Emeklilik yıllarında ‘sudan çıkmış balık’ gibi olmamak için bireyi meşgul edecek, sosyalleşmesini ve hoşça vakit geçirmesini sağlayacak, iş yapmaktan ve/ya üretim faaliyetinden düşmediğini, miyadı dolmuş materyal gibi kenara atılmadığını, hâlâ aktif olduğunu ve aktif kalacağını hissettirecek en önemli şeylerden biri, uygun bir hobi edinmektir kuşkusuz.
Eski zaman insanı çok erken yaşlarda evlenip çoluk çocuğa karışır, tarım etkinliklerinde bedenen çalışır ve yorulur, kendinden sonraki kuşak da erken evlenip çoluk çocuğa karıştığı için, kırklı-ellili yaşlarda nine/dede (büyük anne/büyük baba) olur ve köşesine çekilirdi. Çocuk denecek yaştan itibaren bir aile sorumluluğu üstlendiği ve tarım-hayvancılık etkinliklerinde bedenen yıprandığı için bir bakıma kenara çekilip dinlenmesi doğaldı. Ne ki o yaştan sonra da deneyimleri ve birikimleri ile kendinden sonraki kuşağı yönlendirir, öğüt/nasihat erbabı olarak ölünceye dek itibar görürdü. Fakat gelin kısmının (genç kadınların) kaynana derdi de bitmek bilmezdi.
Böyle bir yaşam formunun, kültürel normun negatif yönleri dilden dile aktarıldı, ağıtlara, türkülere, oyunlara, şiire, edebi metinlere konu oldu. Ancak üzerinde fazlaca durulmayan pozitif yönü de hayli dikkate değerdir. Bunlardan en önemlisi, yaşlı ebeveynlerin torunların sorumluluğunu üstlenmesidir. Torunlar, ana-babadan ziyade, nine-dede nezaretinde ve onların bakımıyla büyüyüp serpilirdi. Genç ebeveynler çocuklardan ötürü kaygı çekmez, onların güvenli ellerde olduğunu bilir ve işe güce böyle bir rahatlık içinde giderlerdi. Kentleşme sürecini henüz tamamlayamadığımız geçiş evresinde de bu hal kent ortamındaki aile yaşamına neredeyse egemendi.
Kentleşme süreci düşe kalka tamamlandıktan sonra söz konusu vaziyet neredeyse tamamen ortadan kalktı. Öncelikle, erken yaşta evlilik denebilir ki tamamen bitti. Diğer önemli husus ise, yaşlı ebeveynlerin (ninelerin/dedelerin) yaş ortalamasının artık eskisi gibi olmayışıdır. Az ya da çok sanayi evresine geçmiş modernleşmeye yüz tutmuş toplumda, özel veya kamu, herhangi bir iş alanından emekliye ayrılıp köşesine çekilebilmek için altmışlı-yetmişli yaşlara erişmek icap eder. Doğal olarak torunlar da ya bakıcı nezaretinde, ya da kreş ve anaokullarında büyüyüp serpilir.
Eğitim-öğrenim seviyesi yükseldikçe, sanayileşme süreci ivme kazanıp kentli toplum haline gelince her şey altüst oldu, bütün normlar ister istemez değişti. Yaşlı ebeveynlerin binlerce yıl boyu süregelen torun yetiştirme işlevi son buldu. Üstelik şimdi ‘sanayi sonrası toplum’ olma evresine doğru hızla yol alıyoruz. Önümüzdeki on yıllarda, yüzyıllarda vaziyetin ne hale geleceğini tahmin edebilmek pek kolay değil.
Gün, bu gündür. Sözümüz de yaşadığımız zamana dair olacaktır.
Yaş haddinden emeklilik zamanı gelip çatan kimselerin bir kısmının adeta tir tir titrediğine, bundan sonraki zamanda ne yapacağı konusuyla ilgili çok büyük endişe yaşadığına tanık olmuşuzdur. Buna mukabil emekliliği hak edecek çalışma süresini tamamlamayı neredeyse iple çeken insanları da biliriz. İkisi arasında şöyle bir fark (genel anlamda) göze çarpar. Bir an önce emekli olmak isteyen insanın ya işi çok zor ve bıktırıcıdır, hayatını kazanabilmek için katlandığı çalışma ortamı çok yorucudur, yıpratıcıdır, dolayısıyla yediği ekmek burnundan gelmiştir ya da çok sevdiği ve önemsediği bir hobisi vardır, ilerleyen yaşlarında bütün zamanını ona ayırmak istemektedir. Kimi insan da her iki durumu aynı anda yaşar. Çalışma koşulları anormal seviyede zor olan ve aynı zamanda bir hobisi olan insanlar için emeklilik tabii ki iple çekilen bir hedef haline gelir.
Okuma meraklısı insanlar, yazıp-çizme eğilimi ağır basan insanlar, resim veya heykel ile uğraşan insanlar, herhangi bir enstruman çalan insanlar, şiir yazıp beste yapan insanlar, toprakla uğraşmayı seven insanlar, hayvanseverler, fotografçılar ve başka bazı hobileri edinmiş olan kimseler emeklilik döneminde, moral bakımdan hemen hiç zorluk çekmezler.
Hobisi olmayan, herhangi bir yardım veya dayanışma kuruluşunda bulunmaya meyletmeyen kimseler emekli olmaktan tabiatı gereği korkarlar. Emeklilik fikri bile onları endişelendirir. Emekli olanlara ‘niye emekli oluyorsun, evde dört duvar arasında sıkılmayacak mısın?’ derler. Kendileri emekli olunca evde dört duvar arasına sıkışıp kalacaklarını, sudan çıkmış balığa döneceklerini bilir, başkalarının da öyle olacağını zannederler. Şayet onlar için yaşlılıkta gidip vakit geçirebilecekleri bir emekliler lokali ve oyun masası varsa, can sıkıntısı önemli ölçüde ortadan kalkar. Ancak üretimsizlik olduğu yerde durur. Dolayısıyla işe yaramaz hale gelme hissi ortadan kalkmaz.
Hobisi olan, çeşitli yardım ve dayanışma kuruluşlarında gönüllü olarak çalışan insanlar için emeklilikte can sıkıntısı da, üretimsizlik de söz konusu değildir. Onlar hobileri ve/ya gönüllü çabaları nedeniyle üretim ve/ya toplumsal yaşama katkı verme sürecinde yer almaya devam eder ve katiyen sıkılmaz, işe yaramaz hale geldikleri hissine kapılmazlar.
Bir vakitler torun büyütüp, öğüt/nasihat merkezi olma vasfı edindikleri için işe yaramaz hale gelme duygusuna kapılmayan nineler/dedeler gibi, şimdi de hobisi olan, üretimden kopmayan kimseler öyle bir negatif duyguya kapılmıyorlar. Çünkü yaşamın içindeler, sosyal hayatları onca emek verdikleri çalışma ortamından muhtemelen daha yüksek seviyede, canlı ve aktifler, üretiyorlar, yaşadıkları topluma faydalı olmaya devam ediyorlar.
Çok sevdiğimiz amatör fotografçı ablamız Zeliha Altındal, aynı zamanda şairdir. Şefkatle büyüttüğü bebeler, şimdi hayatın önemli alanlarında kariyer sahibi kıymetli insanlardır. Fotograf ortamının Zeliş ablası, emeklilik döneminin bahar-yaz mevsimlerini Ankara kırsalında bulunan babadan kalma evde geçirir. Bahçesini şenlendirir. Kışlık gereksinimlerinin bir kısmını bahçede ürettiği sebze ve meyvelerle karşılar. Şehrin gürültüsünden kaçıp rahat nefes alma ihtiyacı duyan dostlarını ağırlar.
Zeliş, bendenizin açtığı atölyeler de dahil olmak üzere FSK’da (Fotograf Sanatı Kurumu) açılan hemen her atölyeye katıldı. Ustalardan ders aldı, feyz aldı. Sürekli şiir yazdı, fotografik kayıt yaptı. Derneğin ve içinde yer aldığı toplulukların açtığı sergilere fotograflarıyla katkıda bulundu.
Kalp kırmayan, gönül incitmeyen insan olmak hiç kolay değildir. Kıymetli ablamız samimiyetiyle, naif tavırlarıyla, duyarlılığı ve yardımseverliğiyle gönüllere girer, kalp kazanır, dostlar edinir.
Emeklilik kaygısı yaşayan insanların vaziyetini Zeliş üzerinden ele alan bir metin kaleme almaz isek, kendimizi borçlu hissederdik. Zeliş toprağı işleyip ürün topluyor, şiir yazıyor, fotograf üretiyor, dernek ve toplulukların etkinliklerine katılıyor, yardıma ihtiyacı olanlara koşturuyor. Sıkılmak için zamanı yok.
Kıymetli ablamız baba evinde geçirdiği zamanlarda boynunda fotograf makinesiyle çevreyi dolaşıp kelebeklerin görüntülerini kaydediyor. Kelebek fotograflarına özel olarak ilgi göstermesinde kuşkusuz usta fotografçı Prof.Dr.Adnan Ataç’ın etkisi ve payı çok büyüktür. Sayın Ataç’ın atölyelerine katılan Zeliha Altındal, son yıllarda oluşturduğu kelebek fotografı arşivinden bir seçkiyle çok şirin, çok anlamlı sergi yaptı. Serginin yapılmasında ısrarlı olan Adnan Ataç ustayı ve fotografların basılması aşamasında katkı veren Zeliş’in bütün dostlarını gönülden tebrik ediyoruz.
Ankara’nın Güdül ilçesinde yapılan serginin açılışına fotografçı dostlarla birlikte gittik. Yabancısı olduğumuz bir yer değil Güdül, daha önce de birkaç kez gitmiştik. Hatta Zeliş’in evinin bulunduğu Yeşilöz köyüne de gitmiştik. Zeliş diğer dostlarını ağırladığı gibi, bizi de kendi evinde ağırlamıştı. Kelebekler, Yeşilöz’ün kelebekleri. Özel bir fotografik alan ve özel bir mekân. Meseleyi böyle ele alınca yapılan şeyin kıymeti ve anlamı daha da büyüyor. Çünkü estetik kaygının yanına bir de belge değeri ekleniyor. Fotografçının bilinçli yaklaşımı ise ayrıca takdire şayandır.
Güdül’de, bildiğimiz kadarıyla ilk kez bir fotograf sergisi açılıyor. Üstelik söz konusu sergi oradan buradan kaydedilen görüntülerin yer aldığı bir sergi değildi. Özel bir alanda, kendine has bir mevkide yaşayan kelebeklerin görüntülerinden oluşan, özü itibariyle doğa belgeseli kapsamında ele alınacak gayet hoş bir sergiydi. Böyle önemli bir ilki Güdül’de Zeliş ablamız gerçekleştirdi.
Gönülden tebrik ediyoruz.
Güdül’e ve Yeşilöz’e dair başka özel konularda yeni çalışmalar yapıp, doğup büyüdüğü topraklara katkı vermeye devam edeceğine kuşkumuz yok.
Fotografçılar her zaman büyük etkinliklere imza atmak veya başyapıtlar inşa etmek zorunda mıdır? Tabii ki hayır. Özellikle amatör fotograf ortamından böyle bir şey beklenemez. Amatör fotograf ortamında, beklenenin çok üzerinde çabalara rastladığımız olur. Hatta toplumsal yarar ve kültür-sanat ortamına katkı bağlamında amatörlerin ortaya koyduğu performans öylesine yüksek olur ki adeta profesyonellere dudak ısırtır. Buna rağmen amatör, amatördür; ötesi yok. Profesyonel fotograf ortamında ise, gerek memleket sathında, gerekse dünya ölçeğinde ciddi etkiye yol açan çalışmalara imza atabilen fotografçı sayısı oldukça sınırlıdır. Öyle olduğu için dönüp dolaşıp hep aynı fotografçıları konuşuyor, onların kültür-sanat ortamına katkılarını ve sonraki kuşaklara miras olarak bıraktıkları fotografları analiz edip değer atfetmeye çalışıyoruz.
Amatör fotograf ortamı tabiatı gereği sınırlı olanaklarla yol alır, kişisel fedakârlıklar ve dayanışma ile ayakta kalır. Bu mecrada fotograftan gelir elde etmek, geçim sağlamak, hayatını kazanmak gibi hiçbir beklenti söz konusu değildir. Aynı kaygılarla bir araya gelen, yeni şeyler öğrenip kendisini geliştirmeye çalışan, sağaltıcı bir sığınak arayan ve bu amaçla dayanışma içine giren bir topluluğun mekânı olan amatör fotograf derneklerinde asıl mesele hakikaten entelektüel bir atmosfer inşa etmektir. Bu nevi atmosferi hemen her dernek belli ölçüde inşa eder ve dernek üyeleri de bundan yararlanır. Temel Eğitim seminerleri, İleri Düzey seminerler, atölyeler, sergiler, gösteriler, söyleşiler, okumalar, tartışma ve sohbetler, diğer etkinlikler toplamda hem bireyin yararlandığı entelektüel bir ortam sunar, hem de kültür-sanat ortamına katkı vererek esasen toplumsal yarara yol açar.
Kültür-sanat ortamında gerçekleşen en naif etkinlik bile, çeşitli toplumsal kesimlere farklı seviyelerde hitap eder. Etkinliklerin her biri tarihsel, psikolojik, sosyolojik, düşünsel, sanatsal, kültürel, politik, ekonomik ve daha pek çok bağlamda entelektüel ortamın dikkatine sunulmuş veridir aynı zamanda.
Büyük isimlerin büyük çalışmalarını izlemeye giderken neredeyse izdiham yaşanıyorken, sessiz-sakin insanların mütevazı çalışmaları ne yazık ki izleyiciden mahrum kalır. Oysa memleket intelijansiyası için her sergi, gösteri, etkinlik değerli olmalıdır. Çünkü bunların her biri, üzerinde düşünmeye değer bilgi içerir.
Fotografçıların, özellikle sosyal belgesel alana yönelenlerin sadece alt toplumsal katmanları esas alıp, toplumsal üst katmanları neredeyse hiç dikkate almamaları gibi, kalem erbabının da büyük ustaların büyük çalışmalarını esas alıp, mütevazı çalışmaları ıskalamaları fotograf intelijansiyasının en önemli handikaplarından biridir. Bu tutumdan kurtulmak lazım.
Halk ozanı, büyük usta Âşık Veysel’in,
“Derdimi dökersem derin dereye
Doldurur dereyi düz olur gider” …
diyerek kendi iç dünyasını ifade ettiği gibi, Zeliş de kelebekleri fotografa konu ederek kendi iç dünyasını ifade ediyor.
Bireye, topluma, sokak hayvanlarına ve yaban hayatına dair hassasiyetini, yaşamı boyunca biriken iyiliği-kötülüğü, güzelliği-çirkinliği, neşeyi-ıstırabı, sözü ve sohbetiyle, dostluğu ve yardımseverliğiyle, şiiri ve fotografıyla dile getiriyor Zeliş.
Fazla söze ne hacet, söyleyeceğini söylemiş Zeliha Altındal.
Bir kez daha gönülden tebrik ediyor, ceketimizi ilikleyip ayakta alkışlıyoruz.
Saygıyla,
İLİŞKİLİ İÇERİKLER
E-POSTA ABONELİĞİ
Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.




Kelebekleri doğal hayat döngüleri içinde fotoğraflamak meşakkatli bir iş. Ben gittiğim ülkelerdeki kelebek bahçeleri kolaylığına sığındım hep. Tabii başlangıcım Konya Kelebek Bahçesiydi. Adnan Ataç ilgiyle takip ettiğim harika kelebek fotoğrafları olan değerli bir fotoğrafçı. Eğer o ısrarla “sergi aç” dediyse kesinlikle izlemesi gereken bir seçki sunulmuştur. Sergiyi görme imkanım olmasa da fotoğraflarını hayal ederek sevgi ve saygılarımla Zeliş’i kutluyorum.