Ana Sayfa FOTOĞRAFÇILIK İleri Seviye Fotoğrafçılık Telefoto objektifim neden tüm seyahatlerimde hep yanımda?

Telefoto objektifim neden tüm seyahatlerimde hep yanımda?

-

Bazen profesyonel iş hayatının yüklediği gündelik iş stresinden kurtulmak için veya bazen iş gereği yaptığım yurtiçi veya yurtdışı seyahatlerimde, gezdiğim yerleri, manzaraları ve yöre insanlarının fotoğraflarını çekmeyi seviyorum. Gezi ve manzara fotoğrafları denince akla ilk olarak geniş açılı objektifler gelir değil mi? Doğru, benim de bu seyahatlerimde Nikon 16-35mm f/4 veya 14-24mm f/2.8 objektiflerimden birisi yanımda mutlaka olur. Eğer ND ve Polarize filtre setimi yanıma alacaksam 16-35mm lensimi tercih ediyorum. Ama ben bunlar dışında mutlaka “AF-S Nikkor 70-200mm f/2.8E FL ED VR” telefoto objektifimi yanıma almadan seyahate çıkmam.

Bunu yapmam ekipman çantamın büyüklüğüne ve ağırlığına önemli katkıda bulunuyor tabi, ancak sonuçları da benzersiz oluyor, buna değer!

Telefoto objektifim neden tüm seyahatlerimde hep yanımda?
AF-S Nikkor 70-200mm f/2.8E FL ED VR

Bu yazımda yeralan tüm fotoğrafları, geçen yaz gerçekleştirdiğimiz Almanya Romantische Strasse (Romantik Yol) gezimizde, Alp’lerin eteklerinde çektiğim fotoğraflar arasından seçtim. Bazen sisli ve sağanak yağmur altında bu fotoğrafları çekerken yanda gördüğünüz şekildeydim! Bu yazıda kullanmak istediğim fotoğrafların bazılarında, havadaki pusu ve sisi yok etmek ve biraz eğlenmek için izninizle biraz “Photoshop’ta müdahale özgürlüğümü” kullandım. Bazen aşırıya bile kaçmış olabilirim 🙂

Telefoto objektifim neden tüm seyahatlerimde hep yanımda?

Neden büyük ve ağır bir telefoto ile seyahate çıkıyorum?

Manzara denince hep aklımız geniş sahnelere odaklanır, bu da geniş açılı bir objektif için mükemmel bir kullanım alanı demek, ama ben, bazen manzara bile olsa fotoğraflarımda ayrıntıları biraz daha yakından görmek istiyorum.

Örneğin hiçbir geniş açı objektif ile, gezi turumuzdaki duraklarımızdan biri olan Füssen’deki Neuschwanstein Kalesinin fotoğrafını şu şekilde çekemezdim:

Telefoto objektifim neden tüm seyahatlerimde hep yanımda?

Yukarıdaki fotoğrafı, aynı yerde yeralan bir başka tarihi kale olan ve aşağıdaki fotoğrafta görünen, Hohenschwangau kalesinin bahçesinden, surlarının aralarından sarkarak çok uzaktan çektim. Bir geniş açı objektif ile bu kadrajı yakalamak mümkün değildi, çünkü yüksek bir tepede yer alan kaleye sık ağaçların arasından o kadar yaklaşamazdım, yaklaşabilsem dahi ağaçlardan kaleyi göremezdim. Diyelim ki ağaçları da bir şekilde hallettim, kalenin tam önünden çekmeye çalıştığımda, arkasındaki ormanı kadraja sokamazdım. Kalenin kuleleri ormandan daha yukarıda kalırdı.

Telefoto objektifim neden tüm seyahatlerimde hep yanımda?

Bu fotoğrafı da tam tersi yerden, yani Neuschwanstein Kalesinin oradan çektim. Geniş açılı objektifle, o kadar uzaktan bu sahneyi de alamazdım. Yakınına gelebilsem dahi, arkadaki göl ve orman bu denli büyük ve heybetli görünmezdi.

Neuschwanstein Kalesinin başka bir açıdan fotoğrafı:

Telefoto objektifim neden tüm seyahatlerimde hep yanımda?

Telefoto ile fotoğraf çekmemin bir başka nedeni, arka planı yoğunlaştırarak sığ bir alan derinliği oluşturabilmek. Rotamız üzerindeki yerlerde bulunan birbirinden güzel evlerin bahçelerinden birinde gördüğüm ve 70-200mm telefoto objektifim ile çektiğim aşağıdaki fotoğraf bulanık bir arka plana sahip net bir ön plan yakalamamı sağladı:

Telefoto objektifim neden tüm seyahatlerimde hep yanımda?

Benin favori lenslerim hangileri?

Lens seçenekleri gerçekten sonsuz. Yok, yanlış anladınız, benim için sonsuz değil. Yani elimde sonsuz seçeneğim yok! Bendeki seçenekler sınırlı. Ben eğer tek kamera ile gideceksem, yazımın başında da belirttiğim gibi Nikon D850 kameram ile birlikte 70-200mm f/2.8E telefoto objektifimi mutlaka çantama koyuyorum, onun yanına 16-35mm f/4 veya 14-24mm f/2.8 objektiflerinden birini ve Sigma 35mm f/1.4 Art objektifimi ekliyorum.

İki kamera ile gideceksem, Nikon D850 kameram ve 70-200mm objektifimle birlikte, Olympus OM-D E-M1 Mark II ve M.Zuiko 12-40mm f/2.8 Pro objektifimi alıyorum. Yazımın başında gördüğünüz fotoğraftaki halim gibi yani 🙂 Bu durumda olsam bile, böylece sürekli lens değiştirmeden farklı açılar ve görüntüler elde etmemi sağlıyorlar. Her biri odak uzaklığı açısından bana farklı seçenekler sunuyor, aynı zamanda alan derinliğimi farklı yollardan kontrol etmeme izin veriyorlar.

Ya da giden aracın içindeyken telefoto ile aşağıdaki gibi çok uzaklardaki güzellikleri yakalamama…

Telefoto objektifim neden tüm seyahatlerimde hep yanımda?

Aşağıdaki gibi bir kareyi bir geniş açı objektifle alabilmem olanaksızdı. Bu fotoğrafı nehrin üzerindeki köprünün ortasından çekmiştim. Şimdi, “Sen de onların arkasındaki bir gondolda olsaydın, bir geniş açı objektifle, örneğin 14mm ile bu kadrajı alırdın” demeyin, alamazdım.

Telefoto objektifim neden tüm seyahatlerimde hep yanımda?

Çünkü, 14mm ile bu kadrajı almam için çok yaklaşmam gerekirdi ve aynı yükseklikten çekmem gerekirdi. Bunları yaparsam arkadaki yapılar küçülecekti, alan derinliğim azalacaktı. Evet, bu sahne bir 14mm ile çok daha farklı şekilde, çok daha estetik çekilebilirdi, ama bu kadrajla değil.

Yine 70-200mm objektifimle çektiğim aşağıdaki fotoğraf ön plandaki sığ alan derinliğini elde etmeme izin verdi. Kamerama yakın kısımlardaki kumların, biraz ilerideki küçük kayaların ve suyun bulanık, karşıda teknelerin olduğu barınağın net bir ayrıntıya sahip olduğu bir fotoğraf elde etmiş oldum. Gerçeküstü bir görünüm elde etmek ve sahnedeki belirli bir öğeye odaklanmak için bu lensimi kullanmaktan gerçekten büyük zevk alıyorum.

Telefoto objektifim neden tüm seyahatlerimde hep yanımda?

Bazen ezber bozmak iyi gelir

Manzara fotoğrafçılığı yapıyorsanız geniş açılı bir objektife sahip olmak harika olsa da, ben farklı odak uzunlukları ve yakınlaştırma oyunları oynamayı gerçekten çok seviyorum. Perspektif sıkışması nedeniyle arka plandaki nesnelerin öne yığılması çok değişik bir etki yaratıyor. Bu, gördüğüm manzaraya farklı bir bakış açısı getiriyor ve bana başkalarının sahip olmadığı açılardan çekilmiş farklı kareler sunuyor.

Telefoto objektifim neden tüm seyahatlerimde hep yanımda?

Objektiflerde Perspektif sıkışması veya başka bir deyişle perspektif yığılması konusuna detaylıca değineceğim yeni yazım yakında yayında olacak. Blogumuzdaki bunun gibi daha birçok yeni makaleden anında haberdar olmak için, tek yapmanız gereken, aşağıdaki bölüme e-posta adresinizi yazıp “Abone Ol” butonuna tıklamak.

Seyahat veya manzara fotoğrafçılığında telefoto objektif kullanılması konusunda siz ne düşünüyorsunuz? Bu konudaki bilgi, deneyim ve yorumlarınızı, aşağıdaki “Yorumlar” kısmından bizimle paylaşın.

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız hemen abone olabilirsiniz.

Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Sebahattin Demir
Mühendis ama Tıp meraklısı. Profesyonel yönetici. Seyahat etmeyi seven bir fotoğraf gönüllüsü. Okumayı, araştırmayı, sorgulamayı sever. İnsan ilişkilerine ve saygıya önem verir. Bildiklerini paylaşmaktan mutluluk duyar. "Bilmiyorum" demekten çekinmez. Türkçe yazım kurallarına uymayanlarla arası iyi değildir.
avatar
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bana bildir
Burak I.
Ziyaretçi
Burak I.

bravo. fotografi ne kadar sevdiginiz buradan belii oluyor. acikcasi ben bu kadar bir agarlik ile dolasamam. bazen kücücük kompakt makinem bile agar geliyor bana 🙂 fotograflar harika bayildim. emeklerinize saglik tebrikler

Nuri Güleryüz
Ziyaretçi
Nuri Güleryüz

Ben tek nikon 18-200 mm f/3.5-5.6 lensimle işi bitiriyorum. Tek makine tek lens 🙂 Lensimde VR olduğu için tripot taşımama gerek yok.

Atakan
Ziyaretçi
Atakan

Ben de d5300 makinem ve 18-140 lensimi kullanıyorum. ama bunlar gibi resimler çekemiyorum 🙁 Belki gittiğiniz yerlere gidersem benimde böyle çok güzel resimlerim olur inşallah 🙂 Paylaşım için çok teşekkürler. Hem geziyor hem çekiyor hemde yazıyorsunuz. İmrendiriyorsunuz…

Veysel Şensoy
Ziyaretçi
Veysel Şensoy

Sabahattin Bey, bazıları çok iyi fotoğraf çeker ama deneyim ve bilgilerini paylaşmaz. Sizin yazı ve bilgi paylaşımlarınızı zevkle okuyorum. Hatta birden çok markanın kamera ve lensini kullanmanız da ilgimi çekti. Olympus ve Nikon sistem olarak farklı üretimler ama vardır bir bildiği dedim. Ben naçizane Sony A99 ıı 24 70 ve 70 300 ile dolaşıyorum ama Nikon alışkanlığım depreşiyor sürekli. Nikon Lens zengini elbette. Çok güzel fotoğraflar bunlar. Emeğinize, elinize demeyeceğim varlığınıza sağlık.

Okyar Atilla
Üye

Uzun bir süre Sony kullandım. Sony’e geçişime kullanmakta olduğum Minolta Maxxum 5D sebep olmuştu. Minolta’yı Sony satın alınca yola unutulan “Alpha” adıyla devam kararı aldılar. Sony’de A350, A700, A77 gövde ile muhtelif bir sürü objektif kullandım. Bunmarın içinde en iyisi Zeiss 24-70 f:2,8 di. Sony’den beklentim videodaki başarısını Alpha serisinde de göstermesiydi. Bu uöutla ve inatla Sony diye devam ettim. Ancak ne yazık ki Sony hiç bir zaman Nikon ya da Canon görüntü performansına ulaşamadı ve pes ederek A7S serisiyle “biziyi video çekeriz” moduna girdi. Arkasından da aynasıza saldırdı. Ancak bu pazarda da özellikle Olympus’un eline su bile dökemez. Dolayısıyla bugüne kadar, Minolta, Sony, Fuji, Panasonic, Canon ve Nikon kullanan birisi olarak ben marka seçerim ve Nikon’dan vazgeçmem (Leica hakkımı ayrı tutuyorum) arkadaş. Özellikle de D850 den. Siz ne yaparsınız bilemem gari… 🙂
Sevgilerimle

Turgay Seven
Ziyaretçi
Turgay Seven

Ağırlığından dolayı uzun süre 70-200 lens almamıştım. Sonra Tamron 70-200/2.8 G2 aldım. Bu lensi çantama koymadan fotoğraf gezisine çıkmıyorum, çıkamıyorum. Gerçekten alışkanlık yapıyor. Ağır mı ağır, ancak ağırlığının her gramına değer.

Öner BÜYÜKYILDIZ
Ziyaretçi
Öner BÜYÜKYILDIZ

Ahh ahh, fiyatı da biraz makul olsa 70-200 f/2.8 her fotoğrafçı için olmazsa olmazlardan.
Benimde olacak inşallah. Bakalım…

Yazı ve fotoğraflar için teşekkür ederiz Sebahattin bey. Perspektif yığılması ile ilgili bir sonraki yazınızı sabırsızlıkla bekliyorum.

Selam ve saygılarımla…

Okyar Atilla
Üye

70-200 de f:2,8 ve f:4 arasında tereddüde kalmıştım. Ve tercihimi Nikon 70-200 f:4 olarak kullandım. Memnunum. Oldukça keskin ve kontrast görüntüler alıyorum. Üstelik f:2,8 gibi ağırda da değil 🙂

Okyar Atilla
Üye

Sevgili dostum ben diyorum ki, bu güzergaha gezi düzenleyelim. toplamda 10 kişi olsun. Ve hava senin gittiğin zamandaki gibi olsun ki bulut ve sisleri içimize çekelim.

Osman Zihni ERENLER
Ziyaretçi
Osman Zihni ERENLER

Merhaba Sebahattin Hocam.
Fevkalade. Yalnız olmadığımı öğrenmek de şahane.

Ancak 70 200 ile değil de ben daha ucuz ve hafif bir çözüm buldum. Şöyle ki: Daha Olympus markası ile yeni tanıştığım dönemlerdi. MFT (M4/3) nedir, Four Thirds (4/3) nedir, OM nedir, E serisi, D serisi vs. nedir, bilmiyorum. Okuyorum, araştırıyorum ama vakıf olamıyorum. EM 1 M II ve 12 100 f4 aldım. Güzel, hatta mükemmeldiler. (Bu arada D300 ve D500 kafa kafaya verip biraz sitem ettiler, bulundukları raftan bana mütemadiyen somurtarak baktılar ise de “Sizi yıllardır kullanıyorum, müsaade edin, biraz da şunları kullanayım.” dedim. 🙂 ) Daha sonra Olympus objektiflerimi çeşitlendirdim. Ancak, hani siz mi söylüyordunuz yoksa başka bir yerde mi okumuştum şimdi hatırlamıyorum, en iyi kamera, yanındaki kameradır derler ya, işte bu yüzden arabada bulunsun diye, yine Olympus’un uygun fiyatlı, küçük bir aynasızını alıp torpido gözüne koymayı düşündüm. 2. el sitesinde, birine talip oldum. Set halinde satıyordu. 14 42 ve 40 150 ile. Aldım. Fakat gövde M4/3, objektifler 4/3. Araya adaptör koyarak gövdeye tutturmuş ve bunu söylemeden, açıklama kısmında bundan söz etmeden bana adeta kakalamış. Kakalamış diyorum, çünkü sizin benim gibi fotoğraftan para kazanmayanlardan değil, bu işin ticaretini yapanlardan birisi. (Kaldı ki, biz olsak açıklamaya bütün bildiklerimizi yazar, sonra da alacak kişiye telefonla her şeyini anlatır, söyleriz ki, sonradan yüzümüz kızarmasın.) Bu arkadaştan beklenen şey, bu açıklamaları yapmasıydı ancak yapmadı. Yapacak bir şey yoktu, her şerde bir hayır vardır dedim, gövdeye 12 50 yi taktım, torpido gözüne koydum. Bu şekli ile de çok işime yaradı. Sonradan araya koymuş olduğu adaptör lazım oldu. 7 14 f4 aldım. Şahane bir objektif. (7 14 ü satan Ertan Kardeşime de buradan selam ve sevgilerimi gönderiyorum.) Ama bu sefer bilerek. Dolabımın içerisinde adaptör ve o iki objektif, işime yaramadığı için atıl duruyordu. Aradım, buldum. Görünce “Oooo” dedim, adaptör MMF2 imiş. Bir sevindim, bir sevindim ki, anlatamam. Adama Allah razı olsun dedim. Bilmeden bir iyilik yapmış. 7 14 f4ü onunla kullanır oldum.

Konumuza dönecek olursak: 1 ay önce o beğenmediğim 40 150 f4-5.6 yı çıkarttım ve kullanmaya başladım. Yahu ne kadar güzel bir aralık ve ne kadar güzel bir objektifmiş. Hem hafif, hem ucuz. Hem portre çekiyorum hem manzara. Makro bile çekebilirim bir üçayak ile. 150 mm yi de geniş panorama içinden istediğim detay veya kadraj için kullanıyorum. CA yok denecek kadar az, f 8 – f 11 (zorlayacak olsak f 16 da bile) aralığında (objektifin tatlı aralığı 🙂 ) köşelerde “neredeyse” gram netsizlik yok. Bu objektif artık mutlaka çantamda. Hatta onunla başlıyor, daha sonra eksik kalırsa diğerlerini kullanıyorum.
Bu arada, artık objektifleri fotoğraflarından tanıyabiliyorum. OM System mi, 4/3 mü, M4/3 mü hemen ayırt edebiliyorum. Bin nasihatten iyidir bir musibet derler ya…

Sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Sağlıcakla kalın.

Güven Karabay
Ziyaretçi
Güven Karabay

Manzara fotoğrafı = geniş açı lens
Şeklindeki kafamda olan bir tabuyu yıktınız 🤔
Teşekkürler

Ertan
Ziyaretçi

Telefoto olmadan gezi ve manzara çekmeye asla çıkmıyorum ben de. Tek mesele lensin taşınabilecek boyut ve kütlede olması, bel fıtığı malum…
70-200ler yerine 70-300m tercih ettim şimdiye kadar çünkü 70-300ler de fena değil. Şimdi Tamron 100-400mm VC aldım. Bu alet ufak ve hafif, toz-nem geçirmiyor, odaklaması çok hızlı ve VC de bayağı etkili. Keskinlik olarak da memnunum (Canon 7D ve Sony A7 III üzerinde). Bir Nikon 70-200E olmaz tabi (ki galiba bu Nikon lens en keskin 70-200) ama büyük baskı almadığından bana yetiyor.

Okyar Atilla
Üye

Bu yazı etkili oldum mu? Evet. Geçen hafta sonu Antalya seyahatimde tele objektif ile manzara fotoğrafları çektim. Tabii bunun tersini de yaptım. “Runatolia 2019” koşusunda oğlumu fotoğraflamak niyetiyle 35 mm ile polislerin her türlü bağırmasına karşın -zaten işitme kaybım var, tam olarak ne dediklerini duyamadım 🙂 – piste girip atletlerin üstüme çıkmalarını göze alarak çekimler yaptım. Evet ezber bozun. İyi oluyor.

Not: Ekim 2018 de yine Antalya’da yapılan “Ironman” etkinliğindeki gibi Mahmut Cinci’de (Nikon Fotoğrafelçisi ve Redbull fotoğrafçısı) yan yanaydık.

https://www.nikon.com.tr/tr_TR/learn_explore/ambassador/mahmut_cinci.page
https://www.instagram.com/mahmutcinci_photographer/

ÖZDEMİR SINMAZ
Ziyaretçi
ÖZDEMİR SINMAZ

Sony 70/200 lensim benim içinde çok kıymetli. Bir ara Sony AII 7 body mi 24/70 , 16/35 ve de 70/200 leri takıp çıkarmaktan , sensör kirliliğinden bunalmış bir halde iken, Sony compakt m4 ile değiştirmeyi dahi düşünmüştüm. Ancak kıyamadım, kıyamıyorum. Bu arada geçirdiğim rahatsızlık nedeniyle ağır da taşıyamııacağım. Bakalım ne yapacağım. Siz ne önerirsiniz?

ÖZEL MAKALE

Image Stack ile fotoğraftaki gürültüyü (kumlanmayı) yok etmek

Image Stack ile Fotoğraftaki Gürültüyü (kumlanmayı) Yok Etmek
Gece fotoğrafı çekiyorsunuz ya da karanlık bir kapalı ortamı fotoğraflamak istiyorsunuz. Tek çözüm Yüksek ISO kullanmak. Ama bu durumda Fotoğrafta gürültü yani kumlanma olacak. Peki bu gürültüden kurtulmanın bir yolu yok mu? Var elbette; Photoshop'un Image Stack Yöntemi.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Bir gün yolda yürürken Temel'in yolunu hırpani bir adam kesmiş "Allah rızası için, acıyın şu fakire" demiş. Temel, acıklı acıklı adama bakmış "Çok aciyrum sana uşağum" demiş ve yürümeye devam etmiş. Adam arkasından yetişip tekrar önünü kesmiş "Karnım çok aç, kaç gündür ağzıma lokma koymadım" demiş. Temel "Bak işte pu olmadu uşağum" demiş, "Hiç değilse pi kaç lokma yemelisun". Evet, tok açın halinden anlamıyor. Diyelim ki fotoğrafı çok seviyorsunuz ve heves ediyorsunuz. Kendinize bir kamera almak amatör olarak fotoğraf çekmek istiyorsunuz ama nereden ve nasıl başlayacağınız hakkında hiçbir bilginiz yok. Ne yaparsınız? Bu konuda bilgi sahibi tanıdık eş dostlarınıza fikirlerini sorarsınız İlgili forum sitelerine danışırsınız Bir fotoğraf mağazasına gider, bilgi alırsınız Bol bol araştırma yapar, kitaplar okur, videolar izlersiniz. Belki de bunların birkaçını veya hepsini birden yaparsınız. Ama genellikle size verilen cevaplarda hep, sanki karşınızdaki profesyonelmiş de siz onların seviyesine çıkana kadar çook uzun yıllarınızı harcamanız gerekiyormuş gibi hissettirler size. Haydi gelin itiraf edelim; hangimiz bize danışan bir yeni başlayana böyle hissettirmedik? Baştan söyleyeyim, tersini söylerseniz inanmam! Fotoğrafçılıkta ne kadar çok düşman var! Işığın düşmanı karanlık, DSLR'nin düşmanı aynasız, Nikon'cular bir yanda Canon'cular bir yanda. Aynasız'cılar bile fraksiyonlara ayrılmış durumdalar; tam kareciler (Full frame), çarpanlı gövdeciler (APS-C) veya Mikro 4/3 fanları. Biter mi, daha var; Sony'ciler, Fuji'ciler, Pentax'çılar, Panasonic'çiler ... Makrocular, portreciler, manzaracılar, modacılar, ürüncüler, yemekçiler, düğüncüler, sokakçılar, her ne rastgelirseciler ... Ama bunların da önünde çok daha önemli bir ayrım var, PROFESYONELLER ve AMATÖRLER. Ben bu tanımları son zamanlarda iyice merak etmeye başladım, neye göre profesyonel, kime göre amatör? Bir kameraya sahip olanlar neden profesyonel olmak isterler? Ya da öyle görünmek isterler? İşimi gören, fazla sorun çıkartmayan, istediğim asgari konforu bana sunan arabam varken, neden bir Formula 1 yarışçısına heves edeyim? Seçenekler şunlar olabilir mi: Bir araba yarışçısı olmak harika ve heyecan verici! Teknolojisi benim için büyüleyici ve bu otomobillerde bu faslasıyla var! Kim bütün gün araba kullanmak ve üstüne deli para kazanmak istemez ki? İşimden sıkıldım, orta yaş bunalımına girdim, heyecan lazım! Yine de birçoğumuz otomobilimizi sadece bir araç olarak düşünmekten memnunuz. Öyleyse fotoğrafçılık neden farklıdır? Çoğumuzun bu alandaki EN'leri hedef almamızı, onlar gibi olmak istememizi sağlayan şey nedir? Hiç forum sohbetlerine katıldınız mı? Ya da yeni favori kameranıza veya lensinizi bir inceleme sayfasında okumaya çalıştınız mı? Ben bunları ne zaman yapsam, neredeyse her zaman o an sahip olduğum ekipmanım için yapmış olduğum seçimlerimden şüphelenirken ve bir sonraki satın alacağım ekipmanımı ararken bulurdum kendimi. Bir gün fark ettim ki: ben bu ölüm kalım soruları (!) ile uğraşırken bir şey yapmayı unutmuşum: fotoğrafçılıktan zevk almak. Photoshop'da fotoğraflarımla uğraştığım, saatlerimi harcadığım, ışıklandırma, kompozisyon, netlik ve benzeri takıntılarım nedeniyle kendimi hep üzgün ve yetersiz hissediyordum, kafamda hep o deli sorular vardı; daha iyisi nasıl olabilir acaba? Ve elbette, internette daha fazla zaman harcıyordum. Sonra, bunun sıkışıp kalmışlık ve basit bir kısır döngü olduğunu anladım. Belki de en iyi ekipman falınıza baktırabilirsiniz :) Bence fotoğrafçılık, sanat ve teknolojinin kutsal bir evliliğidir. İdealinde, bu iki bileşen arasında sağlıklı bir denge olmalıdır. Yeni başlayanlar da bu ideal dünyada her iki konuda da dengeli kaynaklar bulmalıdır. Asıl nokta ise, "Adım adım nasıl sanatçı olunur" gibisinden bir rehberin olmaması. Öte yandan, teknolojiyle ilgili öğrenilebilecek o kadar çok fazla bilgi var ki, en iyi sonucu elde etmek cebinizin ne kadar dolu olduğuna bağlı. İlk DSLR kameramı aldığımda, sadece birkaç günlük google araştırmalarımda, profesyonellerin profesyonel ekipmanlara sahip olduğu ve bu nedenle profesyonel fotoğraflar çektiği, daha iyi ve profesyonel olmanın birbiriyle bağlantılı olduğu hissine kapılmıştım. Amatör olmak veya amatör görünmek kötü bir şey mi? Bu soruyu cevaplamak için “Fotoğrafın konusu nedir?” sorusuna cevap bulmak gerek. Bu sorunun kitaplardaki cevabı şudur: Işığı yakalamak. Genel geçer cevapları ise: Anı yakalamak. En iyi kamera, en iyi ayarlar, en iyi lens, dışarı çıkıp denemeler yapmak yerine bunları düşünmek ve gerçekten o anı kaçırmak. Teknikleri ve teknolojiyi görmezden gelerek amatör olmayı mı kastediyorum? Elbette hayır. Bir araba kullanıyorsanız, göstergelerini kullanmanız, farları yakmanız, motor yağını kontrol etmeniz, kış lastikleri bulundurmanız gerekir. Ama aynı seyahati 15 yaşındaki bir Fiat ile, tıpkı yeni model bir Audi'de olduğu gibi yapabilir ve harika bir doğada, muhteşem manzara boyunca eşit derecede eğlenceli bir seyahat yapabilirsiniz. "Profesyonel, amatöre karşı" dilemmasına rastlamışsınızdır. Kendim için şunu net olarak söyleyebilirim; ben profesyonel değilim, amatör yerine fotoğraf gönüllüsü olmayı tercih ediyorum. Bir fotoğraf gönüllüsü olarak, fotoğrafa ilk başladığımda duymak istediğim bazı ipuçlarını ve püf noktalarını şöyle sıralayabilirim: Ekipman Ekipmanın aşırı bir önemi yoktur. Fotoğrafçılığa giren çoğu insan, ellerindeki ekipmanın ne kadar iyi olduğunu ve bunlarla neler yapabileceklerini es geçer. Eğer gerçek bir acemi iseniz, alabileceğiniz ilk giriş seviyesi kamerayı almanızı ve fotoğrafta Pozlama nedir, Doğru pozlama nasıl yapılır öğrenebilmek için manuel ayarlar ile kullanmanızı öneririm. Bunu yaparak, gelecekte yeni bir kamera isteyeceğiniz zaman, tercihlerinizin ne olduğu konusunda oldukça doğru bir fikre sahip olacaksınız. Eğer çoğunlukla etrafta koşan çocukları, hayvanları veya uçan kuşları fotoğrafladığınızı fark ederseniz, hızlı ve doğru otomatik netleme yapan modellere göz atmalısınız. Sıkça seyahat ediyorsanız ve bir de kilolarca ekipman taşımak istemiyorsanız,  küçük kompak kameralara bakmak isteyebilirsiniz. Büyük olasılıkla bir tam kare (Full frame) canavardaysa gözünüz, o zaman ayrı, kalbinizinden gelen bu sesi göz ardı etmeyin! Ben tüm seyahatlerimde Nikon D850 kameramı yanıma alıyorum. Peki, D850'min tüm potansiyelini kullanıyor muyum? Evet kullanıyorum. Neden şaşırdınız, hayır cevabı bekliyordunuz, itiraf edin. Evet kullanıyorum, çünkü o kamerayı bu özelliklerini kullanmak için aldım ben. Onun tüm özelliklerini blogumda anlatan onlarca yazı bulabilirsiniz. Onu seviyorum. Kesinlikle! Amatör olmanın en iyi yanı, ekipman satın almanın finansal değil duygusal bir karar olduğudur. Ben ekipmanımı bir yatırım olarak değil, bir iş ortağım olarak seçmeye çalışıyorum. Köyün birinde köy meclisi toplanmış, köyü ve köylüyü kalkındırmak için bir atılım yapmaya karar vermişler. Atalet içindeki köylüyü buna ikna için neler yapabiliriz diye düşünürken, içlerinden biri "Nasreddin hocayı davet edelim, bunu o anlatsın. Köylü onu dinler" demiş. Fikir çok benimsenmiş, hocaya gidip isteklerini iletmişler. Hoca "Gelirim ama bir şartla" demiş, "Bir kese altın isterim". Köylüler, "Aman hocam, nerden bulalım bu kadar altını" dedilerse de hoca isteğinden vazgeçmemiş. Çaresiz kabul etmişler, köye dönüp herkesten, elde avuçta ne varsa toparlayıp hazır etmişler. Gün gelip çatmış, hoca köye gelmiş. Tüm köy halkı meydana toplanmış, heyecanla hocayı bekliyorlar. "Önce altınları göreyim" demiş hoca. Vermiş köylüler. Almış cebine koymuş. Sonra başlamış konuşmaya. Hoca konuştukça, köylüler coşmuş, köylü coştukça hoca coşmuş. Muhteşem bir konuşmanın ardından hoca, köy heyetini çağırmış, cebinden keseyi çıkarıp onlara geri vermiş. Köylüler şaşkın! "Hocam ne oldu, neden geri veriyorsun" demişler. Hoca cevaplamış "Bu altını sizden iki nedenle istedim" demiş ve devam etmiş "Birincisi, para verdiğiniz için beni can kulağıyla dinlemek zorunda kaldınız. İkincisi, insan cebinde para olunca bir başka konuşuyor be" demiş. Artık buradaki kıssayı ve çıkacak hisseyi de size bırakıyorum :) Bir amatörün ihtiyaç duyabileceği şeylerden daha fazlasını sunan bir sürü harika kamera var. Ancak, sizin için gerçekten önemli olan veya hayatınızı kolaylaştıracağını düşündüğünüz ve bunun karşılığını ödeyebileceğiniz tek bir özelliği bile varsa: gidin alın! Çantanızdan her çıkardığınızla bayramda en sevdiği hediyeyi almış bir çocuk gibi hissedeceğinizden emin olun. Peki o zaman lensler? Kameralara benzer şekilde, en çok kullandıklarınızı belirleyin ve bunlara sadık kalın, çok sık lens değiştirmeyin. Arkadaşlarınıza tatil fotoğraflarınızı gösterdiğinizde, "Aaaa çok güzel çözünürlükte çekmişsin" mi der? İddia ediyorum hiç kimse farkına varmayacaktır. Ama ben genellikle prime yani asal lenslerimi kullanıyorum, arkadaşlarımın fotoğraflarımdaki çözünürlükleri farkedip, bunu bana söylemeleri için değil, sadece kendim için, onlarla daha zevkli çalıştığım ve onlardan büyük baskılar alıp ofisimin duvarlarına asmayı sevdiğim için. Sonra onların yerine yenisi geldiğinde ya da ofisime gelen bir dostum birini beğendiğinde, onları dostlarıma hediye etmekten çok büyük mutluluk duyduğum için. Aynısı aksesuarlar için de geçerli. Mümkünse satın almadan önce onları deneyin ve hangilerinin size gerçek bir fayda sağladığını görün. Örneğin, ben mutlaka üçayak kullanmaya özen gösteririm. Bunun benim için ne kadar önemli bir araç olduğunu biliyorum. Öyle ki, yurtdışı seyahatlerimde bile bir seyahat üçayağım vardır yanımda. Post prodüksiyon, fotoğrafı işleme aşaması İşte size kendi fotoğraflarınızdan nefret edebileceğiniz bir aşama! Kameranızı bir spor müsabakasına götürüp, oradan 1000'e yakın fotoğrafla eve döndünüz mü? Peki, hiç onları işlemeyi denediniz mi? Sizi iyi hissettirdi mi? Evet, ben de öyle düşünmüştüm. Bazılarının neden bu noktada yalnızca JPEG fotoğraf çekmeyi düşündüğünü anlıyorum. Adil olmak gerekirse, JPEG formatında çekilmiş bir fotoğraf kusursuz olmayabilir, ama yine de çok iyi görünebilir. Fakat RAW fotoğraf çekmek her zaman yeni bir olasılık ufku açar. Başlangıçta JPEG çekim yaparsanız, çıkacak görüntüyü makineninizde yaptığınız ayarlara göre fotoğraf makinesine bırakabilirsiniz. RAW çekim yapmak, sahada harcayacağınız tonlarca zamandan kazanmanızı sağlar. Ya da zifiri karanlık gölgeleri hatırlayın, işleme aşamasında birkaç sürgü hareketi ile size fark yaratan bir dünya yaratabilir ve sizi daha hoş bir sonuçla mutlu edebilir. İlk başladığım zamanlarda fotoğraflar üzerinde sonradan yapılan Photoshop müdahelelerine dair bazı çekincelerim vardı. Sonradan farkettim ki, ne yaparsanız yapın, hiçbir kamera asla tıpkı gözlerimizle gördüğümüz gibi bir fotoğraf çekemiyor. Ben, sonuçta sevdiğim fotoğraflara sahip olmak istiyorum ve o kaydırıcılarla biraz oynamanın bence bir zararı yok. Bunları yazıyorum diye beni monitörün başında saatler geçiren biri sanmayın, sıkılırım zaten, yapamam. Bu yüzden fotoğraf işlemek için harcadığım zamanı kademeli olarak azalttım. Genellikle fotoğrafların çoğunda uygulayacağım, kamera standart profili, lens düzeltme, makul miktarda kontrast, netlik ve titreşim gibi ayarlardan oluşan bir ön ayar kullanarak da zaman kazanmaya odaklanıyorum. Bu, beyaz dengesi ve pozlama ayarları, gerektiğinde vinyet veya kırpma gibi fotoğrafların ince ayarlarıyla geçirmem gereken zamanı önemli ölçüde azaltıyor. Sorumu yineliyorum, "Amatör olmak kötü mü?" Kesinlikle hayır! Bir amatör olmak ve öyle kalmak harika! Bir kere, beklentilere bağlı değilsin, herhangi bir hata yapabilirsin, kendi kurallarını ve estetiğini tanımlayabilirsin, ve neden fotoğraf çektiğini hatırlarsan, çektiğin fotoğrafları daha fazla sevmeyi öğrenebilirsin. Gerçekçi olmayan ya da hep rakiplerinizden daha iyi olmanız için devamlı sol omzunuzda bik bik eden şeytan tarafından rahatsız edilmezsiniz, çünkü size ömür boyu sürecek bir deneme yanılma yolculuğuna çıkma ve sadece sürüşün keyfini çıkarma fırsatını verir. Ve buna bonus olarak, kendi hayatınızın değerli, ilginç ve tuhaf anlarından oluşan bir portföy ile mutlu mesut yürüyüp gidersiniz. Belki bir gün bunlar ışığında, kariyer değişikliği düşünmek bile isteyebilirsiniz :) Amatör olun! Reçete basit: Donanımınızı tanıyın, onları başka markalar ve modellerle karşılaştırmak yerine fotoğraf çekmek için kullanın ve benim kadar fotoğraf çekmenin tadını çıkarın! Fotoğraf çekenler daha mutlu oluyor demiş miydim?

Profesyonel Fotoğrafçı Olmamanın Dayanılmaz Hafifliği

Yolda yürürken Temel'in yolunu hırpani bir adam kesmiş "Allah rızası için, acıyın şu fakire" demiş. Temel, acıklı acıklı adama bakmış "Çok aciyrum sana uşağum" demiş ve yürümeye devam etmiş.

POPÜLER İÇERİKLER

Kamera Çözünürlüğü ve Doğru Bilinen Yanlışlar

Kamera Çözünürlüğü ve Doğru Bilinen Yanlışlar

Dijital kameralar hayatımıza girdiğinden beri megapiksel yarışı devam ederken, son birkaç yıldır özellikle kamera çözünürlüğü alanında büyük bir artış yaşandı, 41 Megapiksel kameralı telefonlardan...
Bir köy hikayesi: Sarıyurt

Bir köy hikayesi – Sarıyurt

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?