Adnan Ataç’tan Üç Ciltlik Yeni Eser

Yıllardır tanırız; bir gün olsun karamsarlığa düştüğüne tanık olmadık. Sanat adına, fotograf adına her zaman iyimserdi, pozitifti, iyiliği-güzelliği öngören ve/ya vadeden telkinde bulundu; 2024’ün Ocak ayını idrak ettiğimiz bu gün de aynı olumlu tutumu devam ettiriyor.

Fotograf ortamının en çalışkan ve üretken ustalarından Prof.Dr. Adnan Ataç, 3 ciltten oluşan yeni bir eserle, özellikle ‘pandemi’den itibaren çok durgun bir vaziyete bürünmüş olan basılı eser düzlemine bir nebze hareket kazandırdı, canlılık getirdi.

Sayın Ataç, amatör dernek ortamlarına, bilhassa içinde yer aldığı dernek ortamına denebilir ki büyük bir özveriyle neredeyse herkesten fazla katkı veren bir insandır. Gerek akademik kariyerini, gerekse fotografta erişti yüksek düzeyi bir övünç kaynağı veya başkalarına yukarıdan bakma vesilesi katiyen yapmadığını, O’nu tanıyan herkes teslim eder. Zaman zaman durma noktasına gelen amatör fotograf etkinliklerinin hareketlenmesi için ciddi anlamda çaba sarfeden, bunca yıllık deneyim ve birikimden sonra bile büyük bir tevazu örneği göstererek amatör ruhla hâlâ seminer veren, atölye yapan, öğrenci yetiştiren, bu haliyle de saygıyı fazlasıyla hak eden çok kıymetli bir ustadır Adnan Ataç.

Yıllardır tanırız; bir gün olsun karamsarlığa düştüğüne tanık olmadık. Sanat adına, fotograf adına her zaman iyimserdi, pozitifti, iyiliği-güzelliği öngören ve/ya vadeden telkinde bulundu; 2024’ün Ocak ayını idrak ettiğimiz bu gün de aynı olumlu tutumu devam ettiriyor. Büyük usta yapıcı-onarıcı tavrıyla, çevresindeki fotografçıların günlük yaşamın hengâmesi içinde düşüşe geçmiş moral değerlerinin de yükselmesini sağlamaktadır.

Yapıp etmeleriyle, genel hali ve tavrıyla, bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle, vefalı olmasıyla, kadir kıymet bilmesiyle, değer üretmesiyle, yenilikleri takip etmesiyle, engin tevazusuyla, her hal ve kârda olumlu düşünmeyi esas alan yaklaşımıyla, fotoğraf amatörlerine katkısıyla örnek alınacak bir insan olduğu için hakikaten ‘büyük usta’dır Adnan Ataç.

Kitap/Albüm yapmanın aşırı ölçüde zorlaştığı bir zamanda kendi olanaklarının sınırlarını zorlayarak her biri diğerinden güzel ve anlamlı 3 ciltten oluşan yeni bir eser koydu ortaya. Bununla birlikte bu yıl 14.ncüsü yaptığı ‘Ankara’nın Kuşları’ takvimi de takdire şayan bir çalışmadır. Bu kadar uzun soluklu bir çalışma, üstelik yaşadığı kent olan Ankara’ya (Başkent’e) özel bir çalışmanın bir benzeri Ankara’da veya başka yerde ve başkalarınca yapılmış mıdır, bilemiyoruz. Şayet yapılmışsa, yapanları gönülden tebrik ediyoruz. Ataç ustanın takvimleri son derece anlamlı bir fotografik belgesel örneğidir. Diğer bütün çalışmaları ise yaratıcılığın esas olduğu sanat kulvarında değerlendirilmelidir; nitekim bu son eser de sanat bağlamında ele alınıp değerlendirilmeyi gerektirir.

Adnan Ataç’ın dikkat çeken başka bir yönü de kuşkusuz kaleme aldığı büyüleyici manifestolardır. Daha önce de kendilerine dair yazılarımızda ustanın kaleme aldığı birbirinden derin ve anlamlı manifestoları paylaşmıştık. Bu yazımızda da ustanın zihninden kalemine, oradan da albümlerin arka kapak yüzeyine intikal eden manifestoları paylaşmak istiyoruz. Paylaşalım ki eksik kalmasın, paylaşalım ki içeriğin tekabül ettiği kavramsal durum net olarak anlaşılsın ve yerini bulsun.

Adnan Ataç'tan 3 Ciltlik Yeni Eser

1.Cilt: Fotoğraf Sanatıyla Doğada Durugörü

Doğada Minimalizm:

Doğayı duyularla algılamanın ötesinde durugörü ile görebilmek, idealize edebilmek sanatsal ifadelerden birisi olmalı. En az ile en çoğu anlatmanın sanatı olan minimalist yaklaşımla, an’ın görsel gücü ve güzelliği fotoğraf tekniği ile sunulmuştur. Amaç, diğer bütün detaylardan arındırarak özü öne çıkarmak, canlıların doğal yaşamındaki kritik anlarına dikkat çekmektir. Karmaşa yerine sadeliğin, algılarla çabuk yok olan olağan süreçler yerine önemsenen anların kalıcı etkisi, yalın görseller halinde sunulmuştur.

Doğada Dinamizm:

Bu fotoğraflar; hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı düşüncesi ve fütürist bakış açısı ile zaman, mekân ve anlam boyutlarının ötesinde, dünden bugüne ve yarına uzanan yaşamın dinamizmini sorgulayan görsel düzenlemelerdir. Doğanın bilinmeyen geleceğine gönderme yapılan çalışmalarda; bilgi, teknoloji ve dinamizm önemlidir. Temel yaklaşım şudur: Her şey, en bildiğimizi sandıklarımız bile, sonsuz derinliği içinde ve bilindiğinin ötesindedir. Farklıdır, kendine özgüdür, eşsizdir, sadece görünen hiç değildir.

2.Cilt: Fotoğraf Sanatıyla 3 Kavram 3 Sergi

Güzel İdeası:

Neredeyse bütün canlılar için güzellik önemlidir, hazdır, mutluluktur. Halbuki her kendinde güzel şey değişmeye, unutulmaya, yok olmaya mahkûmdur. Ancak güzel ideasının kendisi yok olmaz. Duyularla algılanan ötesindedir. Görünenin dışındadır. Düşüncededir. Asıl gerçekliktir, bir şeyin değişmeyen özüdür. Biliyoruz ki hiçbir şey kendiliğinden güzel değildir. Zihinde güzel ideası ile ne kadar örtüşüyorsa ancak o kadar güzeldir.

Sevgi Metaforu – Aşk:

Salt gerçekliğin bile her canlıya göre farklı algılandığı bu kaotik düzende, belki de kilit taşlarından birisi sevgi gizemi olmalı. Bu çalışmada metaforik bakış ile en güçlü tutkulardan birisi olan “aşk”ın duygusal izleri öncelikli olmuştur. Her fotoğrafta görüntülenen anlar arasındaki zaman boyutu, önce ve sonra ilişkisi ile döngüseldir. Mekân boyutu, postmodern yaklaşımla ögeler arasında anlamlı olmayan düzenlemelerle sunulmuştur. Görüntüler içindeki duygusal birliktelikler, çelişkiler, yaratılmaya çalışılan düşler, diyalektik bir yapı bağlamında iki insan üzerinden tasarlanmıştır.

Varolmanın Diyalektik Çelişkisi:

İnsanın, maddi varlığının ruhunu oluşturan içsel değerlerinin çelişki ve çatışmalarını ancak diyalektik yaklaşımla ele almak gerekir. Her sınır çizgileri algılatır. Bu sınırlar yaşamda ne kadar yol gösterici olursa olsun, bir o kadar da ötesindeki bilinmezliğinin dayanılmaz heyecanını, umudunu ve korkusunu barındırır. Ancak en yalın çıplaklığı ile varlığının ve kimliğinin farkında olmak, var olma mücadelesinin ta kendisi olmalı, doğanın ta kendisi gibi. Sınırlar içinde varolmanın, farkında olma ya da olmama, kabul ya da red çelişkilerinden yola çıkarak oluşan bu diyalektik yaklaşım, aslında özgürlük arayışından başka bir şey değildir.           

3.Cilt: Fotoğraf Sanatıyla Varoluş Üzerine

Düşteki Gerçeklik:

Düş kurmaya dünyayı algılamak için sistematik düşünmek olarak da bakılabilir, gerçekliğin acımasız katılığını hayaller, renkler, sisler, bulutlar ekleyerek ruhun derinliklerinde zenginleştirmek olarak da bakılabilir. Yüzleşilen gerçek ile güçlü düşlerin çatışmalarını varlığının her anında hisseden insan, yabancılaşma yerine, kendi isteğiyle yanılsamayı seçer. Yaratıcılığı ile yeni gerçeklikler, yeni dünyalar kurgular. Sanki sezgileriyle var olmasını dilediği yeni kaçma ve sığınma alanları arzular gibi.

Ruhun Ötesindeki Bedenler:

Bedenlerini kontrol ederek ruhlarındaki aşkı ifade edebilme yeteneğine sahip dansçılar güzelliğin, estetiğin ve zerafetin doruk noktasındadır. İnsan bedeninin en kusursuzu ve en mükemmeli yakalamaya çalışan halini görürüz. Adeta varoluşun en üst anlatımı gibi. Dansçı, estetize hareketlerle şeyi, kendi bağlamından çıkarıp özüne dönüştürür, gerçek durumları değil gerçeğin zihinsel tasarımlarını bedensel yetilerle yansıtır. Bir dansçının amacı gerçeğin ötesinde duygusal deneyimler yaşamak, beden hareketleri ile soyutlamalar ve yeni algılar yaratmak olmalı. Kendini aşabilen özgür ruhlar olmalı.

Kendine Yabancılaşan İnsan:

İnsan hep kendini bilmek ve kendi olmak ister. Ancak toplumun dayattığı değerler ve yargılar yüzünden kocaman bir dışlanmışlık, yalnızlık ve yabancılaşma başlar, pragmatist ve egoist anlayışların hakim olduğu ahlak değerleri, içi boş ve aldatıcı sloganlar insanları sorgulamaya iter. İnsanın kendi kültür dünyasını yaratmak istemesiyle her şey değişir ve doğayla yabancılaşma başlar. Bu türden bir yabancılaşma doğaya karşı özgürleşme ise, yaratılan yeni kültür dünyası ve değerler karşısında tutsaklaşma nasıl kabul edilebilir.

Adnan Ataç ustanın yukarıda paylaştığımız zihin açıcı sözlerini, bu üç ciltlik çalışmanın her sayfasında yer alan görseller marifetiyle somut şekilde görüyor, içsel bakımdan hissediyor ve anlıyoruz. Ne var ki içinde yer aldığımız fotografik ortamda, böylesi yüksek seviyede ortaya konmuş görsel materyalin ve paylaşılan söylemin çoğunlukla kadri bilinmez, değeri teslim edilmez. Acı tebessüm ile karşıladığımız bu negatif durumu daha kaç kez tekrar etmek ve hatırlatmak lazımdır, bilemiyoruz. Peki, hakkı teslim edecek olan, yani onca emek verip eser inşa eden bireyi onore edecek olan kim veya nere? Kuşkusuz hepimizin şu ya da bu şekilde paylaştığı fotograf ortamının irili ufaklı kurumsal yapılarıdır, otorite saydığımız mevkileridir.

Binlerce yıllık kültürden süzülüp gelen “marifet, iltifata tabidir” sözü boşuna değildir. Bu değerli sözü kulaklara küpe yaptığımızda hiçbir kaybımız olmaz, tersine pek çok kazancımız olabilir. Üstelik her fırsatta söyledik, burada da yineleyeceğiz; fotograf ortamında emek verilen her şey çok kıymetlidir, özellikle de emeğin bu olgunluk düzeyinde kıymetli eserlerin ortaya çıkmasına yol açtığı durumlarda ise, muhakkak surette üzerine bir şeyler söylemek icap eder. Böylesi eserler, üzerine yazılıp çizilmeyi hak eder. Bunu yapmaktan da imtina ediyoruz her nedense. Umarım bizden sonraki kuşaklar hakkı teslim eder ve üzerine yazıp çizerler. Dünyanın, tartışmasız gelmiş geçmiş en büyük edebiyat insanı, romancısı olarak kabul edilen Tolstoy’a Nobel verilmemiş olmasının O’nun eserinde hiçbir değer kaybına yol açmadığı, muhtemelen daha da kıymetli olmasını sağladığı düşünüldüğünde, marifetin iltifata tabi olmasını sağlamayı bizden sonraki kuşaklara bırakmak en iyisi gibi görünüyor.

Adnan Ataç ustayı yürekten tebrik ediyoruz.

Saygıyla,

İLİŞKİLİ İÇERİKLER

Yapay Zekâ, Yapay Dünya, Yapay Fotoğraf

Fotoğraf, uzun bir süre boyunca gerçeğin yüzey üzerindeki görüntüsü olarak nitelendirilmiştir. Hatta net bir biçimde belge olarak kabul görmüştür. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte işler karışmış, fotoğraf ve gerçeklik arasındaki ilişki sorgulanır hale gelmiştir. Artık bugün bu ilişki tamamen kurgulanabilir düzeydedir.

Ali Durmaz’ın “ENSTRÜMANTAL” i

Kıymetli fotografçı dostumuz Ali Durmaz, Şubat 2026’da Ankara’da Fotokolektif Sanat Galerisi’nde son derece şık bir sergiyle, deyim yerindeyse renk-ahenk bir çalışmayla fotograf ortamında varlık inşa ettiğinin altını kalın çizgilerle çizdi.

Kumun fotoğrafçası

Bir Patara var: Uçsuz bucaksız kumsalıyla nefis bir Akdeniz plajı. Yaz aylarında herkesin masmavi sularında serinlediği, kıyısında kumların tepeler oluşturduğu uzun sahil. Eskiden, filmlerdeki çöl sahneleri burada çekilirmiş.

Çınar Fotoğrafhanesi

O yıllarda fotoğraf çektirmek zahmetli işti ama, fotoğraf çekmek de hiç kolay değildi. Dünya daha dijitalleşmemişti, fotoğraf da kimyasaldı. Şimdi cep telefonunun minik merceğine bakıyorum, bir de çevirip ekranına bakıyorum, ışık o mercekten girip bu ekranda şıp diye fotoğraf oluveriyor. Koskoca süreç bu ikisi arasında kotarılıveriyor.

E-POSTA ABONELİĞİ

Makale yazarı

Tekin Ertuğ
Tekin Ertuğ
İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı, edebiyat dünyasına yakın durdu. Üniversite sonrası amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi. 90’lı yılların başlarında amatör olarak fotografa başladı. Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotograf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotograf dergilerinde fotografa ve sinemaya dair yazıları yayınlandı. Sinemaya, edebiyata, müziğe, fotografa ilişkin okumalarını sürdürmekte, çeşitli metinler kaleme almakta, denemeler ve/ya eleştirel denemelerle yazı serüveni devam etmektedir.Ulusal ve uluslararası fotograf yarışmalarında jüri üyesi oldu, çeşitli platformlarda gösteriler ve söyleşiler gerçekleştirdi, panelist oldu, çalıştaylarda bildiri sundu.Fotografın farklı kulvarlarındaki usta fotografçılarla bir dizi söyleşi/röportaj gerçekleştirmek suretiyle onların yaşam öykülerini, fotograf serüvenlerini, duygu ve düşünce dünyalarını kitaplaştırıp sonraki kuşaklara aktarmaya çalıştı. Kitapları: “Fotograf Sanatı Üzerine” 4 cilt. “Fotoğraf Ustaları” 10 cilt “Işıkla Resmedenler” 16 cilt “Handan Tunç ile Sanat (Özelde Fotograf) Üzerine Söyleşi “Kan Çiçekleri” (Ressam Hikmet Çetinkaya’nın otobiyografisi) “Sicim” (Ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi) “Bir Lisan-ı Münasip Foto-Graf” “Dikensiz Kirpi” (Eleştirel Deneme) “Köhne Bahar” (Roman) “Demir Çıra” (Öykü) “Kırık Köşe Taşları” (Öykü) "Foto İntelijansiya" "Fotoloji / Fotologya"

POPÜLER İÇERİKLER

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

YORUM YAPILDIĞINDA BANA BİLDİR
Bana bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En yeniler Beğenilenler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster