İzmir’in kalbinde, Fevzipaşa Bulvarı’ndan Kemeraltı’nın labirent sokaklarına uzanan Yeni Kavaflar Çarşısı, yalnızca taş ve demirden ibaret bir yapı değildir. 1922 Büyük İzmir Yangınının küllerinden ve 1923 İzmir İktisat Kongresi’nin “yerli malına, yerli esnafa sahip çıkma” çağrısından doğan bu zarif han, kapılarına kazınmış isimlerle bir dönemin ideallerini, umutlarını ve direncini ölümsüzleştirmiştir. Batı kapısının (Kavrukzade Kapısı) hemen üzerinde duran mermer kitabe, çarşının resmi doğum belgesidir:
“İşbu çarşı Kavaflar Şirketi Birliği delâletiyle 1929 senesinde mütahit Ali-Cemal Biraderler ve şerikleri tarafından yapılmıştır.”
Yani çarşı, ayakkabıcılar esnaf birliğinin öncülüğünde, müteahhit Ali ve Cemal kardeşler ile ortakları tarafından 1929’da inşa edilmiştir. 64 dükkânlı, iki katlı, cam tavanlı, zemini ve dükkân içleri İzmir’e özgü Karosimonlarla kaplı ve vitraylı pencereli bu yapı, Osmanlı han geleneğini modern pasaj anlayışıyla birleştirerek Erken Cumhuriyet döneminin en zarif mimari örneklerinden biri olmuştur. Çarşının en ayırt edici özelliği ise her biri kendine has isim taşıyan beş kapısıdır. Fevzipaşa Bulvarına bakan kuzey kapıları üç tanedir:
• Varlık Kapısı; Yalnızca zenginlik değil yokluktan varlık yaratmayı, yanmış dükkânlardan yeniden doğmayı simgeler. Yangının ardından esnafın elindeki tek sermaye umuttu. Bu kapı, “var olmak için üretmek” demenin en sade ifadesidir.

• Kuvvet Kapısı; Fiziksel güçten öte, irade kuvveti, dayanışma kuvveti ve bir milletin ayağa kalkma gücüdür. Her tezgâhta çalınan çekiç, her vitrine konan ayakkabı birer kuvvet belirtisiydi.

• Birlik Kapısı; Belki de en anlamlı olanı. Birlik olmadan varlık da kuvvet de eksik kalır. Esnafın, zanaatkârın, müteahhit kardeşlerin ve halkın omuz omuza vermesiyle yükselen çarşı, “birlikten kuvvet doğar, kuvvetten varlık” gerçeğini taş duvarlara kazımıştır.

Güney yönünde (eski mantocular çarşısı) bir kapı vardır;
• Sevinç Kapısı; Bütün mücadelenin meyvesidir. Yeniden açılan dükkânların, satılan ilk ayakkabıların, yeniden yükselen ocak dumanının sevincidir. Yangından sonra ilk kez “yarın da işe gideceğiz” diyebilmenin hafifliğidir.

Son kapı da batı (913. Sokak üzerinden Kemeraltı yönü) yönündedir;
• Kavrukzade Kapısı; Diğerlerinden farklı olarak soyut bir kavram değil, bir kişi ya da aile adını taşır. “Zade” eki “oğlu / soyundan gelen” anlamına gelir. Büyük olasılıkla inşaat döneminde katkıda bulunan, destek veren veya bölgede tanınan yerel bir tüccar, esnaf ya da eşraf ailesinin hatırasına ithaf edilmiştir. Böylece idealler (Varlık, Kuvvet, Birlik, Sevinç) somut bir isimle, bir insanın veya ailenin emeğiyle tamamlanır.

Bu kapı isimleri rastgele seçilmemiştir. Erken Cumhuriyet zihniyetinin en zarif yansımalarından biridir. Yıkımdan sonra ayağa kalkmak, birlik içinde güçlenmek, varlık yaratmak ve sevinçle yaşamak… Ali-Cemal Biraderler’in ve Kavaflar Şirketi Birliği’nin emeğiyle yükselen bu çarşı, tam da bu idealleri taşır.
Bugün restorasyonla yeniden doğan çarşıda dolaşırken her kapıdan geçiş ayrı bir duygu bırakır.
Varlık Kapısı’ndan girerken “burada bir şeyler doğabilir” dersiniz. Kuvvet Kapısı’ndan geçerken omuzlarınız dikleşir. Birlik Kapısı’nda kalabalıkla omuz omuza yürürsünüz. Sevinç Kapısı’ndan çıkarken hafiflersiniz. Kavrukzade Kapısı’ndan Kemeraltı’na adım atarken ise bir ailenin, bir şehrin, bir milletin hafızasına dokunursunuz.
Yeni Kavaflar Çarşısı’nın kapıları yalnızca giriş-çıkış yerleri değildir. Onlar, İzmir’in ve Cumhuriyet’in kendine verdiği sözlerdir:
“Birlikle kuvvet bulacağız, kuvvetle varlık yaratacağız, varlıkla sevineceğiz.”
Ve her seferinde o kapılardan geçerken, 1929’un ruhu hâlâ fısıldar:
“Ayağa kalk, üret, birleş, sevin.”
Not: “Kavaf”, Arapça kökenli “haffâf” kelimesinden Türkçe’ye geçmiştir. Hafif çizme veya terlik yapıp/satan esnafa denilen bir unvandır. Nedense zamanla ucuz, kalitesi düşük ayakkabı, terlik, kemer, cüzdan gibi eşyaları üreten ve satan esnaf olarak anlamlandırılmıştır.
Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet’in ilk yıllarını anlatan İstanbul ve Ankara romanlarında sıkça karşımıza çıkar. Sokağın, esnafın ve gündelik yaşamın dilini en iyi yansıtan yazarlardan Hüseyin Rahmi Gürpınar “Mürebbiye” (1899) adlı ünlü romanında bu kelimeyi doğrudan bir benzetme ve toplumsal eleştiri için kullanır:
“…Mahalle kavaflarının dükkânları önünde dizili duran pabuçlar gibi hanımların da zevkleri, terbiyeleri bir ayardadır.”
Yazar burada, kavaf dükkanlarında seri üretilen, birbirinin aynısı ve kalitesiz olan ucuz pabuçları (ayakkabıları) kullanarak, o dönem birbirini taklit eden insanların tekdüze zevklerini “kavaf işi” diyerek eleştirir.
Ankara’da Ulus semtinde Çıkrıkçılar Yokuşu İzmir Yeni Kavaflar çarşısının benzeridir. Buradaki meslek loncaların geçmişi 13-14’ncü yüzyıllara kadar gider.
Birol Üzmez
Kemeraltı, İzmir, Ekim 2026
Birol Üzmez kısa Özgeçmiş
Uzun yıllar yaşadığı Zonguldak’ta maden işçilerinin yaşamlarını fotoğrafa yansıtan Birol Üzmez, 20 Ağustos 1960 tarihinde Akçakoca’da doğdu. Baba mesleği olan fotoğrafla sanatsal anlamda 1984 yılında ilgilenmeye başlayan Üzmez, 1986 yılında İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği’ne (İFSAK) üye oldu.
1985 Yılında Fahri Bozbaş, Ertuğrul Ünal ile Birlikte Zonguldak’ın ilk fotoğrafçılarından Nazım Baysal’ın arşivinden derlenen “ Bir Zamanlar Zonguldak” sergisini düzenledi.
1986 yılında Uğur Kasırga ile birlikte açtıkları “Pencere” isimli fotoğraf sergisinin ardından Ayhan Ülkü ile “Yalnızlık ”, İbrahim Akyürek ile “Madencinin Yaşamı” ortak sergilerini açtı.
1987-1988 Yıllarında TUSAK Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı. 1989 Yılında Zonguldak Fotoğraf Grubunu altı arkadaşı ile kurarak, Zonguldak’ta Fotoğraf sanatının gelişmesine yönelik çalışmalarını sürdürdü. ZFG ile Zonguldak Fotoğraf Günlerini dört kez düzenledi. Mimar Süreyya Aytaç’ın arşivindeki fotoğrafların gün yüzüne çıkmasını sağladı.
1990-1993 yılları arasında serbest fotoğrafçı olarak Cumhuriyet Gazetesi’nin muhabirliğini üstlendi. 1990 grevini ve 1992 Kozlu grizu facialarını belgeledi.
İbrahim Akyürek, Şirin Küçüktabak, Sevil Üzrek, Faruk Akbaş ve Celal Deniz’in de aralarında bulunduğu “Belgesel Fotoğraf Grubu” oluşumunun içinde yer aldı.
Ulusal ve Uluslararası yarışmalarda fotoğrafları ödüllendirilen Üzmez, “Üç Yaşamın Bir Günü”, “Denemeler Yanılmalar”, “Zonguldak’ın Öteki Yüzü”, “Uzun Sessizlikler, Kısa Patlamalar” ,”Sandallar”,”Zeytin Ağacının İzinde” , Mortakya” Roman Kahramanları”,Kortejo “Aile Evleri”, ” Basmane Oteller Sokağı” isimli saydam gösterilerini gerçekleştirdi. Karma sergilere, saydam gösterilerine katıldı.
1993 yılında İzmir’e yerleşen Üzmez, Tariş Genel Müdürlüğü Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nde çalışmaya başladı. Tariş Fotoğraf Grubunun kurucuları arasında yer aldı. 1994 yılında Enver Akmaner ile Amerikan Kültür Derneği’nde İzmir’deki ilk sergisini açan Üzmez o tarihten bu yana bir çok Kişisel ve karma sergilerde İzmir’li sanatseverlerle buluştu.
1995 Yılında Tufan Dinarlı ile birlikte “İzmir Fotoğraf Haftası” nı gerçekleştirdi.
Mayıs 2002 – Mart 2008 arasında Tariş Zeytinyağı Birliği Basın Müşavirliği’nde fotoğraf editörü olarak görev yapan Üzmez’in Tariş Zeytinyağı Birliğinin ürün tasarımlarında sanatsal yaklaşımı öne çıkarmasıyla birlikte fotoğrafları çalıştığı kurumun afiş, dergi, etiket, katalog, insert, reklam, plazma tv, web sitesi çalışmalarında kullanıldı.


