Kısa bir fotoğraf projesi: Menemen çömlek atölyeleri

Hayatımız bilerek ya da farkında olmadan yaptığımız planlar içinde yaşadığımız uzun soluklu bir proje midir? Zaman zaman başkalarının projelerinde yer alıyor muyuz? Hani “yollarımız kesişti” dediğimiz türden. Çalışma hayatında ise yaptığımız planların ve yer aldığımız projelerin haddi hesabı yoktur. En azından benimki böyle. Niyetim fotoğraf anlatmaktı. Ancak tek kare fotoğraf için bile bir yere yazmasak da aklımızda proje oluşturup süreç yönetimi yapmaya başlarız.

-

Hayatımız bilerek ya da farkında olmadan yaptığımız planlar içinde yaşadığımız uzun soluklu bir proje midir? Zaman zaman başkalarının projelerinde yer alıyor muyuz? Hani “yollarımız kesişti” dediğimiz türden. Çalışma hayatında ise yaptığımız planların ve yer aldığımız projelerin haddi hesabı yoktur. En azından benimki böyle. Niyetim fotoğraf anlatmaktı. Ancak tek kare fotoğraf için bile bir yere yazmasak da aklımızda proje oluşturup süreç yönetimi yapmaya başlarız.

Yönetim danışmanlığı yaptığım dönemlerde verdiğim eğitimlerin bazılarında vurguladığım iki şey vardı. Bunlardan birisi;

Her problemin bir çözümü vardır. Ve her çözüm kendi problemleriyle gelir. Dolayısıyla çözümleri ele alırken getireceği problemlerin sayısını ve şiddetini iyi analiz etmek gerekir.

Diğeri ise;

Bir olayda veya bir problem çözümünde çok değişken varsa aynı anda birden fazlasını değiştirerek yapılacak gözlemlerde değişkenlerin olaya ve problem çözümüne etkisini tam olarak belirlenemez.

Unutmadan “Bu uzun süreçte parça parça düşünülmüş daha sonra bu parçaların kısa sürede birleştirilmesiyle karar verilmiş bir fotoğraf serüveni üzerine bir yazıdır…”

Ancak bütün bunları söyleyen ve uygulayın diyen birisi olarak azcık “olsa olsa” metoduna başvurmadığım da olmuyor değil. Bu bizim kodlarımızda var. Yani “Hallederiz abi”, “Kervan yolda düzülür” veya “Ucuz kurtulduk” gibi söylemler bize özgündür. Bunları bir yabancıya özellikle bir Alman ve Japon’a anlatamazsınız.

Çömlek konusunun uzun zaman önce ilgi alanımda olduğunu “Fotoğrafın Önemli ve İlgi Çekici El Sanat Dalı, Çömlekçilik” yazımda bahsetmiştim. Yazıda çok kısa sözü geçen Menemen çömlekçileri birkaç kere ziyaret edip fotoğraf çektiğim ve samimiyet kurduğum insanlardı. Çektiğim fotoğrafları büyük boy bastırıp çay ve sohbet eşliğinde vermiştim.

Eeeeeee, değişkenler nerede? Az kaldı birazdan anlatacağım…

Geçen hafta Soner Yaman instagram hikayesinde bir Zeiss analog makine fotoğrafı paylaştı. Hemen “Kıskandım!” diye notumu koyuverdim. Bir süre yazıştık ve sonra telefonla konuştuk. Bu sohbet “Film” için motivasyon oldu. Unutmadan Soner yeni Zeiss makinası deneyimlerini bizimle paylaşmaya söz verdi. Hele bir makara çekim yapsın.

Ve değişkenler…

Kentmere Pan 400 film. Godox AD 200 Pro paraflaş ve Godox Softbox. Evde yedi ay önce hazırladığım kendi formülüm D-76 film banyosu. Bunlar ana değişkenler. Kullanım yeri Menemen çömlek atölyeleri… Makinada (Nikon F 100) bitmeye (Altı poz) ramak kalmış bir Kentmere Pan 100. Bunu da spor olsun diye bir stop push ederek kullanıyorum. Sadece Pan 400’e odaklanıp bir makara çekmek niyetiyle Menemen çömlekçilerinin yolunu tuttum.

Sürekli uğradığım üç atölye var. Önce elimi kolumu sallaya sallaya en küçük atölyeye (sahibine Hacı Amca diyorlar. Ben de öyle seslenmiştim) yöneldim. Selam sabah faslından sonra “Fotoğraf çekebilir miyim?” diye sordum. Şöyle yüzünü ekşitip kerhen “olur” dedikten sonra daha önce fotoğraf çektiğimi ve fotoğrafları getirdiğimden bahsettim. Torunu Ahmet’in hatırını sorunca yüzüme daha dikkatli bakmaya başladı. İletişimimize sorun olduğunu anladığım (!) “Kovid-19” maskemi aşağı indirdim. Yüzümde ve kalbimde başka maske kullanmadığım ve hep “ben” olduğum için kolay tanıdı. Gülümsemeyle “Sen miydin? Ne istersen yap” diyerek işine seğirtti. Rahatlamıştım. Çalışanlar bu samimiyeti görünce “Hadi çekmiyor musun?” diye hafiften laf atmaya başladılar. Ben “Hele bir durun, ortama alışayım sonra makinayı çıkarırım” desem de “Abi sen çekim yaparken ortama alışırsın” demezler mi.

Tekrar arabaya dönüp bagajın içinde önce AD 200 Pro paraflaşı hazırlayıp softbox’ı taktım. Pozometreyi kemerime iliştirdim. Nikon D850’yi elime aldım ve çalışanların şaşkınlık dolu bakışları arasında geri döndüm.

Değişkenleri bilmek ve onlara hükmedebilmekten bahsetmiştim. Elinizde muhakkak değişkenleri ölçebileceğiniz ve referans alabileceğiniz ekipmanlar olmalı. Olaylarda ve problem çözme aşamalarında mihenk taşlarını doğru belirleme için bunlar çok önemli. Doğru ölçmek, işin temelinde yer alır.

AD 200 paraflaşım ile ilk defa dış çekim yapacağım. Zor bir ortamda ve üstelik film kullanarak. Tabii anladınız. Nikon D850 ile test çekimi bana referans oluşturacak. Bu çekimin referansı da pozometre ölçümü olacak. Önce D850 ve pozometre ISO değerini “200” (F 100’deki film ISO 200 e ayarlı) yaptım. Çalışanların meraklı bakışları arasında AD 200 ü 1/8 güç, enstantaneyi 1/250sn pozometrenin verdiği 5,6 diyafram değeri ile bir portre fotoğrafı çektim. Sonuç güzel. Doğal ışıktan farkı yok. Sadece diyaframı pozometrenin verdiği değerinden 1/3 veya 2/3 daha kapatmalı ya da ortama göre açmalıydım. Şimdi söz sırası “F 100” deydi.

Gövde değiştirmek için tekrar arabaya. “24-70 mm” objektifimi ve tetikleyiciyi “F 100” gövdeye taktım, geri döndüm. Altı kare çabuk bitti. Pan 400 filmi taktım. Pozometre ISO değerini “400” e ayarladım. Bu arada her ışık ölçümünde pozometrede paraflaş ışığının “%” olarak ne kadar etkili olacağını gözlemliyordum. Sundurma altında bile bu değer “%75” di. Yani ortam ışığı filme sadece “%25” kadar etkili olacaktı.

Çalışanların bir kısmı ile geçmişten tanışıyorduk. Ben bahsetmeden aldıkları fotoğraflardan bahsettiler. Yeni elemanlar vardı ve çoğu Türkçe bilmiyordu. Suriyelilermiş. Anladığım ve başka yerlerde rastladığım, Suriyeliler ağır ve zahmetli işlere talip oluyorlar. Hacı amca ile geleneksel kapanış sohbetimizi yaptıktan sonra fotoğrafları verme sözü (gençler daha eve gelmeden arayıp “Abi fotoğrafları ne zaman göndereceksin?” diye sormayı ihmal etmediler) ile yanlarından ayrıldım.

Artık öğrendim ya, İkinci atölye sahibi Hakan Beyi (Sinel) görmeye giderken maskeyi aşağı indirmiştim. Kısa bir sohbet ve sonrasında çekime geçtim. Burada çömlek ustalarının çalışma alanı daha rahat. Yine bir çalışana paraflaşı tutturarak çekimlere devam ettim. Büyük saksılar arasında ve pencereden sızan güneş ışığı güzel sahnelere yardımcı oldular.  

Her ortam değişikliğinde pozometre ile yeniden ölçüm yapıp referans noktamı belirledim. Artık tekrar “Nikon D850” de görmem gerekmedi. Ancak aklım uzun zamandır kullanmadığım Pan 400’ün yedi aylık bir banyoda nasıl sonuç vereceğindeydi. Ve bunu gördüğümde geri dönüş yapamayacağım noktada olacaktım.

Ve üçüncü atölye. Burası da oldukça büyük ve geniş çalışma alanı olan bir yer. Çalışanların yakınında olan pencereler yapay ışık olmadan dahi güzel aydınlatma sağlıyor. Daha önce bu mekanlarda ISO 1600 – 3200 seviyelerinde çekimler yapmıştım. Burasını iki kardeş işletiyor. Ben küçük olan İsmail Bey (Testicioğlu) ile konuştum. Kendisi bir taraftan çömlek yapıyordu. Geçen seferki gibi “Abimle konuştun mu?” dedi. “Hayır” dedim. Telefona sarıldı ve “Biraz sonra gelir” dedi. Beklerken kafamda kompozisyonları belirlemeye başladım. Ne çekeceğim ve nasıl çekeceğim belli olmuştu. Tek bir kare bugünü kurtaracaktı. Belli ki diğer kareler hatıra fotoğrafı niyetine olacaktı. Abi geldi. Kısaca konuştuk ve fotoğraf onayını aldım. Tabii bütün bu çekimleri yaparken sadece işletme sahiplerinden değil ustalara da tek tek sorarak “Fotoğraf çekme” izni aldım. Bir çalışandan destek istedim. Paraflaşı tutuverdi. Ancak çekimi yaptıktan sonra abi “Tamam izin verdik ama çalışanları meşgul etme” diyerek fırçasını attı. Özür diledim. Çekimlere sol elimde paraflaş sağ elimde fotoğraf makinası devam etmek zorunda kaldım. Olsun bu da bir çalışma şekli. Teşekkür edip iyi olan fotoğrafları telefonlarına göndereceğimi söyleyerek ayrıldım.

Saat 12:00. Menemen’in Perşembe pazarı. Kalabalık olmadan köfteciyi ziyaret etmek gerek. Namlı Köfte – Ethem Usta. Bu kısmı atlıyorum. Ağzınız suyu akmasın…

Çekim sürecinde referanslarımı almak için elimde iyi ekipman olmasına rağmen film banyosu kısmında hala kafamda belirsizlikler vardı. Ancak değişkenlerin çoğunu kontrol altında tutabilmiştim. Kafandaki iki soru:

  1. Bir durak push edilmiş “Pan 200”ün banyo süresini doğru olarak nasıl belirleyecektim?
  2. “Pan 400”ün eski bir banyoda yıkama süresi ne olmalıydı?

Web’de araştırdığımda bu konularda deneyimi olan bir fotoğrafçıya rastlamadım. En güvenilir yol filmlerin teknik özellikleri ve kendi deneyimim olacaktı. “Deneyim” kısmı minimize edilmiş risk içeriyordu. Çabucak kafamdan hesapla risk katsayısı 2/10 bulmuştum, bu risk alınabilirdi. Teknik özelliklerindeki süreleri referans alarak yeni banyo sürelerini tahmin edebilirdim. Öyle yaptım.

Bu arada banyo eski olduğu için “1+1” sulandırma ve miktarını da 400 ml (taze banyolarda 300 ml kullanıyordum) kullanma kararını verdim. Kodak D-76 “Pan 100” için verilen normal süre 11 dakika 30 saniye. “Pan 200” için 15 dakika 30 saniye idi. Ancak benim filmim “Pan 100” emisyonuyla “ISO 200” olarak çekilmişti. Dolayısıyla emisyon farkı bu süreyi yeterli kılmayabilirdi. Ergun Turan’ın “Siyah Beyaz Negatif” kitabında push process (bir de pull process var. Bu da “ISO 400” filmi “ISO 200” olarak kullanma) bir durak için banyo sürelerini filme ve çekme koşullarına göre %25 ila %50 arttırılmasına yönelik kısa bir bölüm var. Da hangi değer? Eğer banyo taze olsaydı “%25” ya da “%30” süre arttırmayı tercih edebilirdim. Ayrıca çekimler az ışıklı ortamdaydı. Biraz fazla gelişme olmasını PS de ayarlayabilirdim. Süreyi “%50” arttırmaya karar verdim. Yani 17 dakika 30 saniye olacaktı. Birinci sorumun cevabını vermiştim.

“Pan 400” ün normal yıkama süresi 14 dakika olarak veriliyor. Ancak bu filmin yavaş geliştiğini ve banyomun eski olduğunu biliyorum. Bu sürenin yeterli gelmeyeceği kesindi. Hemen karar veremedim. Önce “Pan 200” ün yıkanması bitti ve sonucu değerlendirdim. Yani kendime “banyo süresi değişkeni” için bir referans noktası oluşturdum. Fotoğrafların tamamına yakını “Pan 400” de olduğu için bu filmin banyosu daha önemliydi. Bu anda karşıma iki seçenek çıktı;

  1. Ya “Pan 100” gibi %50 süre artışı ile 21 dakika olarak yıkayacaktım ya da
  2. Kentmere teknik özelliklerdeki “Pan 800” banyo süresini kullanacaktım.

Yine birinci seçeneğin geçmiş deneyimime göre (eski filmleri çıkarıp banyo koşullarına ve sonuçlarını gözden geçirerek) fazla olabileceğini dolayısıyla ikinci seçeneğin beni üzmeyeceğine karar verdim. Yıkama süresi 17 dakika olarak kesinleşti. İkinci sorumda cevap buldu.

Bu arada bu işlemleri yapacağım odanın sıcaklığını 220 C ye indirmek için klimayı çalıştırmaya başlamıştım. Çünkü bütün bu hesaplamalar 20-220 C için yapılmıştı. Normal şartlarda oda sıcaklığım 280 C ve hiçbir şekilde bu sıcaklıkta film banyosu tavsiye edilmiyordu. Sıcaklık değişkenini kontrol altında tutmanın faydasını filmlerdeki grenleri yakından incelediğimde gördüm. Gren dediğimiz şeyleri oluşturan kimyasal partiküller dağılamamıştı.

Bir olayda ya da bir süreçte doğru karar ve davranışlarda bulunabilmek için referans noktalarının iyi belirlenmesi önem arz eder. Ancak süreç ilerledikçe ortaya çıkan yeni durumları değerlendirmek hiçbir zaman havayı koklayarak ya da hissederek olmamalıdır. Ve bütün bunları yaparken risklerin ne olduğu belirlenmeli ve riskin oluşması halinde ortaya çıkabilecek kayıplar hesap edilmelidir. Ve bu riskleri minimize edecek yöntemler geliştirmeli ve uygulanmalıdır.

Ancak bütün bunları yapsanız bile geride hesap etmediğiniz bir şeyler kalacaktır. Yapılmaya çalışılan geri kalanları mümkün olduğu kadar aza indirip hafif etki yapmasına çaba sarf etmektir.

Son söz: Tecrübe zor elde edilen yüksek maliyeti olan bir yetkinliktir. Ancak hızlı değişimlerin ve gelişmelerin olduğu günümüzde bilgiden eksik olan tecrübenin hiçbir değeri yoktur.   

Son sözden sonra söz söylemeyi seviyorum. Bunu bilinçli yaptığımın bilincindeyim. Hayatta hiçbir zaman “son söz” diye bir şeyin olmadığını biliyorum.

Bu satırları yazarken fotoğrafları henüz görmemiştim. Sadece sabah işe gitmeden önce kurumaları için astığım negatiflere şöyle bir baktım. Çok beyaz alan var ve siyah alanlarla yoğunluk gösteren kümelenmeler. Yani negatiflerde kontrast yüksek. Bu hem çekim yaptığım yerin ışık koşullarından hem tek ışık kaynağı kullandığımdan hem de kompozisyonları daha dramatik yapması açısından yapılan tercihin sonucu. Işık kaynağını hiçbir çekimde sıfır derece ile sahneye yönlendirmemiştim.

Yazının aralarına yerleştirdiğim fotoğrafları ise bu yazıdan sonra seçtim. Yani şu an da bile hala fotoğrafları bilmiyorum. Tuhaf bir durum. Ancak negatifler değişkenleri sorun yaratmayacak şekilde kontrol ettiğimi gösteriyor.

Bunları yazdıktan sonra Photoshop da işlem yaparken “Zone Scale” i referans olarak kullanmayı ve iki fotoğrafın altına “Zone Scale” eklemeye karar verdim.

Her şey dört dörtlük mü gitti?…

Hayır. Paraflaş için tripod götürmediğim için üç işletmede beş çalışandan flaşı tutması için destek aldım. Ancak aklım hep flaşı düşürme korkusuna takıldığı için iki risk faktörü dikkatimden kaçtı. Birincisi flaşı nasıl tutacağını anlatırken tetikleyicinin uykuya daldığını fark etmeden yaptığım iki çekim oldu. Paraflaşın sesini duymayınca durumu anladım ama iki kare simsiyah.

Diğeri ise yardımcıların paraflaşın arka panelindeki butonlara yanlışlıkla değmelerini hesaba katmamam oldu. Tetikleyici grup “A” ve 1/8 güç iken paraflaş grup “B” ve 1/16 güce geçmiş. Bunu fark ettiğimde yedi kare çekmişim. Kurtarılacakmış gibi görünmüyorlar. Belki bir iki tanesi. Film olduğu için pozlamaya biraz yüklenince grenler feci şekilde ortaya çıkıyor.

Planların, projelerin ve süreçlerin günler haftalar aylar gibi uzun süresi olması gerekmez. Bazen saniyelik süreçleri doğru planlayıp hızlı karar vermek gerekebilir. Yolunuza fırlayan bir şey için frene basmak gibi… Bu fotoğraf projesi üç saatlik bir zaman diliminde gerçekleştirildi. Ve görünen o ki iyi bildiğinize emin olduğunuzda hata yapma olasılığı yükselmektedir.

Yani süreç içindeki her adımda olası riskleri sorgulamak gerekli. Temel eksikliğim iş için yaptığım planlarda olduğu gibi en başta bu çekim planlarını kâğıda dökmemem oldu. Eğer bunu yapmış olsaydım süreç adımlarını görerek okumanın avantajıyla aklıma atladığım riskler gelebilirdi.

Bu ortamda ne kadar dikkat ederseniz edin toprağa bulanmamak mümkün değil. Önce ayakkabılar. İki kere paraplaşı dikkatsiz bir şekilde ıslak çamura değdirdim. Üretim alanlarında bizim için düzensizmiş gibi görünen çok hareket var. Bunlardan sakınmak gerekiyor. Böyle bir ortamda tripod hiçbir şekilde kullanılamaz. Hareket eden araba ve insanların çarpma riski çok yüksek. En iyi tripod fotoğrafı ve sizi seven fakat çekmeyen bir arkadaşınızın yanınızda olması.

Film banyo sonrası yaşadığım problem ise film üzerinde su lekelerinin kalması, bazı yerlerde kimyasalın hasarlanması nedeniyle beyaz noktalar, tarayıcı ve film üzerine yapışan toz ve parçacıklar. Bu konuda hala yeterli iyileştirmeyi sağlayamadım. Özen göstermiyorum (yoksa göstermek mi istemiyorum?). Muhtemelen aklımın bir köşesinde “Photoshop sağolsun” düşünce dönüp duruyor. Bütün bu tarz problemleri Photoshop’da rötuş yaparak düzelttim.

Film tarama süreci. Ama kısaca… 

“Epson Perfection V800” kullandığımı daha önce yazmıştım. Filmleri önce görmek amacıyla taradım. İçlerinden seçim yaptıklarımı tarayıcıda yapabileceğim ön ayarları kullanarak tekrarladım. Tarayıcı ön ayarlarım ise; Ilford Film, Delta, ISO 400, 4800 dpi, toz ve çizik kaldırma (dust and scratch removal) oldu. Hepsi bu.

Ekipmanlar:

Nikon D850 tam kare kamera, Nikon F 100 analog kamera, Nikkor 24-70 mm F:2.8 objektif, Godox AD 200 Pro Paraflaş, Godox AD-S7 softbox, Kenko pozometre, Epson Perfection V800

Sevgi ve saygılarımla      

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız hemen abone olabilirsiniz.

Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

Abone ol
Bana bildir
guest
Makale Değerlendirme
Makaleyi 5 yıldız üzerinden değerlendirin
Yorum formu, web sitesinde yer alan yorumları takip etmemize izin vermek için Adınızı, e-Postanızı ve içeriğinizi kaydeder. Yorum göndermek için lütfen web sitemizdeki Koşulları ve Gizlilik Politikamızı okuyun ve kabul edin.
21 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Satır İçi Geribildirimler
Bütün yorumları göster
Sebahattin Demir
Makale Değerlendirme :
     

Sevgili dostum,

Gitmeden önce bir “Alo” deyiverseydin, paraflaşlarını tutacak, arabadan getir götürlerini yapacak, gerektiğinde flaş ayarların için uzaktan kumanda vazifesi görecek bir çırağın olurdu 🙂 Hata sende kabul et!

Bu gibi çekimlere yoğunlaşalım artık. Yazındaki fotoğraflar beni müthiş heyecanlandırdı. Emeklerine sağlık.

Sevgiler.

Neslihan

Haftaya ağır toplarla başlamak güzel oldu.
Çok güzel fotoğraflar ve çok bilgilendirici, samimi bir anlatım şekli. Arthenos standardı!
Tebrikler emeklerinize sağlık

Öner BÜYÜKYILDIZ
Makale Değerlendirme :
     

Yazıyı okuyunca birşey farkettim: Okyar abi, özlemişim seni, en son ne zaman yazmıştın ki???

Harika bir proje olmuş. Fotoğraflar harika. olayın yazıya dökülmesi harika. Planlamalar, alınan riskler, karşılaşılan sorunlar, üretilen çözümler. Keyif ile okudum. Ellerinize, emeğinize sağlık.

Size asistanlık yapabilmeyi sizi çalışırken izleyebilmeyi ne çok isterdim. Sebahattin bey’in dediği gibi seve seve yapardım getir götür işlerinizi. Karanlık oda ve o kimyasallar ise ayrı bir merak konusu benim için. Malesef çevremde bunu deneyimleyebileceğim hiçbir ortam yok.

Yeni yazılarını sabırsızlıkla bekleyeceğim.

Selam ve saygılarımla.

Yasar Aykac

Okyar Bey Merhabalar,

Bir çıraklık teklifi de benden 🙂 Şaka bir yana fotoğraf gezilerinizi küçük bir grup olarak organize etmek isterseniz ben de dahil olmak isterim.

Menemen Çömlek Atölyeleri projeniz tamamlayıcı bir aktivite ve güzel bir fotoğraf projesi olmuş, yazınızda “bilgi ve sevgi paylaştıkça güzeldir” düstürünuzu görebiliyoruz, teşekkürler.

İki haftadır fotoğraflarımı-zı arşivlemek ile meşgüldüm, evde üç amatör fotoğrafçı var ve klasörlerde aradığını bulmak zorlaşmıştı, 2010 dan bu yana epey bir fotoğraf biriktirmişiz ve iki ayrı 5 terrabytelık harddisk alarak arşiv düzenlemeye giriştim. önümüzdeki hafta 5 fotoğraf ile bizim mahallenin çoçuklarını size gönderebilmeyi umuyorum.

Salgın sürecinde her ne kadar gezi ve aktiviteleri sınırlamış da olsak, ortak bir fotoğraf gezisi planlamak mümkün olur ise katılmak isterim.

Sevgiler.

Neslihan

İşte benden gerçekten “çırak” olur katılırsam bu kadar usta arasında 🙂

Yasar Aykac

Arşiv olayı hakkaten yorucu bir iş çıktı, şu an temizlemekten ziyade düzenleme ile uğraşıyorum, 2 yedekli olarak düzenli bir arşivimiz oluştu diyebilirim.

İstanbul için her zaman katılabilirim, Bursa gibi göreceli yakın yerler de olabilir, salgın ortamı düzeldiğinde Mardin ve Kapadokya fotograf amaçlı gezmek istiyorum ama bu sene olabilir mi çekinceliyim.

Sevgiler.

Yasar Aykac

Eylül gibi işler açılır mı tartışıyoruz aramızda ama 2021 daha olası gibi duruyor, Mardin için bir proje cıkarsa sizi bizim ekibe “çırak” ekleriz mutlaka 🙂 sahne tozu yutmuş olursunuz, sahne derken şarkıcı – solist çıkarmıyoruz pek sahneye , otomobil gibi ürünler daha çok…
sevgiler.

Sebahattin Demir

Beni de yazın

Sebahattin Demir

Yaşar bey,

5 Fotoğraf ile yazınızı ve mahallenizin çocuklarının fotoğraflarını merakla bekleyeceğiz. Fazla bekletmeyin bizi, ciddiyim. Bu gibi paylaşımlar bizi heyecanlandırıyor. ve mutlu ediyor.

Saygılar.

Hakan Kalyoncu
Makale Değerlendirme :
     

Yazıyı da fotoğrafları da ilgiyle okudum, kendime dersler çıkardım. 😊🙏

Taner Baysan
Makale Değerlendirme :
     

Bu çalışmada seve seve yardımcı eleman olarak çalışmayı kabul ederdim. Elinize, kaleminize sağlık ilgiyle okudum.

Taner Baysan

Çok mutlu olurum.
Sevgiler, saygılar. 🤗

Makale yazarı

Okyar Atilla
Geçmişte bir ara mühendisti. Şimdi tam zamanlı yönetici, gerçek zamanlı fotoğrafçı. Gündem "Fotoğraf" ise akan suları durdurur. Seyahat denildiğinde kapının önündedir. Klasik müzik ve kitap olmazsa olmazıdır. İki sokak köpeği, muhtelif sayıda kedi ile sürekli temas halindedir. Hızını alamadı mı dağda bayırda bulduğu gerçek köpeklerle konuşur. Sürekli sorgular. Merak ettiği bir konu olursa elinden kimse alamaz. "Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilişkilerinin ana fikridir.

Manşet

“En keskini benimki olmalı” sendromu ve Palomino Adaları

Fotoğraf konusunda ortalıkta onlarca hurafe dolaşıyor. Bu ifadelerin bir kısmı doğru ama genel olarak yanlış. Yeni kullanıcılar da bu "bilgileri" okuyor, okumakla kalmıyor bir de etrafa uzman edasıyla yayıyorlar.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Yeniden Kadrajlama Tekniği ile Fotoğraflarınızı Geliştirin

Yeniden Kadrajlama Tekniği

Yeniden kadrajlama, ana odak noktasını kullanarak konuya odaklanmak ve elinizi deklanşörden çekmeden konuyu kadrajınızdaki başka bir yere yeniden konumlandırarak ideal kadrajı oluşturup fotoğrafı çekmektir.

POPÜLER İÇERİKLER

“En keskini benimki olmalı” sendromu ve Palomino Adaları

Fotoğraf konusunda ortalıkta onlarca hurafe dolaşıyor. Bu ifadelerin bir kısmı doğru ama genel olarak yanlış. Yeni kullanıcılar da bu "bilgileri" okuyor, okumakla kalmıyor bir de etrafa uzman edasıyla yayıyorlar.

Buna benzer birçok yazı
E-Posta Kutunuza
gelsin ister misiniz?

Bültenimize abone olun, yeni içerikler ilk size gelsin.

Teşekkürler. Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyin.

21
0
Düşünceleriniz bizim için önemli. Belirtmek ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x