İzmir’in Garları

Neden Osmanlı Hükümeti birdenbire demiryolları sevdasına düşmüştü ve neden Ege bölgesi öncelikliydi? Kendilerince Rum, Yahudi, Ermeni toplulukları arasında anlaşmazlıklardan çıkan çatışmalara ve yöredeki zeybek, Çerkez, Yörük çetelere karşı hızlıca asker sevk edebilmek. İngilizlerin derdi ise yörenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini üç otuz paraya ihraç etmek. Yani tam bir “Win-Win” durumu.

Ege’nin zenginlikleri mi? Pamuk, tütün, incir, üzüm, krom, magnezyum (Aydın’da Magnesia antik kenti adı nereden geliyor dersiniz?), hayvancılıktan elde edilenler v.s. v.s…

-

Uzun zamandır aklımda olan bu yazı oldukça zamanımı aldı. İki problemi çözmem gerekti. Başlarda kaynak yayın bulmakta zorlandım. Arama yöntemimi hem çeşitlendirip hem de geliştirince kaynak yayınlar önüme düşmeye başladı. Diğer problem ise yazıda kullanacağım fotoğraflar nasıl olmalıydı? Öncelikle garların eski fotoğraflarını kullanmama kararı aldım. Sonrasında hedefime aldığım garlarda -bulabilirsem- bir model çekimi fotoğrafları kullanmaya karar verdim.

Tabii her zamanki gibi çözüm kendi problemiyle gelmişti. Model kim olacaktı? “İmdat” çığlıklarıma 30 yıllık sevgili arkadaşım Sema’nın tabiri caizse elimize doğan kızı Elif yetişti. Beni kırmadı. Zaman ayırdı ve birlikte garları dolaşmaya başladık. Garların hazin hikayeleri yanında Elif’in fotoğrafları kurtarıcı oldu.

Basmane Garı İzmir’in en bilinen tren istasyonudur. “Buraya ayak basmadan Basmane’de fotoğraf çekilmez” dersek çok tuhaf olmaz. Aklıma İzmir’in tren istasyonlarının fotoğraflarla hikayeleri düşünce bildiğim ancak arka planda kalan diğer istasyonların adları da kâğıda düşmeye başladı. Önemli bir tanesi Alsancak (Punta) Garı’dır. Seydiköy (Gaziemir) Garı artık bir anı evi olarak hizmet veriyor. Buca garı yok oldu. Ve tabii güzelim Bornova ve Karşıyaka Garları da kentleşmeye kurban edildiler.

Aslında bu durum Anadolu’daki birçok garın başına gelenle aynıydı. Kars garını gördüğümde kımıldayamamıştım. Sorduğumda “yenilendi” diye saçma sapan bir cevap almış küfür ederek ters yüz dönmüştüm. İçimden tek kare fotoğraf çekmek gelmemişti. Amasya Garını en son gördüğümde (Ocak 2019) binaların arasına sıkışmıştı.

1850’li yıllarda Osmanlı Hükümeti (artık nasıl bir hükümetse) 50 yıllık işletme imtiyaz hakkı ile İzmir-Aydın demiryolu inşaatını İngilizlere verir. Benim tahminim katakulli ile almışlardır ya, neyse! Hemen “Ottoman Railway Company= ORC, tescil: İzmir-1856” adıyla bir şirket kurarlar. Bu yöntem Hindistan’da uyguladıkları algı yönetiminin benzeridir. Halka şunu gösteriyorlar: Bak adı “Osmanlı”, size ait. Yedirmişler.

Neden Osmanlı Hükümeti birdenbire demiryolları sevdasına düşmüştü ve neden Ege bölgesi öncelikliydi? Kendilerince Rum, Yahudi, Ermeni toplulukları arasında anlaşmazlıklardan çıkan çatışmalara ve yöredeki zeybek, Çerkez, Yörük çetelere karşı hızlıca asker sevk edebilmek. İngilizlerin derdi ise yörenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini üç otuz paraya ihraç etmek. Yani tam bir “Win-Win” durumu. Ege’nin zenginlikleri mi? Pamuk, tütün, incir, üzüm, krom, magnezyum (Aydın’da Magnesia antik kenti adı nereden geliyor dersiniz?), hayvancılıktan elde edilenler v.s. v.s…

Hadi arada bir bilmece sorayım:
Eskiden var olan Osmanlı Bankasının ilk kuruluş yeri hangi şehirdir?

Buca, Bornova ve Seydiköy 19. Yüzyılın ilk yarısı içinde varlıklı ailelerin, özellikle yabancı uyruklular ile kente gelen yabancılar ve levantenler, eğlenme ve dinlenme için yazlık köşklerinin bulunduğu yerler olarak bilinir. Hala Bornova’da tek tük levanten evleri geniş bahçeler içinde durur. Bu banliyölerin sürekli iskân edilmesi, ancak ulaşım olanaklarının iyileştiği ve özellikle demiryolu bağlantılarının sağlandığı 1876 yılından sonra artmış.

1876 yılı aralık ayında işletmeye açılan Seydiköy bağlantısını Seydiköy’lü Fotiadis (zengin Rumlar’’dan) ve Purser aileleri hattın yapım masrafları karşılayarak sağlamış. Bundan dolayı da imtiyaz hakkını da almışlardı. 1907 yılının Ekim ayında 6.000 Lira karşılığında imtiyaz hakkı, adı geçen bu kişilerden, Aydın Demiryolu Şirketi’’ne (ORC) devredilir. Ve şirket daha sonra tamamıyla TCDD tarafından satın alınır. Seydiköy İstasyon binası da o dönem inşa edilen gar ve trenler 1986 yılına kadar hizmet vermiş.

ORC ilk gar inşaatını Punta’ya (Alsancak) yapacaktır. Burası Ege’nin içlerinde getireceği madenleri ihraç edecekleri limandır. 1858’de açılır. Ve demiryolu 1866’da Aydın’a kadar tamamlanır. Hedefleri bunu Konya’ya kadar uzatarak imtiyaz hakları olan madenleri yurt dışına göndermektir. Diğer taraftan kordon tramvay hattı ile garın Pasaport iskele bağlantısı tamamlanır.

Telefonla konuşmaya devam eden adam sallana sallana yanıma yanaştı. Telefonu kulağından çekmeden sordu;

  • İzin aldın mı? (Selam yok, bodoslama konuya …)
  • Ne izni?
  • Profesyonel fotoğraf çekmek paralı. Önce izin dilekçesi yazacaksın…
  • Yeğenimin fotoğrafını çekiyorum…

Eliyle üçayak üzerinde takılı flaşımı göstererek devam etti:

  • Profesyonel fotoğraf çekmek paralı…
  • Amasya, Kars, Adana, Basmane, Sirkeci, Haydarpaşa, Salihli ve daha birçok garda fotoğraf çektim. Hiç böyle bir şeyle karşılaşmadım.
  • Onu bilemem. Çekmeyin… Hem bak burada bir çekimde fotoğrafçı vagonunu üstüne çıktı elektriğe kapılıp öldü. Nereden bilelim aynı şeyin olmayacağını.

Bu olayı biliyordum. 2010 yılında klip çekmeye gelen Lübnan’lı film yönetmeni vagon üstünde ayağa kalkınca yüksek gerilim hattına temas etmişti. Bu olay basında uzun süre yer almıştı. Bu habere internetten hala ulaşılabiliyor. Ben de A sınıfı İSG uzmanı olarak olayı kendimce sorgulamıştım:

  • Çekim planları üzerinden görüşüldü mü?
  • İnceleme, ön değerlendirme sırasında gözlemci var mıydı?
  • Lokomotif üzerine bu kadar rahat nasıl çıktı?

Gibi birkaç soru aklıma takılmıştı. Ağzımdan dökülüverdi:

  • Ben salak mıyım?

Ben Elif’e “hadi toparlanalım” dediğimde adam sallana sallana yoluna devam etti.

Sadece güzel ülkemde değil yurtdışında da birçok garda fotoğraf çekmiştim. Sadece ve sadece Amasya ve Alsancak garlarında karşılaştığım bir olaydı bu.

Elif, “Bırakıyor muyuz?” diye sorduğunda ben flaşı toparlamıştım. Gözümle bekleme salonunu işaret edip gülümseyerek “Niye bırakalım ki?” dediğimde Elif gülümsedi ve bekleme salonuna girdik. İn cin top atıyor. Son treni göndermiş sessizliğe bürünmüş ve sanki bir kasabanın garındayız. Bu havayı içimize çektik.    

Bu kompozisyon her ne kadar Alsancak Garı için yapılmış olsa da aklımdaki düşünce Barthes’in “Camera Lucida” kitabında ele aldığı “Punctum” ve “Studium” kavramları üzerinden fotoğraf okuması için çekildi.

Fotoğrafta izleyeni ilk vuran ve etkileyen şeydir “Punctum”. Fotoğrafın bir yerinde en ince ayrıntısında gizli olabilir. Buna rağmen yine de görenini bulup vurması da yine açıklanamayan bir durumdur. Belki iyi bir fotoğraf okuryazarı olmak da gerekebildiği gibi gerekmeye de bilir. Barthes, eğer punctum delmezse nedeninin fotoğrafçının onları oraya bilerek koymuş olmasıdır der. “Punctum” un bilinçli ya da bilinçsiz olması da çok önemli değildir. Fotoğrafçı yaptı diye değil izleyeni etkilendiği için var olur. Fotoğrafta modelin bakışı (gözleri) ya da çenesine dayadığı eli ya da kaç olduğunu merak ettiğiniz saati ya da ne olduğunu anlamaya çalıştığınız duvardaki fotoğraf belki de hiç fotoğrafta hiç görmediğiniz ancak imgelediğinizi bir şey sizin Punctum” unuz olabilir. Ayakkabılar nasıl? Gibi…

“Studium”, fotoğrafta size bilgi aktaran geride kalan her şeydir. Tüm izleyicilerin ortak alanı da diyebiliriz. Elif ile birlikte kompozisyonda vurgulamaya çalıştığımız içinde bulunduğumuz andan, ki bu anda fotoğrafçı ve model yer alırken duvardaki fotoğrafta içinde bulunulan zamana ait olmayan bir binanın zamanına bu yazıda anlatılanlarla birlikte olan bağlamdır.        

Demiryolu ulaşımı nereden çıktı? Derler ki İngilizlerin buluşudur. Doğrudur ve 1630’lu yıllara dayanır. Kömür ocaklarında tahta raylar üzerinde kullanılan arabaların gelişmesiyle insan taşımacılığına hizmet eder hale gelmiştir. Bunları yazarken zihnime Indiana Jones serisi filmlerin -yanılmıyorsam- “Kutsal Hazine Avcıları” nda bir maden de dekovillerle olan kovalamaca görüntüleri düştü.

Karşıyaka Garı ise Anadolu’daki en eski demiryolu olan Basmane- Kasaba (Turgutlu, Ben doğma büyüme Salihli’liyim. Hiç Turgutlu demezdik. Otobüs muavinleri “Kasaba” diye yolcu toplardı) hattındadır. 1865 yılında kullanıma girmiş. Sahibi ise demiryolunun imtiyaz sahibi olan İngiliz Fransız ortaklığı SCR&SCP (The Smyrna Cassaba Railway-Chemin de fer de Smyrne-Cassaba et Prolongements- İzmir-Kasaba Demiryolu ve Uzantıları) şirketiymiş (Bu şirket borsa da batar. Osmanlı hükümeti şirketi kurtarır ve yeni imtiyazlar verir. Bu hikâye çok mu tanıdık geldi?). Daha sonra TCDD tarafından bu şirket satın alınır. Yeni imtiyazlarla bu demiryolunu Soma ve Alaşehir’e kadar uzatırlar.

Bir yandan da Manisa-Soma hattı 1890 yılında kullanıma girer. Bu hat daha sonra Bandırma’ya kadar uzanacaktır. Çocukluğumun ilk dönemlerinde Alaşehir’deki anneannemlere, Akhisar’daki büyük halaya ve Balıkesir’deki büyük dayıya bayram ziyaretlerinin vazgeçilmez aslında alternatifsiz ulaşımıydı. İstanbul ise Bandırma’dan bir gemi yolculuğu kadar uzaktaydı.

Kısa bir not: Basmane garı inşaatını Fransızlar Alsancak Garının inşaatını İngilizler yapar. Daha fazla kafa karıştırmamak için bu garı o yaptı şu garı bu yaptı diye yazmayacağım. Ancak Basmane Garı’nın mimarı kim? Biliyor musunuz? Gustave Eiffel… Eyfel Kulesinin mimarı olur kendisi. Sırf bu bile Fransız turistlerin ilgisini çekecek bir turizm tanıtımı olabilir. Kim yapacak?

Bornova Garı da İngiliz elinden çıkmadır. Ancak Basmane – Bornova rayları Fransızlar tarafında döşenmiştir. Artık o arada ne olduysa hükümette rüzgâr yön değiştirmiş. Bu hattı en son 1984 yılında eşimle birlikte oğlumuzu fuardaki hayvanat bahçesi gezisinden dönerken kullanmıştık. Gün gibi hatırlıyorum. Elinde kırmızı bir uçan balonla trene binmiştik. Bu hat yeniden döşenerek İzmir Metrosuna hizmet ediyor. Eski istasyon yeni metro istasyonu, otobüs durakları, üniversite binaları ve yollar arasında sıkışmış kalmış durumda.

Böyle bir web sitesi buldum. Neden “railturkey”? Türkçe kullanmak bu kadar zor mu? Türkiye’nin demiryolu ve haber sitesiymiş. Kütüphane diye bir bölümü var. İçi bomboş. Bir tane garın tarihçesi ile ilgili bilgi bulamadım.

Bulabildiğim en kapsamlı yayın Arif Kolay’ın ve Gülçin Uzuntepe’nin tezleri (tez içinde farklı referanslar yer almaktadır) oldu. Kaynakçada link veriyorum. Bir diğer makale Yrd. Doç. Dr. Selahattin Satılmış’a ait: Osmanlı’da Bandırma-Soma Demiryolu Hattının Kuruluşu.

İzmir’in garlarında fotoğraf derken işin ucu nerelere çıktı. Ancak iki tez, makale ve makalenin kaynakçaları oldukça iyi ve sağlam referanslar içeriyor.

Bu yazı için yaptığım okumaların sonunda artık İngilizlerin Kuşadası, Didim, Marmaris, Fethiye sevdalarını daha iyi anlıyorum. Ecdatlarından gelen genetik bir “iz” miş bu sevdaları…

Not: Alsancak Garındaki olaydan sonra Basmane Garına gitmek içimizden gelmedi. Bornova Garının bozulmuş kafemsi bir şey olduğunu biliyorum. Dolayısıyla eski fotoğraflar için aşağıda verilen linklerden faydalanmanız gerekecek. Size biraz iş düşüyor. Affola…

İlişkili İçerikler

Venedik Karnavalı 2020

Her fotoğrafçının kendince fotoğraflamak istediği yerler listesi vardır. Venedik Karnavalı etkinliği de benim için bu özel yerlerden ve anlardan birisi idi.

Pekin’de üç gün…

Nisan 2017 başında Çin'in Shanghai şehrinde sektörümüzün en önemli ve büyük fuarı olan “Interweighing” vardı. Firmamızın katılımcı olduğu fuara katılan ekibin içindeki biri olarak Satış Müdürümüz ile birlikte keyifli bir seyahat gerçekleştirdik. Ancak Şangay’a etrafından dolanarak gittik. Nasıl mı?

Telefoto objektifim neden tüm seyahatlerimde hep yanımda?

Seyahatlerimde 16-35mm veya 14-24mm objektiflerimden birisi yanımda mutlaka olur. Ama ben bunlar dışında mutlaka 70-200mm telefoto objektifimi yanıma almadan seyahate çıkmam.

Ta’izz ve Aden… Son Bölüm

Ve yine sabah. Yol kısa zaman uzun. Otelin önünde kendi fotoğrafımı çektirdikten sonra Aden’e doğru yola çıkıyoruz. Yolumuz Ta’izz’den geçiyor. Oradan tekrar güneye dönüp Aden istikametini tutacağız. Yolumuz Ta’izz’den geçiyor. Oradan tekrar güneye dönüp Aden istikametini tutacağız.

E-POSTA ABONELİĞİ

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

Abone ol
Bana bildir
guest
Makale Değerlendirme
Makaleyi 5 yıldız üzerinden değerlendirin
Yorum formu, web sitesinde yer alan yorumları takip etmemize izin vermek için Adınızı, e-Postanızı ve içeriğinizi kaydeder. Yorum göndermek için lütfen web sitemizdeki Koşulları ve Gizlilik Politikamızı okuyun ve kabul edin.
6 Yorum
Eskiler
En yeniler Beğenilenler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster
Sebahattin Demir
Makale Değerlendirme :
     

Sevgili Okyar,

Öncelikle hem sana hem de modeline gönülden teşekkürler.
Bu yazıyı hazırlamak için baya bir emek ve zaman harcamışsınız.

Yazın beni çok çok eskilere götürdü, çocukluğuma.
Babaannemizle Karşıkaya Garından binip Manisa’daki anneannemlere gitmek bizim için inanılmaz keyifli anlardı o zamanlar. Emiralem Garından elindeki sepetiyle trene katılan yaşlı teyze ve yanındaki torununu hala hatırlıyorum. Onlar bindiğinde treni mis gibi çilek kokusu sarardı. Yaşlı teyze biz çocuklara sepetinden o güzelim çileklerinden tattırırdı. Ne zaman çilek kokusu alsam hala onlar gelir aklıma.

Menemen garına ısınamamıştım. Bunun nedenini sonra sonra öğrendim. Sanırım her anlattığında gözlerinin buğulanmasına neden olan dedemin anlattığı hikayeler sebepti buna.

Lise yıllarım Halkapınar Garının oralarda geçti. Çalkantılı siyasi dönemde. O güzergahtaki tüm garların bir anısı vardır bende. Onları hatırladım yine sayende.

Emeklerine sağlık.
Selamlar, sevgiler.

Yasar Aykac
Makale Değerlendirme :
     

1989 senesinde Alsancak Garında sabah 6.15 de iki tren ard arda dururken öndeki trenin gitmesiyle panik olup kalan trende unuttuğumuz çanta için taksi ile tren kovalayıp arkadaşımın uçağı kacırması aklıma geldi yazınızı okurken, 2 sene kadar Alsancak’ta tren garına çıkan bir sokakta bohem bir gençlik yaşamışlığım vardır, bohem yaşamak demişken ; Basmane Garı civarında bit pazarlarından da epey plak toplamıştım o zamanlar 🙂

Bunca ecdat, tarih söylemi yapıp tarihi yapılarını suistimal eden, toplumsal mirasını garip bir renovasyon ile modernize eden, ederken de çoğu zaman kamu yararını göz ardı eden bir yaklaşımımız var maalesef…

Tarihsel anlamda derinlik içeren yazı ve emek harcanarak çekilen fotoğraflar için teşekkürler,

Sevgi ve saygılarımla,

Sinan Yıldız
Makale Değerlendirme :
     

Keyifle okudum demek isterdim, keyifle başladım, hüzünle seyrettim merakla noktaladım yazınızı. Emeğinize sağlık.
Askerliğimi Narlıdere de yaptığından beri Konak, Basmane ve diğer mahallelerine gitmek içimde ukde olarak kalmıştır.

Ertan Öztürk
Makale Değerlendirme :
     

Garlar neredeyse otomatik olarak beni hüzünlendiriyor. Kitaplarda filmlerde garlar genelde ayrılıkla anlatıldığından olsa gerek…

Makale yazarı

Okyar Atilla
Geçmişte bir ara mühendisti. Şimdi tam zamanlı yönetici, gerçek zamanlı fotoğrafçı. Gündem "Fotoğraf" ise akan suları durdurur. Seyahat denildiğinde kapının önündedir. Klasik müzik ve kitap olmazsa olmazıdır. İki sokak köpeği, muhtelif sayıda kedi ile sürekli temas halindedir. Hızını alamadı mı dağda bayırda bulduğu gerçek köpeklerle konuşur. Sürekli sorgular. Merak ettiği bir konu olursa elinden kimse alamaz. "Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilişkilerinin ana fikridir.

Manşet

Alice harikalar diyarında

Alice Harikalar Diyarında

Charles Lutwidge Dodgson’u (1832-1898) tanır mısınız? Sanmıyorum. Ya Lewis Carroll dersem? Tabii ki. Kimdir? İngiliz yazar. En güzel çocuk hikayelerinden biri olan “Alice Harikalar Diyarında” nın yazarı. Ekleyeyim, matematikçi, mantıkçı, Anglikan papazı (İngiliz Katolik kilisesi) veeee “Fotoğrafçı”. Kimse bize bundan bahsetmedi.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Beni şu an kullandığım kameradan neler vazgeçirebilir?

Beni şu an kullandığım kameradan neler vazgeçirebilir?

Her alanda olduğu gibi kamera teknolojisindeki ilerleme de devam edecek, bunu durduramazsınız. Buna inovasyon deniyor. Buna benzer şeyleri 10 yıl önce başka fotoğrafçılardan da duyuyorduk. "Ne var sanki" diyorlardı, "elimdeki kamera bana babamdan kaldı, hala çekiyorum". Eğer kamera üreticileri onları dinlemiş olsaydı, bizler hala 12 MP kameralarla çekim yapıyor olacaktık ve yanımızda büyük ve ağır kamera çantaları taşıyor olacaktık.

Ben bu ilerlemeler konusunda şahsen çok heyecanlıyım.

POPÜLER İÇERİKLER

Gönüllü Emek / Amatör Foto-Graf - Uğur Okçu

Gönüllü Emek / Amatör Foto-Graf – Uğur Okçu

Kesinlik ifade eden cümlelerden oldum olası kaçınmamıza karşın, birebir tanık olduğumuz, fikir alt yapısını, hazırlık safhasını ve devam eden süreci takip ettiğimiz böylesi durumlarda tereddüt göstermeden kesin ifadeler kullanabiliyoruz.

Uğur Okçu bir sanat insanı’dır.
6
0
Düşünceleriniz bizim için önemli. Belirtmek ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x