beklemeksizin gerçekleştirdik. Bizden sonraki kuşaklara mütevazı bir edebi eser, dokümanter niteliği yüksek bir armağan sunabilmek kaygısıyla emek verdik.

Her şey değerli ressamımız sayın Hikmet Çetinkaya’nın otobiyo-grafik metnini kaleme alırken başladı. Kısa sürede çok kez biraraya gelip söyleşi ve kayıt yapmış, sohbet etmiş ve dost olmuştuk. Ahmet Yeşil’in çok özel ve önemli bir ressam olduğunu söylediler ve biyo-grafisini yazmamızı istediler sayın Çetinkaya. Biri gelincik ressamıydı, diğeri sicim (halat, urgan) ressamıydı. Bu fikri destekleyen bir de foto-grafçı dostumuz sayın Mustafa Eser vardı. İki dost insanın bu denli sıcak bakması elbette ki boşa değildi.

Hayatı Sanata Bağlayan "Sicim" - Ahmet Yeşil

Böylece, bir yıla yakın devam eden serüvenin sonunda kütüphanemizin değerli eserlerinden birini daha tamamladık. Bir dönemin kendine has atmosferini okuyucunun tahayyülüne sunduk, o dönem içinde çok özel bir insanın zihninin ve yüreğinin derinliklerinde yolculuk edilmesine yardımcı olmaya çalıştık.

“Tekin Ertuğ’un gönderdiği fotoğraftaki kitap kapağı kırmızının koyu tonları üzerinde yeşilin koyu tonlarıyla çizilmiş sicimlerden ya da halatlardan oluşan kökleri dışarıda dalları etrafa yayılmış bir ağaç ile tasarlanmıştı. Kitabın adı, şimdi sıkı durun; SİCİM. Hemen altında parantez içinde ‘biyografi’ ve onun altında da ‘Ressam Ahmet Yeşil’ yazıyordu. Kapak bu haliyle ‘farklıyım’ diyordu. Beni yanıltmadı. Tabii bunda Tekin Ertuğ’un (bundan sonra yazar diyeceğim) okuduğum dört sanat üzerine ve beş fotoğraf sanatçının söyleşi biyografi tarzı kitaplarından edindiğim deneyim de etkili oldu. Yani kısaca yazarı düşünceleri, edebi dili ve tarzı ile tanıdığımı söylemeye çalışıyorum. Dolayısıyla benden tarafsız bir yazı beklemeyin.

Kitabı edinmek biraz zaman aldı. Yayınevi ile görüşme, satışı yapan internet sitesi, ha geldi derken tam bir hafta beklemek zorunda kaldım. Bu süreçte de içim içime sığmamaya başladı. Neden bu kitabı hemen gönderemediler ki? Neyse dağ dağa kavuşmaz insan kitabına kavuşur.

Kitabın paketini yavaşça açtım. Sanki içinden sicimler çıkacak ve dağılmasını istemiyorum. Ön kapak tam da dediğim gibi. Çarpıcı… Arkasını çevirdim. Bir kara delik. Tıpkı Hawkins’in zaman uzay bağlamında anlatmaya çalıştığı gibi… sicimlerden bir kısmına tutunarak kara deliğin içine girerseniz farklı bir zaman diliminden çıkacaksınız hissine kapıldım. Tabii ki ön ve arka yüz tasarımlarının Ressam Ahmet Yeşil’in (bundan sonra sadece ressam diyeceğim. Aslında yazarın Ahmet Yeşil için tanımladığı ‘sanat insanı’ ifadesi çok hoşuma gitmişti. Ancak yazar da bir sanat insanı olduğu için bu ifadeyi kullanmayı pas geçiyorum) eserlerinden olduğunu biliyordum. Kitabı beklerken internette kısa bir dolaşmayla ressam ve eserleri hakkında bilgi toplamıştım.

Eninde sonunda bir biyografiydi. Ne beklersiniz? Burada bu tarihte doğdu, ailesi, okulları, resme nasıl başladı, kimlerin atölyelerinde pişti, eserleri, sergileri, varsa -illa ki vardır- ödülleri, yurtdışına gitmişlikler, anekdotlar, şu an yaptıkları falan. Yanılırsınız. Hiç de öyle değil.

Yazar ve ressam sözleşmiş gibi -not düşemezler ama bence sözleştiler- sizi bir labirentin için atıveriyorlar. Zaten ressamın zaman kavramıyla direkt bir ilişkisi de yok. Kâh anlatılan anın ilerisine kâh çok gerisine gide gele sürükleyici bir anlatım diliyle okumaya devam ediyorsunuz. Ve doğal olarak siz de zamanı kaybediyorsunuz ve ilgi alanınızdan çıkıveriyor. Zaten sanatçının ve eserlerinin zamansız olması gerekmiyor mu? Yazarın her zamanki gibi sağlam cümle yapıları anlaşılır ifadelerle kitapta yer alıyor. Cümleler birbirine sıcak bir ilişkiyle bağlanıveriyor. Ressamın anlatım dili de böyle. Ve ressam söylemlerinde kolay yapılamayacak bir şeyi gerçekleştiriyor; ruhunun ve düşüncelerinin kapılarını yazara ve dolayısıyla okuyucuya ardına kadar açıyor. Okuyucuya samimi bir ortamda olduğunu hisettiren bir anlatım ve yazı var. Kitabı bitirince ‘atlayıp bir Mersin’e gideyim, Ahmet’le karşılıklı bir kahve içelim, sohbet edelim’ düşüncesi aklınızın bir köşesine oturuveriyor. Yapın. Ben en kısa zamanda bunu gerçekleştirmek istiyorum. Zaten ressamın mabedi olan atölyesinin kapıları ve zengin kitaplığı da ziyarete gidenleri hiçbir zaman geri çevirmiyor.   

Ve daha ilk sayfalarda elinizdeki kitabın kronolojik biyografiden daha çok bir novella tarzında olduğunu içinize sindiriyorsunuz. Yazarın engin hayat tecrübesi ve sanat birikimi ressamın kendini anlattığı bölümlerin arasına felsefik bir yaklaşımla akışı ve ressamın söylemlerini destekleyerek sakin ve yavaşça giriyor. Ressam da bundan geri kalmıyor. O da kendini anlatırken hayata ve sanata felsefik olarak nasıl yaklaştığını sizinle paylaşıveriyor. Ders niteliğinde olan bu bölümler tabiri caizse kitabı ‘tadından yenmez’ yapıyor. Ve kitabın sonlarına doğru ressamın kaleminden birbirine nispet yapan, bazıları şiirsel aforizmaları sayfalara dökülüveriyor.

Nazım Hikmet’ten, Ahmet Arif’den satırlarla fırtınalı ve yağmurlu bir gecenin içinde ressamın doğumu Rus edebiyatına örnek olacak tasvirle okumaya başladığınızda aklınıza ‘neden bu detay?’ diye gelebilecek sorunun cevabı ressamın kendi karakteri hakkında verdiği ipuçlarında buluyorsunuz.

Nihayet yazarın sicim teorisine dokundurduğu sayfalar karşınıza geliyor. Ressam, tarz olarak sicim, halat, urgan ile direnişi ve bu tarzı benimsediği ilk sicimli resmindeki ifadesiyle idama karşı duruşu olsa da zaman içinde yaratıcılığı sicimlerin birçok öğelerle, ışık oyunlarıyla, gölgelerle, renklerle evrendeki bilinmezliğe gönderme yapan eserlere evriliyor. Her biri insanı farklı bir aleme götürüyor.      

Gelmesini istemediğiniz son bölümde yazar ve ressam yine sizi elinizden tutarak labirentten çıkarıyor. Öylece ortada kalıyorsunuz. … … ( Okyar Atilla – İzmir, Kasım 2019 )”

Kitabın sayfalarında dolaşırken sosyo-ekonomik, sosyo-politik, sosyo-kültürel, psiko-sosyal bağlamda herhangi bir vaziyete rastlanmışsa ve karşılaşılan insan hali ve/ya toplumsal hal bir yandan döneme dair bilgi aktarıyor, diğer yandan söz konusu bilgi felsefi bir bağlama oturuyorsa, mesele yoktur.            

Memnunuz, bahtiyarız.

Tekin ERTUĞ

İLİŞKİLİ İÇERİKLER

Yapay Zekâ, Yapay Dünya, Yapay Fotoğraf

Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde belge olarak kabul görmüştür. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte işler karışmış, fotoğraf ve gerçeklik arasındaki ilişki sorgulanır hale gelmiştir. Artık bugün bu ilişki tamamen kurgulanabilir düzeydedir.

Ali Durmaz’ın “ENSTRÜMANTAL” i

Kıymetli fotografçı dostumuz Ali Durmaz, Şubat 2026’da Ankara’da Fotokolektif Sanat Galerisi’nde son derece şık bir sergiyle, deyim yerindeyse renk-ahenk bir çalışmayla fotograf ortamında varlık inşa ettiğinin altını kalın çizgilerle çizdi.

Kumun fotoğrafçası

Bir Patara var: Uçsuz bucaksız kumsalıyla nefis bir Akdeniz plajı. Yaz aylarında herkesin masmavi sularında serinlediği, kıyısında kumların tepeler oluşturduğu uzun sahil. Eskiden, filmlerdeki çöl sahneleri burada çekilirmiş.

Çınar Fotoğrafhanesi

O yıllarda fotoğraf çektirmek zahmetli işti ama, fotoğraf çekmek de hiç kolay değildi. Dünya daha dijitalleşmemişti, fotoğraf da kimyasaldı. Şimdi cep telefonunun minik merceğine bakıyorum, bir de çevirip ekranına bakıyorum, ışık o mercekten girip bu ekranda şıp diye fotoğraf oluveriyor. Koskoca süreç bu ikisi arasında kotarılıveriyor.

E-POSTA ABONELİĞİ

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

YORUM YAPILDIĞINDA BANA BİLDİR
Bana bildir
guest

2 Yorum
Eskiler
En yeniler Beğenilenler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster
Okyar Atilla
Editör / Yazar
Makale Puanlama :
     

Bu yazıdan haberim yoktu. Sabah elimde çay bardağı ile mevcut yazılara “günaydın” demek için ana sayfamız, ekranımda yukarıdan aşağıya doğur sabaha uyanırmış gibi açılırken kapak fotoğrafının ucu görününce beni gülümsetti ve gayri ihtiyari “Hawkins, kara delik” diye mırıldandım. Yazının ne hakkında olduğunu anlamıştım. Sevgili Tekin Ertuğ ressam Ahmet Yeşil’i anlatıyordu. Baştan öyle sandım…

Ahmet Yeşil’i Tekin Ertuğ kaleminden tanımıştım. Takip etmeye başladım. hem instagramda hem de medya da izliyorum.

Ancak bir süre sonra ifadeler bana tanıdık gelmeye başladı. Dedim ki bu “De ja vu”… O da değilmiş. Kitaptan Tekin Bey ile bir sohbetimizde haberim olmuştu. “Alıp okuyayım” dediğimde, “öyle kuru kuruya okuma olmaz. Madem okuyacaksın senden eleştirel bir yorum istiyorum” demez mi. Aldık başımıza işi. İşte Tekin Bey biyografi kitabı ile Ahmet Yeşil’i tanıtırken bu yazıdan faydalanmış. 2020 yılının son günlerinde sevgili dostlarım ikinci kez sürprizle beni şaşırtıp onore etmeye devam ediyorlar. Ne mutlu bana… Çok teşekkür ediyorum.

Yazı Ahmet Yeşil ve benim hakkımdaydı. Tekin Bey ustalığıyla ikimizi bir yazıda harmanlamıştı. İkinci kez ne mutlu ki ressam Ahmet Yeşil ile birlikte anıldım. Tekrar çok teşekkür ediyorum.

Sevgi ve saygılarımla

Not: Sadece yazıda geçen Tekin Bey’in “Kimi insan beğenir, alkış tutar; kimi de beğenmez, burun büker.” ifadesine katılmıyorum. Kendisi bunu gözetmeden yazan ve fikirlerini ifade eden biridir. Hepimizden çok daha iyi bilir ki eser, sahibinden çıktıktan sonra artık okuyucu ve izleyicinindir. Sanatçı ve düşün adamı “ne derler” düşüncesi ile hareket edemez. Tanıdığım Tekin Ertuğ böyledir.

Öner BÜYÜKYILDIZ
Öner BÜYÜKYILDIZ
Makale Puanlama :
     

Tekin hocam, sanat camiasına çok büyük katkı sağlayan çalışmalarınız, bizi ustalarımızla tanıştıran kıymetli eserleriniz için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Okyar bey’in eser hakkındaki yorumu ve hisleri beni daha da heyecanlandırdı

Ellerinize emeğinize sağlık.

Selam ve saygılarımla.

Makale yazarı

Tekin Ertuğ
Tekin Ertuğ
İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı, edebiyat dünyasına yakın durdu. Üniversite sonrası amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi. 90’lı yılların başlarında amatör olarak fotografa başladı. Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotograf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotograf dergilerinde fotografa ve sinemaya dair yazıları yayınlandı. Sinemaya, edebiyata, müziğe, fotografa ilişkin okumalarını sürdürmekte, çeşitli metinler kaleme almakta, denemeler ve/ya eleştirel denemelerle yazı serüveni devam etmektedir.Ulusal ve uluslararası fotograf yarışmalarında jüri üyesi oldu, çeşitli platformlarda gösteriler ve söyleşiler gerçekleştirdi, panelist oldu, çalıştaylarda bildiri sundu.Fotografın farklı kulvarlarındaki usta fotografçılarla bir dizi söyleşi/röportaj gerçekleştirmek suretiyle onların yaşam öykülerini, fotograf serüvenlerini, duygu ve düşünce dünyalarını kitaplaştırıp sonraki kuşaklara aktarmaya çalıştı. Kitapları: “Fotograf Sanatı Üzerine” 4 cilt. “Fotoğraf Ustaları” 10 cilt “Işıkla Resmedenler” 16 cilt “Handan Tunç ile Sanat (Özelde Fotograf) Üzerine Söyleşi “Kan Çiçekleri” (Ressam Hikmet Çetinkaya’nın otobiyografisi) “Sicim” (Ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi) “Bir Lisan-ı Münasip Foto-Graf” “Dikensiz Kirpi” (Eleştirel Deneme) “Köhne Bahar” (Roman) “Demir Çıra” (Öykü) “Kırık Köşe Taşları” (Öykü) "Foto İntelijansiya" "Fotoloji / Fotologya"

MANŞET

POPÜLER İÇERİKLER