Daha
    Ana SayfaBLOGYeni nesil elektrikli arabalar

    Yeni nesil elektrikli arabalar

    -

    Önce gaz ve toz bulutu vardı, sonra denizler oldu, sonra canlılar ortaya çıktı, sonra karalar meydana geldi, sonra bazı canlılar denizden karaya göç etti, sonra daha kompleks canlılar gelişti, sonra insan oluştu, sonra insan ateşi buldu, sonra insan ağaçlara ve mağara duvarlarına çizgiler çizdi, sonra buhar gücü, bilgisayar ve Tesla arabalar geldi ve hiç bir şey eskisi gibi olmadı 🙂

    Gördüğünüz gibi elektrikli arabalara kadar gelen gelişimi 4 satırda anlatabiliyorum. Evreni göz önüne aldığınızda dünyanın oluşumu ve gelişimi aslında bu kadar kısa.

    Kişi başına satılan elektrikli araba konusunda dünyada ilk sırada bulunan Norveç’te yaşıyorum ve yenilenebilir enerji üreten bir firmada çalışıyorum, bu yüzden elektrikli arabaların kullanımının etkilerini de yakından gözlemleyebiliyorum. Bugün, hakkında çok uzman olmadığım ama sadece kullanım tecrübeme ve dünyadaki gelişmelerden anladığım kadarıyla elektrikli araba devriminden bahsedeceğiz. Konuyla ilgili yorumlarınızı ve sorularınızı bekliyoruz.

    “Elektrikli araç” ne demek?

    Aslında her arabada elektrik sistemi var, bu sayede silecekler radyo koltuk ısıtma gibi şeyleri çalıştırabiliyoruz. “Elektrikli araç”, içten yanmalı motora sahip olmayan, tamamen elektrik motoruyla hareket eden araçlara deniyor. “Araç” dedim çünkü bir süredir elektrikli minibüs, otobüs ve tekneler de piyasada. Bunlarda ciddi büyük ve ağır piller ve elektrik motorları var.

    Norveç’teki elektrikli araba organizasyonunun logosu

    Elektrik motorları benzer güçteki içten yanmalı motorlardan çok daha ufak olabiliyor ve üretimleri ve bakımları da daha kolay. Elektrik motorları çok verimli. içten yanmalı motorlar %12-45 arası verimlilik verirken elektrikli araçlar teoride %100, pratikte %75’in üzerinde verimli çalışıyorlar. Renault’a göre bu oran %90, BMW’ye göre IX3’ün verimi %93. Bunlar çok ciddi yüksek rakamlar. Düzenli olarak yağ değişimine ihtiyaç duymuyorlar, çok sessizler, vites değiştirmeye de gerek olmadığı için hızlanma veya normal sürüşte de çok rahatlar. Pedala basıyorsunuz, araba sürekli bir şekilde hızlanıyor.

    İlk elektrikle çalışan araç için 1830’lu yılları gösteriyorlar ama ben miladı Tesla Roadster ile başlatıyorum. 2008’de piyasaya çıkan bu model elektrikli arabaların ticari başarısında bir milat oldu. Ondan öncekiler, piyasaya çıkmış olsalar da, kısa sürede kayboldular.

    Tesla Roadster (2008)

    Hibrit araç ne demek?

    Hibrit araçlarda hem benzinli veya dizel hem elektrikli motor bulunuyor. Bunların pilleri ufak olduğundan elektrikli mesafeleri de çok fazla değil. Örneğin benim kullandığım BMW 225XE’nin kağıt üzerindeki mesafesi 49km (sadece elektrik motoruyla). Ben hiç 49km göremedim, orası ayrı 🙂 Yeni hibrit araçlar arasında elektrik motoruyla 99km gidenleri bile var.

    İki tip hibrit var: Kablo ile şarj edilebilen ve araç hareket halindeyken şarj edilebilen. Toyota genel olarak ikinti tipi üretiyor mesela.

    Hibritlerin şu avantajı var: Şehir içinde ya da kısa mesafelerde elektrik motoru ile, şehirlerarası elektrik+benzin ile gidersiniz. Örneğin ben aracı çok uzun mesafede kullanmıyorum, dolayısıyla son 3 yıldır neredeyse sürekli elektrik motoruyla kullandım. Böyle olunca şehir içinde yakıt parası harcamıyorsunuz, şehirler arasında da şarj etme derdiniz olmuyor. Pratikte de böyle oldu benim için.

    Toyotaları seviyorum. Keşke bZ4x (tam elektrikli model) 2021’de çıksaydı da seçeneklerden biri olsaydı…

    Hibritlerin şöyle dezavantajları da var: Araçlar normal benzinli arabadan daha ağır. SUV hibrit isterseniz 2 tonların üzerinde kütle bekleyin. Böyle olunca elektirk motoru aktif değilken benzin motoru normal araca göre daha fazla yakabiliyor. Bu özellikle SUVlerde öyle. Benim araç 150km mesafede (ortalama 70-80 km hız düşünün) ortalama 5 lt/100km, 300km mesafede 7 litre/100 km gibi yakıyor. Kısa mesafede elektrik motoru yakıt tüketimini düşürüyor tabii ki. Ek olarak, Norveç’te vergi indirimi, park ve otoyol araç geçiş ücretlerinde hibrit araçlara indirim yok, sadece elektrikli araçlar bu indirimlerden faydalanıyor.

    Norveç neden elektrikli araç satışında bu kadar ileride?

    Çünkü her yer yeşil buralarda, Norveçliler de çevreye çok önem veriyor. Her şey çevre için, çok acaip çevreci insanlar Norveçliler 🙂

    Şaka bir yana, hemen her durumda olduğu için burada da durum asıl sebep maliyet. Norveç’te elektrikli araç kullanımını özendirmek için çok ciddi vergi indirimleri, bedava veya çok indirimli park, sokaklarda bedava veya çok ucuz şarj, yol geçişlerindeki ücretlerde çok ciddi indirimler, bazı yollarda otobüs ve taksilere ayrılmış şeritleri kullanabilmek gibi bir çok destek uygulaması var. 2 sene önceye kadar elektrikli araçlar için sokaklarda park, sokakta elektrikli aracı şarj etme ve yol geçişleri tamamen ücretsizdi. Şimdi şimdi bunlara ufak ücretler getirdiler ve bir kaç sene içinde bu ücretleri benzinli araç seviyesine çekecekler AMA 2025”te sadece benzinli ya da dizel araç satışı olmayacak Norveç’te. Yani istesen de sıfır alamayacaksın.

    Düşünün: 2011’de bir Nissan Leaf alsaydınız, 2019’a kadar sadece servis ve bakım ödeyecektiniz çünkü sokakta elektrik bedava, otopark bedava, yol geçişleri bedava olacaktı. Ek olarak aracı alırken devletin aldığı vergiyi de vermeyecektiniz.

    Norveç’te 2022 itibariyle kamu araçları tamamen elektrikli olacak. Diğer yandan polis hala benzinli/dizel araç kullanmak istiyor (acil durumlarda şarj için beklememek ve sürekli devriye yaptıkları için).

    Norveç’te yıllık bazda satılan araçlar içinde elektrikli araçların yüzdesi. 2020’de satılan araçların yarısından çoğu elektrikliydi.

    Oslo Belediyesi bir kaç sene içinde Oslo içine sadece tam elektrikli araçların girmesini istediğini söyledi. Bunu diğer büyük şehirler de takip edecek kesinlikle… Oslo içinde bir çok noktada geçiş ücreti var, buralardan her geçtiğinizde ücret ödüyorsunuz. Elektrikli araçlar diğerlerine göre şu anda %80 daha az ödüyor.

    Vergi de çok ciddi. Normalde 1 milyon civarına gelmesi gereken elektrikli aracı 500 bine alıyorsunuz. BMW I4, benzinli M4’ün yarı fiyatına satılıyor ve I4 çok daha seri bir alet.

    Bu koşullarda elektrikli araç almak kolay, hatta biraz mecburiyet.

    Elektrikli araçların avantajları ne?

    Gelire göre elektrik ucuzsa (Norveç’teki gibi) elektrikli aracınızı neredeyse bedava kullanıyorsunuz. Özellikle aracı evde şarj ediyorsanız km başına maliyet benzin/mazota göre %10 civarında kalıyor. Oslo’da belediye sokaklarda bedava şarj imkanı da veriyor hatta.

    Devlet desteği varsa otoyol geçişleri, park ücretleri de dünyanın hemen her yerinde elektrikli araçlar için uygun (ya da bedava).

    Elektrik motorları içten yanmalı motorlara göre çok daha efektif ve cimri. Pedala asıldığınız anda aracın sürekli bir şekilde hızlandığını hissediyorsunuz çünkü 1- Vitese gerek yok, bu yüzden araç sürekli hızlanıyor 2) Pedal-hızlanma arasında minimum gecikme var çünkü enerji iletimi anlık, benzinli motordaki gibi yakıtın püskürtülüp yakılması ve pistonların gücü tekerleklere iletmesi beklenmıyor.

    Eğer aracı sıfırdan tasarlarsanız zemin tamamen düz olabiliyor çünkü gücü tekerleklere ileten bir aksa gerek yok. Arka koltuklarda 3 kişinin oturması daha rahat çünkü ortada oturan ayaklarını garip yerlere sıkıştırmak zorunda kalmıyor. Bununla ilgili aşağıdaki “Platform” başlığına göz atın.

    Elektrik motorları ufak olduğu için üreticiler aracın ön kaputunun altında da bagaj yeri ayırabiliyor. Mesela Teslalarda ve Ford Mustang E-Mach’te aracın ön kaputunun altında böyle bir alan var.

    Ford Mustang Mach-E’nin ön kaputunun altındaki hazneye soğuk meşrubat ya da kızarmış tavuklarınızı atıp partide arkadaşlarınıza dağıtabilirsiniz.

    Aracın bakım maliyeti yok denecek kadar az. Değişecek yağ yok, yağ filtresi yok, benzin filtresi yok, oynar aksam benzinli araçlara göre daha az vs.. En fazla hava filtresi, biraz yazılım bakımı yenilemesi var. Bir de lastikler benzinli araçlara göre daha hızlı eskiyor (kütleden dolayı) ama toplamda bakım maliyeti cidden daha az.

    Bir çok elektrikli aracı tek pedalla kullanmak mümkün. Benzinli-dizel araçlardaki motor frenine benzer bir etkiyle, yavaşlarken pili şarj etmek mümkün. Yokuş aşağı giderken pil şarj oluyor, ayrıca normal trafikte frene basmanıza da gerek olmuyor: Ayağınızı pedaldan çekmek yeterli. Bu her elektrikli arabada böyle değil ama artık çoğu firma bunu gözetiyor.

    Elektrikli araçların dezavantajları neler?

    Her ülkenin enerji altyapısı elektrikli araç için uygun değil. Norveç’te üretilemn enerjinin %99.5’i temiz enerjiden geliyor ve çok güçlü bir dağıtım altyapısı var. Devletten de destek gelince neredeyse her sokağa, her benzin istasyonuna araç şarj istasyonları kuruldu. Ayrıca evinize basit bir şarj aleti taktırabiliyorsunuz (akşam eve gelince aleti şarja tak, sabaha kadar %100 şarj olsun).

    Diğer yandan Avrupa’daki bazı ülkelerde bile alt yapı henüz hazır değil. İki şehir arasında yolculuk ederken aracı şarj etmek her ülkede mümkün olmuyor.

    Diğer bir sorun da bataryalar. Bataryalar artık 8 yıl garantili geliyor. Üretici, batarya kapasitesinin 8 yıl sonra %70’in altına düşmeyeceği garantisini veriyor. Bu da demek ki 8 yıl içinde aracın gideceği mesafe kademeli olarak azalacak ve 8 yılın sonrasında ne olacağı belli değil (gerçi 8 yılın üzerinde yaşı olan Tesla ve Nissan Leaf araçlar hala yollarda). Bu bataryalar aracın neredeyse yarısını oluşturuyor, dolayısıyla mesela 9 yıl sonra batarya bozulursa bunu değiştirmek mümkün olur mu, değiştlrmek ne kadara mal olur bunu kestirmek her zaman kolay değil. Örneğin bugün Tesla S’nin bataryasını değiştirmek için bir Nissan Leaf ya da Peugeot e2008 parası ödemeniz gerekiyor. Gerçi aracı her 5 yılda değiştirmek de mümkün (satıp yenisini almak), bu sayede sorunla siz uğraşmıyorsunuz ama riski sonraki alıcıya yüklüyorsunuz.

    Bir diğer dezavantaj kütle. Bu araçlar ağır. Elektrik motoru normal benzinli motora göre çok hafif ama bataryalar cidden ağır. Böyle olunca lastik aşınması artıyor ve benzer benzinli bir araca göre daha güçlü bir elektrik motoru gerekiyor, yoksa alet hantal kalır. Diğer yandan elektrikli motorlarda vites geçisi olmadığından ve pedala basar basmaz motora güç gittiğinden elektrikli araçlar genel olarak benzinli araçlardan daha performanslı hissettiriyor.

    Otoyolda hızı 90 km/saat’in üzerine çıkarırsanız elektrik harcaması çok artıyor. Örneğin WLTP mesafesi 450 km olan bir araç 130 km/saatte 350 km mesafeye düşebiliyor, bunun üzerindeki hızlarda da pil çok daha çabuk bitecek. Şehir içinde 30-80 km/saat hızdaysa elektrikli araçlar çok cimri.

    Son aklıma gelen dezavantaj şarj süresinin benzinli araçlara göre uzun olması. Şu anda en kısa sürede şarj olan araçlar 18 dakikada %80 kapasiteye geliyor (Porsche Taycan, Hyundai Ioniq 5 ve Kia EV6). Diğerleri 35-40 dakikadan başlıyor. Gerçi her 3-4 saatlik sürüşten sonra yarım saatlik mola vermek zaten mantıklı ama aceleniz varsa bu sıkıntı olabilir. Ayrıca ülkede alt yapı tam oturmadıysa tatil dönüşlerinde (veya tatile giderken) uzun şarj kuyruklarında da bekleme riski var.

    Mevcut iktidar partisinden önce böyle kuyruklarda beklerdik. Gençler bilmez… Norveç’te bir tatil dönüşü şarj kuyruğu. Her zaman olmuyor ama bazen böyle manzaralar görebiliyorsunuz. Zamanla düzelecek çünkü hem her yıl şarj istasyonlarının sayısı çoğalıyor hem de şarj süresi kısalıyor.

    2021: Elektrikli Araba = Tesla mı?

    Bir süre Tesla rakipsizdi; hem mesafe hem hızlanma hem maksimum hız konularında. Tesla S ve X serileri hem tek şarjda gittikleri mesafe, hem şarj edilebilme hızları, hem hızlanma hem de çıkabildikleri sürat konularında uzuuuun yıllar lider gittiler. Bugün de yeni X ve S serileri böyle. Tesla S Plaid’deki motor 1020 beygir (yazıyla “bin yirmi”), 100 km/saat’e 2.1 saniyede çıkıyor, maksimum hızı saniyede 331 km/saat, 3 elektrik motoru var, 4×4 ve tek şarjda 637 km gidiyor. 9.3 saniyede 250 km/saat’e çıkıyor bu alet! Bu rakamlar hangi içten yanmalı motorlu arabada vardır bilmiyorum.

    Diğer yandan, son 3-4 yılda Tesla’nın açık ara liderliği hızla azaldı. Nissan Leaf uzun süre en yaygın ucuz elektrikli arabaydı ama Leaf pek agresif, performanslı bir alet değil. Leaf ile başlayan, Kia E-Niro ve Hyundaki Kona ile devam eden “Tesla savaşı”, şimdi Mercedes, BMW, VW, Skoda, Audi, Kia, Volvo, Hyundai gibi firmaların yeni modelleriyle bambaşka bir hal aldı.

    2021: Elektrikli Araba = Tesla, VW, Audi, BMW, Mercedes, Kia, Hyundai, Ford vs..

    Bu Ekim sonu “lease” ile kiraladığım aracı geri vermem gerekiyor. Satın da alabilirim ama hibrit modelden tam elektrikli modele geçmek istiyorum. 1 aydır alternatiflere bakıyorum. Fiat ve Opel’i eledim çünkü beğendiğim modelleri yok veya beklediğim kadar ucuz değiller. Mazda’nın 200km menzili bir “crossover” aracı var, menzili az geldi ondan da vazgeçtim. Çok fazla Çin firmalarına kaymak da istemiyorum.

    Geriye Tesla, Audi, VW, Skoda, BMW, Kia, Hyundai ve Mercedes kaldı. Bunların hepsi oyunu bir kademe daha yükseltmişler. Uzun araştırmalardan sonra farkettim ki bu sene elektrikli araç piyasasında çok ciddi bir zıplama var. Bunun da iki sebebi var: MEB ve e-GMP.

    BMW I4 M50. 536 beygirlik canavar. Kalite ve kullanım kolaylığını da göz önüne alırsanız Tesla’ya tercih ederdim.

    Platform

    Tesla ve sanıyorum Nissan Leaf haricindeki ilk nesil elektrikli araçlar mevcut içten yanmalı modeller üzerine kuruldu. Yeni araç platformu geliştirmek zaman alan ve maliyetli bir uğraş olduğu için bir çok firma mevcut modelleri kullandı. Örneğin VW Golf oldu size VW E-Golf. Motoru değiştirip oraya buraya pil taktılar. Halbuki Tesla tüm araç platformunu elektrikli araç için tasarladı. Bu da iç hacim, verimlilik ve maliyet açısından önemli avantajlar getiriyor.

    Başka bir örnek vereyim. Elektrikli Volvo XC40 denedim. Araba inanılmaz güçlü ve hızlı. 2 elektrik motorlu, 4×4, pedala yüklenince sizi koltuğa yapıştırıyor (hemen tüm diğer yeni elektrikli araçlar gibi, aşağıda detaylarını verdim). Ama! Ama kocaman araba aslında 4 kişilik çünkü arka koltukların zemininde kocaman bir “tepe” var. Sanki arabada arka tekerlere giden gücü ileten aksa ihtiyaç varmış gibi! Araç benzinli XC40 üzerine kurulduğu için o tepe orada duruyor. Arka tarafta ortada oturmak inanılmaz rahatsız. Yeni platformlarda zemin dümdüz.

    Şimdi Kia-Hyundai yeni e-GMP platformuna geçti. Kia’nın EV6 ve Hyundai’nin Ioniq 5 modelleri çok ciddi. 400km üzeri mesafeleri, 4×4 çekiş, çok ciddi güçlü motorları, geniş ve modern iç yapılarıyla önceki nesillere göre ciddi avantajları var. Bunlar çok hızlı şarj oluyor (EV6 18 dakikada %80’e çıkıyor ki Porsche Taycan ayarında), çok ciddi hızlanmaları var (EV6 GT 3.5 saniyede 100 km/saat’e çıkıyor), bagajları büyük, koltuklar ve iç hacim lüks araçlardan az değil.

    VW’nin MEB platformu daha ilginç çünkü VW grubu 1-2 yıl içinde bu platformda 27 araç üretmeyi planlıyor! VW, Cupra, Skoda, Audi… İlk model ID-3 oldu, sonra ID-4 ve Skoda Kodiaq geldi, sonra Audi Q4. Bunların hepsinin iç hacmi büyük (ID-3’ün iç kullanım hacmi Golf’ten çok daha büyük mesela), hepsi 400km ve üzerinde gidiyor (Kodiaq ve ID-4 520km’ye çıkıyor), motorları güçlü, 4×4 modelleri ciddi hızlanabiliyor, bagajları büyük SUV boyutunda. Hatta öyle ki bence Audi Q4 E-Tron kendinden çok daha pahalı E-Tron 50 ve 55 modellerinden daha iyi: Hem sürüş hem mesafe hem iç hacim olarak).

    VW MEB platformu. İki tekerlek arasındaki mesafeyi açınca ve bataryaları aracın altına koyunca aracın iç hacmi de çok rahatlıyor.

    Mercedes EQA serisinin platformu benzinli GLA serisindeki gibi, bu yüzden çok özel değil ama fiyat olarak diğer markalara da yakın gördüm. Yani Mercedes vergisi yok gibi. Ford Mach-E’deki GE1 platformu (elektrikli araçlar için geliştirilmiş), Jaguar F-Pace’inki D7a platformu (benzinli araçlar için geliştirilmiş).

    Bir şarjda gidilen mesafe çok önemli mi?

    Ben alt sınırı 400km olarak koydum ama sizin amacınıza göre bu değişebilir. 400km’nin üzerinde artık şarj hızı daha fazla önem kazanıyor bence. Örneğin Hyundai Kona’nın bir şarjda gideceği mesafe Audi E-Tron 55’ten fazla ama 1000km gidecekseniz Audi daha hızlı gidiyor çünkü şarj süresi Hyundai’nin yarısı. Aynı şekilde Hyundai Ioniq 5’in mesafesi 430km civarı ama 1000km’ye 500km mesafeli ortalama bir elektrikli araçtan daha hızlı gider çünkü alet inanılmaz hızlı şarj oluyor, bu yüzden şarj istasyonunda çok zaman kaybetmeyeceksiniz.

    Peki neden alt sınırı 400km olarak koydum? Sebep basit: Soğuk havada o 400km olacak sana 250-300km. 230km mesafeli bir araç kışın soğuk havada 150km ya gider ya gitmez. Stres sebebi. Bu yüzden alt sınır olarak 400km belirledim ama mesela sıcak memleketlerde bu çok dert olmamalı.

    %100 mü %80 mi şarj etmek lazım?

    Araç üreticileri uzun süredir “%80 şarj edin” diye öneriyorlar. Pil ömrünü uzatmak bir yana, şarj hızı %50lerden sonra yavaşlıyor ve bazı araçlarda %80-100 arasındaki süre %20-80 arasındaki süreden bile fazla olabiliyor. Şu anda ideali %20’ye düşünce %80’e doldurmak. Eğer her gün az km yapıyorsanız aracı %50lerde tutmak pil ömrü açısından da faydalı olacaktır.

    Yeni araçlar için genel bir eleştiri

    Eleştirimin özeti şu: Kullanıcının olmayan sorununu çözmeye çalışmak.

    “Modern” süsü vererek masraf kısmak bana pek de dürüst gelmiyor açıkçası. Kullanıcının olmayan sorunun “çözmek” için olmadık yere dokunmatik ekran koymak, arka ve yan camları ufaltmak, arka sileceği iptal etmek son zamanlarda gördüğüm ciddi saçma hareketler.

    Örneğin VW’nin ID3 ve ID4 modellerini alalım. Aletlerin hemen her ayarı dokunmatik. Klima ayarları, arka pencereleri açıp kapatmak, direksiyondaki kontroller… Hemen her şey dokunmatik.

    Buna ek olarak, büyük ekrandan yaptığınız ayarlar için kafanızı/gözünüzü yoldan ayırmanız gerekiyor (sağa çevirerek) ki bu da ciddi güvenlik riski bence. Örneğin bir tünele girerken “Dışarıdan hava girmesin” ayarını bulmak için gözünüzü yoldan alıp sağdaki ekrana bakmanız gerekiyor, orada gerekli ayarı bulup ona basacaksınız. Bazen basamıyorsunuz, tekrar bakıp tekrar basmanız gerekiyor. Normal düğme olsa yerini bile ezberleyip bakmadan bunu yapabilirsiniz.

    ID4’te ön pencereleri açmak için kapıda iki düğme var. Arka pencereleri açıp kapatmak için önce dokunmatik bir düğmeye basıyorsunuz, sonra arka pencereleri kontrol ediyorsunuz. Aracı sürerken bu ekstra düğmeyi arayıp bulacaksınız ve o düğmeye doğru bastığınızdan emin olacaksınız.

    Maliyeti kısmak için VW mühendisleri ID4’e 4 yerine iki cam düğmesi koymuş. Arka camları açmak için oradaki “Rear” tuşuna basacaksınız, anca o zaman arka camlar aktifleşiyor. Ama yolda giderken o dokunmatik “Rear” tuşunu bulup basabilmeniz gerekiyor. Ben deneme sürüşünde iki defa tuşa basamadımi ikisinde de arka cam yerine ön camları açtım. Buna alışılır mı bilmem ama ben böyle basit operasyonlar için gözümü yoldan ayırmak istemem. Cidden kötü tasarım. Ucuza kaçmayı anlarım ama güvenliği tehlikeye atmak başka bir şey.

    Tesla iyice “değişik” çünkü neredeyse hiç harici düğme yok (direksiyondaki 4-5 ayar, far ve silecekleri başlatma ayarları hariç). Her şey ortadaki dev ekrandan ayarlanıyor. Örneğin silecekleri başlattınız, ama silecek hızı ayarını ekrandan yapacaksınız. Klima, radyo, ne varsa orta ekranda. Kullanan kullanıyor tabi ama bunun adı “kullanıcının olmayan sorununu çözmek”.

    Bu kadar dokunmatik ayar ve fiziksel düğmeleri iptal edip ayarların çoğunu merkezi ekrana taşımanın en büyük sebebi maliyet. Fiziksel düğmeler yok arabada, her şey ekranda dokunmatik. Hem firma üretirken para kazanıyor hem de bakım/garanti açısından avantajlı.

    Ayrıca bazı araçlarda direksiyonun arkasındaki ekran bit kadar (Tesla’da hiç yok). Tamam sadeleştirelim, “elit ve asil” dursun arabalar ama isteyene de istediği ayarı görebilme imkanı sunsan olmaz mı? Aşağıda denediğim arabalarda bunlardan detaylıca bahsettim.

    Yeni Kia EV6 ve Hyundai Ioniq 5’te arka silecek yok! İki firma da “süper aerodinamik tasarladık, sileceğe gerek yok” diyor ama bu tamamen yalan. Ben kendim Ioniq 5’i yağmurlu havada sürdüm ve orta aynadan arkayı görememek ne demektir onu öğrendim. Resmen arka pencereden arkası görünmüyor. Bunun karlı havası var, o pencereye çamur sıçrayacak… Bunun dışında Ioniq 5 muhteşem alet ama galiba sırf “dizayn güzel dursun” diye konmayan arka silecek yüzünden onu almayacağım.

    Sonra arka pencereleri ufak tutma modası var. “Modern ve şık tasarım” diye diye arabalarda pencere bırakmadılar. 3 yıl önce Toyota CH-R’den bu yüzden vazgeçip BMW 225XE’ye yönelmiştim, hala bu saçmalığı yapan firmalar görüyorum. Sadece arka pencere değil, arka kapılardaki pencereler de CH-R’de bit kadar. Arkada oturan klostrofobikse o yol çekilmez.

    Toyota CHR şık duruyor ve fiyatı da uygun ama yolcu pencereleri ve arka pencere o kadar ufak ki 3 yıl önce galeride aracın içine oturur oturmaz “deneme sürüşü yapmaya gerek yok, bunu ben süremem” demiştim.

    Aynasız fotoğraf makinelerine geçişin de bence en büyük sebebi maliyet. Ne kadar az oynar parça o kadar az maliyet ve sorun. Fotoğraf makinelerindeki harici düğmeleri iptal edip hemen her ayarı dokunmatik ekrana koymak tam anlamıyla “kullanıcının olmayan sorununu çözmek”. Sade ve yakışıklı makine yaparsın ama kullanımı berbat olur.

    Yonga sıkıntısı

    Daha önce dünyada genel bir yonga sıkıntısı olduğunu yazmıştım. Yeni araba bakarken bunu şahsen yaşadım. Bir hafta “Aralık’ta gelir” denen araç ertesi hafta “Nisan’da gelir”e döndü! 1 haftada!

    Sıkıntı sadece yongalarda da değil. Treyler çekmek için arkaya kanca takayım desen aracın gelmesi 3 ay gecikiyor! “Aman tavan camı istemeyin” dedi tüm satıcılar mesela 🙂

    Bazı araçların teslim tarihi 1 sene. Breh! Kimsenin elinde de stok kalmamış, sadece zamanında sipariş verilip iptal edilen araçlar var. Onlar şu anda üretiliyor, “isterseniz size ayıralım” diyorlar. Elimdeki mevcut araç “leasing” olduğu için kontratı uzatmak bana pek yaramıyor (daha maliyetli olacak).

    Denediğim araçlar

    Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere. 2021 itibariyle yeni nesil elektrikli araçların yeni bir aşama olduğunu söylemiştim ama her “yeni nesil” araç aynı değil. Aşağıda birebir deneme sürüşü yaptığım araçlarla ilgili kısa görüşlerim var. Bu yazıyı yazarken satın alacağım ya da “leasing” yapacağım araca karar vermedim, bakalım aşağıdaki yorumlarım karar sürecimde ne kadar etkili olacak.

    Zurna “zırt” der mi? Bu yazıda diyor.

    Herkesin önceliği farklı. Benim bazı önceliklerim vardı, aşağıdaki araçları genelde onlara göre değerlendirdim:

    • Araç elektrikli olacak. 2021 Ağustos itibariyle Norveç elektrikli araç kullanmak için en ideal ülke zaten
    • WLTP mesafesi en az 400km olacak. WLTP mesafeleri ideal kuşullarda ölçülüyor, bu yüzden kış olduğunda WLTP’nin ortalama %60-70’ini görebiliyorsunuz (istisnalar var)
    • Bel fıtığım olduğu için aracın yerden biraz yukarıda olmasını tercih ediyorum
    • Direksiyonda ısıtıcı olacak (kışın felaket faydalı)
    • Arkada kamera, önde park algılayıcıları olacak (360 dereceye gerek yok)
    • Arka pencere ve arka kapıların pencereleri insani boyutlarda olacak
    • Android ve Apple bağlantısı olacak (böylece arabalardaki uyduruk harita sisteminden kurtuluyorsunuz)
    • Mümkünse 4×4 olacak. Norveç’te kışlar uzun ve bazen şehir dışında 4 çekişe ihtiyaç oluyor. Şehir içinde bile okula giden yolun bir kısmı çok dik ve burada geçen kış 5-6 defa 4×4’e geçmek zorunda kaldım (225XE gerektiğinde 4×4’e dönüyor)
    • Fiyat olarak bir üst sınırım var. Bu sınırı 1 maaş geçebilirim (sonuçta uzun süre kullanacağım bu arabayı, sadece “en ucuz” diye beni rahatsız eden detaylara sahip olan aracı almak istemiyorum)
    • Bagajı olabildiğince büyük olmalı. Çok gezmiyoruz ama gezintiye çıkınca 225XE’nin bagajı neredeyse hiç yeterli olmuyor

    Yukarıdaki kıstasları araba kullanmaya ’94 model Lada Samara ve ’92 model Fiat Uno ile başlayan birisinin yazdığını hatırlatırım 🙂 .

    Aşağıdakiler tamamen şahsi görüşlerim. Herkesin ihtiyacı, tecrübesi ve görüşü farklı. Daha sıcak bir ülkede yaşasam arka veya önden çeker bir araba yeterdi mesela. Kendi fikirlerinizi veya sorularınızı da yorumlar kısmına bekliyoruz.

    Skoda Enyaq IV80 (elektrikli)

    Dış tasarımı bence çok iyi

    İlk denediğim araç buydu çünkü fiyat olarak diğerlerinin altındaydı (en azından reklamlarda öyle). Arkadan itişli modelinin 520 km civarına kadar mesafesi var, 4×4 seçeneği var, yeni MEB platformu üzerine kurulu SUV. Mesele şu ki, 4×4 modelinin ancak 2022 yazında geleceğini söylediler! Breh. Algılayıcı sıkıntısı bu kadar ilerlemiş demek ki. Ellerinde denemek için 4×4 yoktu bu yüzden arkadan itişli IV80 modelini denedim.

    Yeni MEB platformu cidden büyük araçlara imkan sağlıyor. “Büyük” derken Land Cruiser kadar dev demedim. Dışı normal SUV ama içi kocaman. Ciddi alan var bu araçların içinde. Hem bagaj hem yolcular için. MEB platformu sayesinde arkada ayaklara denk gelen zemin dümdüz, bu sayede arkada ortada oturmak benzinli araçlara göre çok daha rahat.

    Hızlanması fena değil. 2.2 tonluk bir alet için bayağı iyi hatta. 100 km/saate 8.7 saniyede çıkıyor, maksimum hız 160 km/saat. 204 beygir, 310 Nm tork.

    ID4’e göre daha az dokunmatik kontrolü var ve iç malzemesi kesinlikle ID4’ten daha iyi. Ekran menüleri de daha mantıklı geldi bana.

    MEB platformundaki en geniş bagaj bunda: 585 litre. Önde ekstra bagaj alanı yok (Front Trunk = Frunk diyorlar). Tesla ve Ford E-Mach’te böyle bir bagaj var ama MEB platformu arabalarında bu yok.

    Dış tasarımı bence ID4’e göre daha iyi. Çok “fütüristik” olmaya çalışmıyor, daha çok klasik ağırbaşlı SUV görünümü var.

    Ön-arka aks kütle dağılımı %50-50. Arkadan itişli modelde bu sıkıntı olabilir (kış ortamında). Mesela BMW IX3 de arkadan itişli ama kütle dağılımı %40-60, yani arkada motorun olduğu kısım daha ağır.

    ID4’le ortak bir yanları var: Menüler Sony aynasız makine menüleri gibi yavaş. Hatta daha yavaş. Bazen ekranı kaydırmak istiyorsunuz, tepki vermesi 1 saniyeyi geçiyor ki araba kullanırken bu sinir bozucu. Eski VW E-Golf bile çok daha hızlı menülere sahip.

    İç tasarımı ve kullanımı (menüler, düğmeler vs..) VW ID4’ten daha iyi. Ah bir de menüler hızlı olsa…

    Süspansiyonu biraz yumuşak gibi geldi bana. Belki sert süspansiyona alıştığından. Araç bazen fazlaca sallanıyor sanki. “Adaptive Suspension” seçeneğinde süspansiyonu sertleştirebiliyorsun, belki o daha iyidir. Yumuşak süspansiyon düşük hızda konfor sağlıyor ama hızı biraz arttırınca araç beklediğimden çok sallandı nedense.

    Tek pedalla kullanım %100 mümkün değil galiba. Elektrikli (ve hibrit) araçlarda fren yaparken aracı şarj etme olasılığı var. Bazı araçlarda bunun gücünü (durdurma gücü) ayarlayabiliyorsnuz. Enyaq’ta da bunun gücünü direksiyondaki pedallarla ayarlıyorsunuz. En güçlü ayarda bile araç kendi durmuyor (%100 durmak için frene basmanız lazım) ama gene de ID4’ten iyi. ID4’te bu pedallar yok.

    Başlangıç fiyatı uygun ama bazı gerekli ekstraları ekleyince fiyatı ID4’ün de üzerine çıktı nedense. Yavaş menüleri ve aşırı geç teslimat süresini de katınca Enyaq’ı şimdilik tercihlerimin dışında tutmaya karar verdim.

    VW ID4 GTX

    İlk denediğim 4×4 elektrikli araba GTX oldu ve pedala ilk yüklendiğimde alet beni koltuğa yapıştırdı 🙂

    GTX’in Skoda’dan daha farklı bir tasarımı var

    295 beygir, 100 km/saate 6.2 saniyede çıkıyor. Böyle bir SUV için çok iyi zaman. Daha iyisi var ama, dediğim gibi bu benim kullandığım ilk 4×4 elektrikli araç olduğu için çok etkilendim (Volvo XC40 ve Tesla 3 Dual Motor deneyene kadar 🙂 ).

    4×4 olunca sürüş mesafesi 450-480km arasına iniyor. Gene de iyi. VW’nin 4×4 uygulaması akıllı aslında: Araca çok yüklenmezseniz sadece arka motor çalışıyor, sadece gaza yüklenirseniz öndeki motor devreye giriyor. Böylece enerji tasarrufu da sağlanıyor.

    Dış görünümü Enyaq’a göre biraz daha “fütüristik”. Sevdim de diyemem sevmedim de ama Enyaq bana daha çekici geliyor.

    Kabindeki malzeme kalitesi Enyaq’ın bir tık altında. Daha fazla plastik kullanılmış. Ek olarak beni çok rahatsız edecek derecede dokunmatik kontrol var. Bu kontroler her zaman istediğiniz gibi çalışmıyor, yani telefonunuzdaki anında tepkiyi beklemeyin. Direksiyondaki dokunmatik kontroller de beni rahatsız ettiler nedense. Klima ayarları dokunmatik, arka pencereleri açıp kapatmak için ayrı bir düğmeye basmanız gerekiyor (sonra aç-kapa yapabiliyorsunuz).

    İç hacmi Enyaq kadar büyük. Bu araçların dışı ufak görünebilir ama iç hacimleri Audi Q7’nin iç hacmine yakın, o kadar büyük. Bagajı biraz daha ufak ama aradaki fark az. Süspansiyonu biraz daha iyi gibi geldi bana (Enyaq’a göre). Benim denediğimde ön camda hologram hız vs.. göstergesi vardı. İki gözüm arasında büyük numara farkı olduğundan böyle hologram 3D görüntüleri net göremiyorum ama bu görüntü mesela Audi’dekindan daha da bulanıktı. Ek olarak arka kamerası Enyaq gibi (biraz bulanık ve lensi kötü), Audi’nin gerisinde.

    Direksiyonun arkasında duran panelde çok az bilgi var. En azından şarj hızı, kalan pil kapasitesi, enerji harcama hızı gibi bazı ek bilgiler verilebilirdi. Enyaq gibi “sade ve modern” bir panel bu.

    Beyaz iç renk seçeneği bayağı çekici aslında. Neredeyse her gün temizleme derdi olmasa… Kadranın ufaklığına dikkat

    Fiyat olarak en uygunlardan biri bu. Hatta 4×4 seçenekler arasında en uygunu. Enyaq’tan bile ucuz (pil ısıtıcı, direksiyon ısıtıcı vs.. gibi ekstraları koyunca Enyaq daha pahalı oldu).

    Enyaq’taki gibi “şarj ederek fren yap” vitesi var ama Enyaq’ta bunun gücünü ayarlayabiliyorsunuz. ID4’te Enyaq’taki ayar pedalları yok.

    En yakın teslim tarihi olarak “Aralık sonu Ocak ortası gibi” verdiler. Başka bir satıcı Mart verdi. Bana 1 Kasım’da lazım. Neyse, hala düşünüyorum.

    Genel olarak Enyaq’ı ID4’ten daha çok beğendim.

    Volvo XC40 Electric

    Denediğim araçlar içinde en güçlü ikinci araç galiba. Ya da “en seri hızlanan ikinci araç” diyeyim. ID4 GTX’e güçlü diyen ben, gerçek gücü XC40’ta gördüm diyebilirim. 402 beygir şaka değil. Çift motor var (1 önde 1 arkada). 100 km/saat’e 4.9 saniyede çıkıyor. Bu fiyat seviyelerinde tek rakibi Tesla 3 Performance (100 km’ye 3.3 saniyede çıkıyor) ama Tesla 3 bildiğiniz sedan araba. Bu XC40 tam bir SUV.

    Ama biraz ufak bir SUV. Büyük ama VW’nin MEB’i kadar büyük değil. İçine oturur oturmaz “ID4 ve Enyaq çok daha büyük” dedim. Gerçekten de, XC40’ın iç hacmi ve bagajı Enyaq ve ID4’ten daha ufak. Sedan arabadan geliyorsanız ufak değil elbette, sadece bu rakiplerinin gerisinde demek istedim.

    Mesefesi 440km. Polestar 2 ile neredeyse aynı araba (motor, altyapı, menüler ve pil aynı). Polestar 2 Norveç’te bayağı dert yaşıyor çünkü ilk araçlarda yazılım sorunu ortaya çıktı, ayrıca tam şarjla gittiği mesafe ilan edilenden daha azdı. Şu anda kullanıcıların açtığı davalarla uğraşıyorlar. Volvo öyle değildir diye tahmin ediyorum.

    Malzeme kalitesi çok iyi. Enyaq’tan da biraz iyi, ID4’ün çok ilerisinde.

    XC40’ın iç malzeme kalitesi çok yüksek. Ekrandaki parmak izlerine dikkat 🙂 Dokunmatik ekranlardaki ortak sorun

    Performans ayarı yok. Diğer tüm rakiplerinde “Eco, Normal, Sport” gibi ayarlar varken bu Volvo’da yok. Ayarı pedaldan yapıyorsunuz: Çok basarsan çok güç, az basarsan az güç.

    Menü ayarları da ID4 ve Enyaq’a göre biraz daha garip geldi bana ama. Ufak tefek bir sürü ikon var ekranda. Kullanırken bu kadar ayarı anlamak için gözümü sürekli yoldan ayırmak zorunda kaldım. Pek pratik gelmedi bana ama belki alışınca düzelir.

    Norveç’teki XC40lar tek paket ve bu paket en üst seviye donanımda geliyor. Üstte açılan cam tavan, 360 derece görünüm gibi güzellikler var ama bunlar da fiyata yansıyor.

    Volvo’nun fiyat olarak iki güzelliği var: İsterseniz sigorta, bakım, kışlık lastik ve servis dahil bir pakete üye oluyorsunuz (1-2-3 yıl kontrat), ya da satın alıyorsunuz. Satın alınca da 3 yıllık sigorta fiyata dahil.

    Arka koltukların arasında benzinli araçlardaki gibi bir yükselti var. Bu araç elektrikli araç platformu değil içten yanmalı araç platformu üzerine kurulduğundan ID4 veya Enyaq’taki gibi düz zemin yok. Hatta arka koltuklarda 3 kişinin oturması benzer zor çünkü yerdeki yükselti çok ciddi.

    Eeeeey Volvo! Bu yükselti ne len? İnsan oturacak buraya, maymun değil.

    Bagajı biraz büyük olsa ve bir düşük paketi olsa (fiyat açısından) seçeneklere eklerdim ama bu şekilde XC40 bana uzak galiba.

    Hyundai Ioniq 5

    Bilmeyen için söyleyeyim: Hyundai Kia’nın sahibi, dolayısıyla bir çok Kia ve Hyundai araç aynı platformu kullanıyor. Mesela Kia E-Niro ve Hyundai Kona aynı platformadan geliyorlar, motor ve bataryaları benzer ama dış ve iç yapıları farklı olabiliyor.

    Uzaktan “hatchback” araba gibi duruyor ama araç büyük ve içi büyük bir SUV kadar geniş

    Yeni Hyundai Ioniq 5 ve Kia 6 da ortak platform kullanıyorlar. EV6 henüz denemek için Norveç’e gelmediğinden Ioniq 5 denedim.

    Dış görünüşü normal hatchback araba gibi. Büyük araba gibi duruyor. Mesela Skoda Enyaq’a bakınca “hmmm, büyük bu araba” diyorsunuz. Ioniq 5 öyle durmuyor, ama içi cidden geniş. Enyaq kadar geniş diyebilirim.

    Ben 4×4 modelini denedim. 300 beygir ve 100 km/saat’e 5.2 saniyede çıkıyor. Neredeyse Volvo XC 40 kadar güçlü.

    İçi modern, ama ID4 gibi “her şey dokunmatik olsun” garipliğine kaçmamışlar. 2 tane dev gibi ekran var ve tam önünüze gelen ekranda çok sayıda bilgi görebiliyorsunuz (ID4 ve Enyaq tasarımcılarının bundan ders alması lazım!). Genel malzeme kalitesi ID4 ve Enyaq arasında diyebilirim. Bu ucuz Hyundai i20 değil, bayağı orta ve üst seviye klasında. Bagajı ilk bakışta ufak gibi geldi çünkü derinliği az gibi ama bagaj kapısı ve arka koltuklar arasındaki mesafe uzun. Öndeki yolcu ve sürücü arasında bir konsol var ama bu konsol ileri-geri oynayabiliyor. Bu sayede isterseniz bu konsolu arkaya itip yolcu kapısından rahatça çıkabiliyorsunuz.

    Ioniq 5’in içi modern ama aşırı dokunmatik kontrol yok. Kontrollere hızlıca alıştım, ID4’teki gibi garip ve zor arayüz farketmedim

    Tek pedalla kullanım da mümkün. Fren şarjının gücünü direksiyondaki pedallarla ayarlayabiliyorsunuz.

    Ioniq 5 ve EV6’nın rakiplerinden bir üstünlüğü var: Şarj hızı. Şimdiye kadar sadece Persche Taycan’da 800 volt şarj vardı. Şimdi Ioniq 5 ve EV6 da aynı beceriyle geliyor. 350 KW şarj bulabilirseniz (şu anda nadir) %80 şarja 18 dakikada geliyor (ID4 GTX 35-40 dakikada geliyor). 5 dakikada da 100 km mesafe gidecek kadar şarj edebiliyorsunuz. Uzun yol gidiyorsanız önemli bir avantaj çünkü şarj istasyonunda bekleme sürenizi azaltıyor.

    Özetle: Ioniq 5’i çok başarılı buldum. Güçlü, seri, ciddi kullanım hacmi var, bagaj büyük, içi modern ama aşırı “modern” değil.

    Ama bir derdi var: Arka silecek yok! Hyundai mühendisleri görünüşe önem verip yağmur-kar olan memleketleri unutmuşlar sanki. “Efendim rüzgar aerodinamiğini öyle yaptık ki sileceğe gerek kalmadı” diyorlar ama bu külliyen yalan. Eminim ki sonraki model arka silecekle çıkacak (mesela Ioniq 5 2023 model).

    Arka sileceksiz SUV! Kafayı yememek mümkün değil. Bu harika arabayı tasarlayan mühendisler arka sileceği çok görmüşler…

    Fiyatı da Audi, Mercedes, BMW, Volvo gibi rakiplerinin altında (benzer özellik sunan rakipleri arasında), ID4 ve Enyaq’ın biraz üzerinde. Eğer arka sileceği olsaydı çoktan Ioniq 5 siparişi verirdim.

    Audi Q4 E-Tron 50 Quattro

    VW grubunun MEB platformu üzerinde kurulmuş, Enyaq ve ID4’ün kardeşi. Audi bu platformu alıp üzerine “Audi” özellikleri eklemiş. Büyük abisi normal E-Tron 50/55 ile karıştırmayın, bu Q4 biraz daha uygun fiyatlı model.

    Audi araba tasarlamayı biliyor. Nedense önündeki sahte ızgarayı bile beğendim. Elektrikli arabalarda o ızgaraya gerek yok çünkü sürekli soğutulması gereken içten yanmalı bir motor yok.

    Bu arada Audi Q4’ün A3’ten sonra en çok satan aracı olmasını istiyor. Bu kadar iddialı bir model demek ki.

    İçi ID4 ve Enyaq ile hemen hemen aynı boyutlarda. Bagaj da 3 aşağı 5 yukarı benzer. Malzeme kalitesi olarak ID4’ün çok üzerinde, Enyaq’tan da biraz daha iyi. Pencerelerin açılıp kapanmasında bile bunu hissettim.

    Kokpit ve arayüz kesinlikle Enyaq ve ID4’ten çok daha iyi. Hem kullanım mantığı, hem kullanılan malzemeler, hem dokunmatik düğmenin sınırlı olması, hem direksiyonun şekli, hem kadran… Galiba hemen her konuda Audi çok daha iyi. Direksiyon dikdörtgenimsi, bu yüzden hem kadranı hem yolu kolay görüyorsunuz hem de normal sürüşte ayak-direksiyon arasında bayağı mesafe kalıyor.

    Tasarım klaeik Audi. Şık ama bir o kadar da fonksiyonel. Direksiyonun şeklini sevmeyenler olabilir ama bana 5 dakika sonra çok rahat geldi.

    Sadece kadran yüzünden bile Audi seçilir bence. İstediğiniz kadar detayı ekranda görmek mümkün, isterseniz haritayı da oraya alabiliyorsunuz hatta. Ortadaki ekran ID4 ve Enyaq’a göre bir eski nesil galiba ama arayüz çok daha hızlı ve menüler ve kullanım çok mantıklı. Klimayı ayarlamak için garip menülere girmiyorsunuz mesela, fiziksel klima düğmeleri var.

    Ekstra bir seçenek satın alırsanız camda “arttırılmış gerçeklik” seçeneği var. Bu sayede kadrana bakmadan önünüzdeki camda temel parametreleri görebiliyorsunuz, hatta Audi bir adım ileri gitmiş ve eğer bir yere gidiyorsanız döneceğiniz yolun üzerinde bir ok beliriyor! Sadece “buradan dön” demiyor alet, döneceğiniz yolun üzerine ok koyuyor. Bu sistem netlik olarak da kullandığım rakiplerinden daha iyi gibi geldi bana.

    Sürüş… Nasıl anlatsam? ID4 GTX ve Enyaq ile aynı patform, motor ve bataryaya sahip ama sürüş cidden çok farklı. Süspansiyondan mı, yazılımdan mı, neden olduğunu bilemedim ama Q4’ün sürüşü kesinlikle Mercedes ve BMW rakipleri gibi çok rahat. Kabin sesi de inanılmaz az, galiba camlar özel ses yalıtımlı kaplamaya sahip. Pedalı kökleyince bile alet çok dengeli ve düzgün hızlanıyor. Daha rahat ve anlaşılır ara yüzle de birleştirince Q4’ün sürüşü kesinlikle daha iyi bence.

    Sürüş kalitesi için kullanacağım sözcük “arıtılmış ve olgun”. Gavurcası “Refined”. Sanıyorum en ucuz Q4 modelinde bile “uyarlı süspansiyon – adaptive damper” var, belki sürüş farkı buradan da geliyor olabilir. Diğer MEB modellerinde bunu ekstra almanız gerekiyor. Koltuk da Enyaq ve ID4’ten daha yüksek gibime geldi ama yanyan karşılaştıramadım tabi.

    Uzun yolda tam şarjda 513 km gideceğini hesaplamışlar Norveç’te (16-17 derece civarında). Resmi rakamın (478 km) biraz üzerinde.

    Büyük abisi E-Tron (50 veya 55) daha lüks, bunların dış boyutları daha fazla (mesela Q4’ten 30 cm daha uzunlar) ama toplam iç hacim olarak Q4 aynı, hatta yolcu kısmında Q4 daha büyük bile olabilir. Ek olarak Q4 abisi E-Tronlara göre daha uzun gidiyor (batarya daha büyük). Malzeme kalitesi olaraksa abi E-Tron kesinlikle daha iyi.

    Tesla 3 Long Range

    Elektrikli araç alacaksanız tabii ki Tesla’ya da bakacaksınız.

    Tesla 3 baktığım modeller içinde en ucuzlardan. Hatta neredeyse Kia E-Niro ile aynı masrafa geliyor (5 senelik satın alma ve işletme masrafı), arada az bir fark var (Kia biraz daha ucuz).

    Dış görünüşü bildiğimiz Tesla. 3 modeli sedan araba, ve yere bayağı yakın. Oturuş pozisyonu da istediğimden daha aşağıda kaldı ama sırf “Tesla deneyeyim” diye deneme sürüşüne gittim. Denediğim model 614 km mesafeli “Long Range” modeli. Çift motorlu.

    İçini sevemedim ben. Aşırı “sade” geldi bana. Uzaktan “modern” gibi durabilir ama nedense sürüş keyif vermedi. Önünde herhangi bir kadran olmaması belki en büyük sebeplerden. Tüm görmeniz gereken bilgiler orta ekranda. O anki hızınız bile orta ekranda görünüyor sadece.

    Sade. Bayağı sade. Çok sade. Acaip sade. Ultra sade. Torpidoyu açmak için bile ekrandan menüye giriyorsunuz. Nefis…

    Direksiyondaki bir kaç kontrol haricinde tüm ayarlar ve kontroller ortadaki dev ekrandan yapılıyor. Aynalar, klima, silecek hızı.. Aklııza gelecek her ayar “dokunarak” yapılıyor. Mesela silecekleri direksiyonun yanındaki koldan çalıştırıyorsunuz ama silecek hızını ekrandan seçmeniz lazım! Dokunmatik sistem denediğim araçlar içinde en hızlısıydı. Bayağı cep telefonu hızında ve grafikler çok keskin. Arka kamera da en kalitelilerdendi, geri giderken 360 derece görüş ve dev ekranda arka kamerayı görmek çok keyifli.

    İç hacim yeterli büyüklükte. Malzeme kalitesi ID4 ayarında. Belki bir tık altında da olabilir. Demo arabasında bazı koltuklarda yamukluk gördüm (hizaları kaymış), ayrıca arka kısımda arabanın dış plakaları tam hizalı değildi. Sonra internete biraz baktım, Tesla 3 ve Tels Y modellerinde böyle kalite kontrol hataları sıkça olabiliyormuş. Satış ofisinde “ısmarlayacağım araba böyle gelirse kalite politikanız nedir? Tamir ediyor musunuz?” diye sordum. Cevap: “Pratikte bir sıkıntı yaratmıyorsa tamir etmiyoruz”. Breh! O kadar para vereceğim, sonra yamuk arabayla dolaşacağım.

    Arabanın arka bagajının girişi biraz dar. Ön kaputun altında da ufak bir bölüm var, buraya mesela alışveriş poşetlerini koyabilirsiniz.

    Performans olarak çok ciddi iyi. 100 km/saate 4.4 saniyede çıkıyor ve maksimum hızı 233 km/saat. Diğer rakipleri maksimum 160-180 km/saat yapabiliyor. Yeni Tesla S veya X 1020 beygirle geliyor, bunu da hatırlatayım. Tesla S Plaid modeli 100 km/saate 2.1 saniyede çıkıyor. İnanılmaz (fiyatı da inanılmaz 🙂 ).

    Tesla 3’ün iki büyük avantajı var: Performans ve sürüş mesafesi uzun, ayrıca Tesla şarj istasyonları inanılmaz yaygın. Tesla’nıon hızlı şarj istasyonları Norveç’in her yerinde, ve bunlar yüksek hızlı şarj sağlıyorlar. Diğer şarj istasyonlarının çoğu 50 kw iken Tesla’dan 150 ve üzerinde güç alabiliyorsunuz. Ayrıca sıra da pek beklemiyorsunuz buralarda.

    Malzeme kalitesi, kalite kontrol sorunları ve Tesla 3’ün fazla alçak olması yüzünden Tesla 3’ü seçeneklerden çıkardım. Tesla Y de Audi, BMW ve Mercedes fiyatlarına geliyordu ve benzer kalite sorunları onda da olabilir diye korkuyorum.

    Tesla’yı araba dünyasının Sony’si olarak görüyorum nedense. Teknolojik olarak muhteşem ama kullanım arayüzü ve kalite sorunları özellikle ilk nesil Teslalarda bir sorun oldu.

    Ford Mach-E Mustang

    Mustang! Ford’un efsane arabası. Kim bir Mustang kullanmak istemez ki?

    Mesele şu ki, bu araç orjinal Mustang’e sadece adı ve orasında burasında duran “at” figürü ile benziyor. Onun dışında bildiğiniz SUV.

    Neyse. Listede en merak ettiğim ikinci araç buydu (ilki Hyundai Ioniq 5). Arkadan itişli modeli 610 km yapıyor, 4 çeker modeli 100 km/saate 4.8 saniyede çıkıyor (GT Performance modeli 3.5 saniyede çıkıyor), orjinal bir görünüşü var vs..

    Dış görünüşü değişik. Diğer araçlardan değişik yani bence. Önünde kocaman “Mustang” logosu var. Arka fren lambaları Mustang arabalardaki gibi. Aynalar dahil değişik yerlerinde “hava kanalları” gibi kanallar var. Kapı kolu yok, düğme ya da şifre girerek açıyorsunuz.

    Arka bagajı rakiplerinden ufak ama ön kaputun altında Tesla 3’teki gibi bir bagaj kısmı var. Burayı çok pratik buldum. Ufak tefek eşyaları koymak için bu hazneyi bölmeyi bile düşünmüşler. Ön ve arka bagajların toplam hacmi ID4 kadar (arka bagaj Kia E-Niro’nunki kadar).

    İç hacim büyük. Arka ve ön koltuklarda ciddi alan var.

    Malzeme kalitesi bence ID4 seviyesinin biraz üzerinde, Enyaq’ın biraz altında gibi geldi. En azından benim kullandığım AWD bilmemne modelinde öyleydi. Kapı kolları, ufak haznelerin kapakları/kapıları, düğmeler vs.. Ama en düşük modelinde bile koltuk ve direksiyon ısıtması, iki bölgeli havalandırma gibi güzellikler var. Bir Focus ya da Mondeo beklemeyin, bu aracın içi onlardan çok daha iyi.

    Arabanın orta konsolunda 15.5″ dev bir ekran var. Bu ekran kaliteli (Tesla kadar kaliteli diyebilirim) ve altında bir kontrol tekeri var. Bu enteresan çünkü bu teker ekranın alt kısmında ekrana yapışık duruyor. Neden böyle bir teker var anlamak mümkün değil ama “değişik” olduğu kesin.

    Bu ekranın 3 dezavantajını gördüm: Dev gibi olduğu için ekranın altındaki ikonlar kolay görülmüyor ve buraya uzanmak her zaman kolay değil, o kontrol tekeri biraz kırılgan ve ekranın %50 kısmı (üst) boşta kaldığından eliniz çarparsa kırılması olasılığı %100. Herhalde böyle bir şey olursa bir Ford Focus parasını tamir için verirsiniz 🙂

    4×4 versiyonunu denedim ve alet cidden güçlü. Tek pedalla kullanmak mümkün, yalnız nedense araç kalkarken (mesela kırmızı ışıktan sonra) bir “ileri atlama” hareketi yapıyor. Sanki her seferinde el freninden kurtuluyor gibi. Bir çok ayarına baktım, sorunu anlayamadım. Her sürüş modunda bunu yaptı. Satan adama söyledim, “önceki deneyen sürücü el freni ayarını değiştirmiş galiba “gibi garip bir açıkmala yaptı. Bunun dışında araç rahat gidiyor, iç kabin sesi ID4/Enyaq seviyesinde (Audi Q4’ün gerisinde).

    Benim kullandığım modelde tavan tamamen cam! İnanılmaz bir his bu. Cidden dev gibi o cam, alıştığınız ufak tavan pencerelerini unutun. Tavan tamamen cam. Bu sayede arabanın içi karanlık olmuyor ve canınız sıkılınca yukarıdaki bulutlara bakabilirsiniz 🙂 Yalnız bu camın üzerini (ya da altını) kapatamıyorsunuz. Koyu renkli yapmışlar ama parlak günlerde ya da yağmur/kar yağarken belki tavanı kapatmak isteyeceksiniz, bu mümkün değil. Bu yüzden pek tutmadı gözüm. Ayrıca cam o kadar geniş ki ileride çatlama sorunu da olabilir. Soğuk-sıcak döngüsü, aşırı soğuk havaü aşırı sıcak hava, hatta ağaç altına parkederseniz düşecek bir dal parçası bile o camı çatlatabilir belki. Ya da ben kuruntu yapıyorum 🙂

    Fiyatı uygun da değil. Benzer özelliklerde aynı fiyata Audi Q4 alınabiliyor.

    BMW IX3

    Şu anki arabam BMW 225XE ve X3 serisine hep hayran olarak bakmışımdır. Bu IX3’ten de çok şey bekliyordum ve aslında büyük oranda beklentilerimi karşıladı. İki şey hariç, onları da aşağıda anlattım.

    Şu anda Norveç’te giriş seviye IX3 alamıyorsunuz. “Fully Charged” denen model en düşük model ki bu da en pahalı Audi Q4 E-Tron 50’den bile daha pahalı. Gerçi IX3 normal E-Tron 55 seviyesinde ama gene de fiyatı biraz benim limitimin üzerinde.

    Diğer yandan, sürüş keyfi ve içindeki malzeme kalitesi çok ciddi iyi. Denediğim araçlar içinde malzeme kalitesi ve kullanım hissi en yüksek araç bu oldu. Kapılardan dirseğiniz koyduğıunuz bölgelere, direksiyondan pencerelerin açılıp kapanmasına kadar her şey çok kaliteli.

    100 km/saate 6.8 saniyede çıkıyor ve sürüş mesafesi 450km (WLTP) ama burada bir not düşmem lazım: Norveç’te yapılan testlerde iyi havada bu alet 520km ve kışın soğuk havada 440km gitmiş! IX3’teki motor ve batarya cidden çok verimli.

    İç bölümdeki malzeme kalitesi çok üst düzeyde ama arayüz ve ekranlar nedense bana eski geldi biraz. Galiba BMW yeni nesil ekran ve arayüzünü IX’e saklamış (daha yeni nesil ve daha pahalı). Mesela orta konsoldaki ekran ufak ve menü neredeyse benim 3 yıllık “eski” arabamdaki gibi. Hatta öyle ki IX3’ü kullanırken benim arabanın biraz büyüğünü kullanıyormuşum gibi geldi, arayüz ve kontrollerin yeri ve görünüşü o kadar benzer. Gerçi benim “lease” ettiğim BMW de iyi donanımlıydı.

    İç malzeme kalitesi çok üst düzeyde. Audi E-Tron 55 ayarında diyebilirim.

    Ayarlanabilir süspansiyon standart geliyor, bu sayede süspansiyonun sertliğini ayarlayabiliyorsunuz.

    Aracın iki derdi var: Biraz eski ekran ve arayüz ve sadece arkadan itişli olması! Arkadan itişli modeller içinden en güçlüsü bu ama gene de bu paraya 4×4 isterdim. Kışın yapılan testlerde karlı/buzlu yollarda tırmanırken biraz sıkıntı yaşamışlar. BMW bunu biraz düzeltmek için aracın arkasına kütlenin %60’ını koymuş ama gene de 4×4 kadar etkili olamıyor kaygan yolda.

    Fiyatını hakeder mi emin değilim.

    BMW I4 M50

    Çok çok çok denemek istedim ama bir türlü denk getiremedim ve teslim süresinin 1 yıl olduğunu da duyunca “eyvallah kalsın babam” deyip dükkandan boynum bükük ayrıldım 🙁 Bu alet “eski” benzinli m50’nin elektrikli versiyonu ve fiyatı “eski”sinin yarısı. Ayrıca inanılmaz güçlü bir alet. Neyse, bir dahaki bahara kalsın 🙂

    Mercedes EQA 250 AMG

    Aslında EQA 300 düşünüyorum (4×4 versiyon) ama deneme araçları arasında EQA 300 yoktu bu yüzden EQA 250 denedim (önden çekişli model).

    Hiç Mercedes kullanmamıştım. EQA 250’ye “Mercedes bile değil ki o” diyenlere inat, gittim denedim 🙂 AMG paketi aracın içini ve dışını yakışıklı yapıyor ama fiyat farkına değer mi emin olamadım.

    Dış görünüşü bana garip geliyor. Pek “Mercedes” gibi durmuyor sanki. Böyle sinik, çekingen bir duruşu var gibi. AMG paketini almadan pek de düzelmiyor görünüş açıkçası.

    Soldaki normal, sağdaki AMG paketi. AMG olmayan bence biraz… garip duruyor. Ezik bir duruşu var hatta.

    Aracın için iyi. Kontroller, önündeki ekranlar, kapı kolları, pencerelerin açılıp kapanması çok iyi. Denediğim araçlar içinde malzeme kalitesi IX3’ten sonra en iyisi buydu. Menüler ve düğmeler de çok mantıklı yerleştirilmiş, aracı kullanırken klima, radyo veya silecekleri kullanmak çok rahat. Tek sevmediğim kısımlar havalandırma çıkışları. Gri, bağıra bağıra “ben buradayım” diyorlar. Seveni de vardır belki ama bana itici geldi.

    Aracın gidişi de inanılmaz rahat. Galiba Mercedes de BMW ve Audi gibi konfora önem vermiş. Önden çekişli bu model rakipleri kadar güçlü değil ama kullanırken bunu pek önemsemiyorsunuz çünkü aracın hızlanması ve gidişi inanılmaz “rahat” ve yumuşak. Ek olarak kabin çok sessiz. Herhalde Audi Q4 ve BMW IX3 kadar sessiz.

    İç hacim rakiplerinden biraz daha dar ama gene de mesela Kia E-Niro’dan daha iyi. Bagaj da rakiplerinin biraz gerisinde. Ayrıca arka koltukların arasında zemin yüksek, bu yüzden arkada ortada oturmaz biraz eziyet olur (çünkü araç GLA 250 üzerine kurulmuş, sıfırdan elektrikli araç platformu üzerine değil).

    4×4 modelini bugün (Ağustos sonu) ısmarlarsam gelişi Şubat-Nisan aralığına gelir dediler. Fiyat olarak benzer ekipmanlı Audi Q4’ten biraz daha uygun fiyata geliyor ama teslim süresi çok geç ve elektrikli araç platformu üzerine yapılmadığı için Q4’ün iç hacmi daha geniş. Sanıyorum bunu almayacağım.

    Peugeot e2008

    Evet, “ucuz” ve kısa menzilli bir araç da denedim. Bu alet 320km menzilli, ortalama bir hatchback araba boyutlarında. Hızlanması üstteki araçların hepsinin gerisinde çünkü motoru çok daha zayıf (fiyatı da yukarıdaki bazı araçların yarısına yakın).

    Bence yakışıklı duruyor

    Malzeme kalitesi idare eder. Kontroller idare eder, bir çok fiziksel düğme var. Orta konsoldaki ekran büyük sayılır ama bir büyük derdi var: Arayüzü b.k gibi. Cidden berbat. Mesela klimada detaylı ayar yapmak için 3 parmakla ekrana dokunmanız lazım, yoksa sadece basit ayarlar açılıyor! Ulan arabayı sürerken kim 3 parmakla ekrana iki defa dokunur? Ek olarak 1 saatlik sürüş sırasında haritayı açamadım! Eminim bir kısayolu ya da garip bir yolu vardır ama o kadar araba denedim ve haritayı açamadıysam sorun bende değil arayüzdedir diye düşünüyorum.

    Tek pedalla kullanmak neredeyse mümkün. Kışın tahminen 200km civarı gider ki şehir içinde yeterli.

    Bir de Citroen C4 var, onun menzili biraz daha iyi (350km) ama onu denemedim.

    Bunların “Leasing” seçeneği iyiydi, açıkçası o yüzden baktım. Satın alacak olsam Fransız arabası almazdım herhalde.

    Şehir içinde arabaya ihtiyacım olsa, en fazla 1 çocuğum varsa ve bütçem kısıtlıysa belki alınabilir (bagajı ufak ama) ama yakın fiyatlarda Hyundai Kona daha iyi seçenek bence.

    Kia E-Niro

    İtiraf ediyorum: İlk seçeneğim bu arabaydı. Kışlık tekerlek dahil ve en üst seviye paketli fiyatı bile VW ID4’ün düşük modelinden daha ucuz. Bagajı idare eder (Ford Mach-E’nin arka bagajı kadar), 455km mesafesi var, önden çekişli ve idare eder güçte motoru var (Peugeot E2008’den daha güçlü), iç hacmi idare eder, dış görünüşü de fena değil.

    Aynı platform üzerine kurulmuş Hyundai Kona’dan biraz daha büyük ve bence daha yakışıklı, ayrıca bagajı daha büyük ve iç malzeme kalitesi de bir tık daha iyi. Bu iki model de bu sene yenilendi. Yeni modellerin ekran ve arayüzleri daha modern olmuş.

    Mesele şu ki: Kullanımı bana pek zevk vermedi. Düz araba sanki. Kötü değil kesinlikle ama fazla sıradan geldi. Neyi “sıradan” geldi tam açıklayamıyorum. Hyundai Kona daha da “sıradan”. Ruhu yok mu diyeyim?

    Bir de şarj yuvası ön tamponda. Kazada ilk zarar görecek yer, ve kış ya da baharda en çok çamurlanan ve kirlenen bölge ön tampon. Hal böyle olunca şarj için kapağı açmak istemem herhalde. Ayrıca ufak bir kazada şarj yuvası zarar görürse dev bir masraf sizi bekliyor demektir. Şarj yuvalarının sürücü tarafında ve arka kapının hemen arkasında olmasını tercih ediyorum.

    Denemeden vazgeçtiğim araçlar

    BMW I3: Aile arabası değil. Bagaj ufacık, kapıların açılışı aile için uygun değil. Tekerlekleri de aşırı ince geliyor bana. Ayrıca eskidi artık, yenisinin gelmesi lazım.

    Hyundai Kona: Bagajı ufak, malzeme kalitesi eh işte, iç hacmi de pek başarılı değil gibime geliyor. Bunlar sorun değilse fiyatına göre belki de şu anda en iyi elektrikli araç bu: Tek şarjla 484km gidiyor.

    Nissan Leaf: Nissan, Tesla’dan sonra elektrikli aracı yığınlara indiren firma oldu ama nedense senelerce orada kaldı. Bugün piyasadaki Leaf rakiplerinin gerisinde kaldı bence. Qashqai boyutunda ve 400+ mesafeli bir araç çıkarmalı Nissan. Nissan Ariya geliyor ama 2022’de ki bana geç bu tarih.

    Hyundai Ioniq: Leaf’le benzer sebeplerden vazgeçtim. Tahminen yenisi geliyor yakında.

    Audi E-Tron 50 veya 55: Çok pahalılar ve 50’nin mesafesi 300km civarında. Bir de çok uzun aletler, fiyatları uygun olsa bile benim ufacık garaj yerine sokmam pek kolay olmayacaktı.

    Renault Zoe: Fazla ufak bence. Ek olarak, garantisi biten Zoe araçlarda sıkıntılar artmış Norveç’te.

    VW ID-3: Olabilirdi aslında. Mağazaya gidince ID-4’ün dış görünüşüne vurulunca ID-3 gözümden düştü 🙂 Bagajı da biraz ufak gibi ama içi bayağı geniş. ID-4’teki dokunmatik kontroller ve bit kadar kadranı görünce ID3’ü denemedim bile. Şaşıracaksınız ama “eski” E-Golf bana daha keyifli geliyor çünkü hem dokunmatik ekran daha hızlı, hem insan gibi fiziksel kontrolleri var, hem de kadranda tonla bilgi var.

    Polestar 2: Volvo XC40 ile aynı platformu kullanıyor ve onun kadar güçlü ve seri. Diğer yandan sedan araba bana itici geliyor ve Norveç’te bu aleti satın alanlar ciddi yazılım ve mesafe sorunları yaşadılar. Tek şarjla gittiği mesafe söz verilenin bayağı altında kaldı, ayrıca kışın soğuk havada bu mesafe iyice azaldı (normalin de altında).

    Jaguar I-Pace: Bütçemin üzerinde. Açıkçası fiyata bakınca daha fazla araştırmadım bile aleti.

    Tesla Y: Tesla 3’ün SUV abisi diyebiliriz. Biraz daha geniş, biraz daha yüksek, arka kısmı da SUV gibi. Kalite sorunlarından korktuğum için pek üzerine gitmedim açıkçası. Ayrıca fiyatı da nerdeyse full Audi Q4 E-Tron fiyatına geliyor, açıkçası o fiyata Audi kalitesini ve kontrol sistemini (düğmeler, kardan vs..) tercih ederim.

    Tesla S veya X: Eşşşşşek kadar pahalılar 🙂 Ama eşşek kadar da güçlü ve hızlılar. S modeli (X bile) piyasadaki her spor arabayla kapışır. 1020 beygir ve 2.1 saniyede 100 km/saniyeye çıkıyor alet ama o kadar güce ihtiyaç var mı tartışılır. 1.2 milyon TL’ye geliyor bu güçlü versiyon. Ferrari kalitesi yok ama Ferrari fiyatından da çok çok az ve gücü aynı (ya da daha iyi).

    Mercedes EQC: Audi E-Tron 55 gibi, biraz fazla pahalı.

    Mini Electric, VW E-Up, Skoda Citi, Fiat 500, Honda E vs: Bit kadarlar, mesafeleri az.

    Mazda MX30: Boyutu idare eder ama hem arka kapılarının açılışı kötü hem de mesafesi az.

    Sonuç

    Tesla’yı Sony’ye benzetmiştim: Teknolojik olarak çok ileride ama kullanım keyfi ve kalite olarak istenen seviyede değil. Belki Audi BMW ve Mercedes’i Canon ve Nikon’a benzetmek lazım. Bir süre Tesla önden gitti ama bu firmalar 2021 itibariyle pazar paylarını ciddi arttırdılar ve tahminimce kısa sürede elektrikli araç piyasasında Tesla hakimiyeti bitecek bence… Subaru da Pentax gibi galiba, elektrikli araç piyasasına en geç Subaru giriyor ama herkes bilir ki Subaru çok kaliteli araç üretir ve buna rağmen piyasa payı hep azdır 🙂 Toyota’yı hangi fotoğraf makinesi markasına benzeteceğimi bilemedim.

    TOGG konusuna girmedim. TOGG’un internet sitesinde bakınca aracın 400 beygir olduğu, 500 kilometrenin biraz üzerinde menzili olacağı, 100 km/saniyeye 4.8 saniyede çıkacağı, arkadan itişli ve 4 çeker modellerinin olacağı, sınıfının en uzun aks aralığına sahip olacağı yazıyor. Benzer özellikli araçlar bugün artık piyasada ve Türkiye’de fiyatları 1.5 milyon civarı (Audi E-Tron 1.6 milyon gördüm – Eylül 2021). TOGG biraz geç mi kalıyor yoksa? Umuyorum kısa sürede çıkar.

    Sizce hangi araca karar verdim? Yorumlarda yanıtınızı bekliyoruz 🙂 Ayrıca elektrikli araçlarla ilgili fikir ve sorularınızı da yorumlara bekliyoruz.

    İLİŞKİLİ İÇERİKLER

    E-POSTA ABONELİĞİ

    Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

    YORUM YAPILDIĞINDA BANA BİLDİR
    Bana bildir
    guest

    5 Yorum
    Beğenilenler
    En yeniler Eskiler
    Satır içi geribildirimler
    Bütün yorumları göster
    Okyar Atilla
    Editör / Yazar
    Makale Puanlama :
         

    Bence yazının ana fikri aşkınlık seviyesine gelmiş doğa korumacılığı. Anladığım Norveç’te seve seve doğa korumacı ve çevreci oluyorsun. Bizse hala yere sigara atmayın, çöp atmayı seviyesindeyiz. Ormanları yakmaktan sahillere beton dökmekten bahsettiğim mevzulara gelmemiz gecikiyor. Ama geliriz. Önümüzdeki 300 500 yılda geliriz. Umutluyum yani. Yazıyı okuyunca merak ettim. Şarj bedava iken hükümet iban verip halka “pamuk eller cebe, bu kadar şey bedava, 10 eurocuk da sizden olsun” demiyor mu?

    Yine merakımı mazur gör; Norveç hangi gezegende? Eğer aynı gezegendeysek Norveçliler hangi gezegenden geldiler? Bak bu konuyu açıklayan bir yazı çok hora geçecek.

    Araba konusunu dert etme. Karar veremezsen ren geyiği çeken bir kızak alırsın 🙂

    Sevgilerimle.

    Öner BÜYÜKYILDIZ
    Öner BÜYÜKYILDIZ
    Makale Puanlama :
         

    “Sizce hangi araca karar verdim” dediğinize göre kesinleşmiş bir kararınız var. Öncelikle kararınızın ve yeni aracınızın hayırlı olmasını dilerim. Kazasız belasız, keyifle kullanın inşallah.

    Valla ben yazıyı okurken bile aklım karıştı. Ama nedense gönlüm Audi’de kaldı.

    Batarya teknolojileri konusunda hala tereddütlerim var. Batarya ömrüne 8 yıl garanti çok ciddi bir süre. Bataryayı 3 günde bir şarj eden ile günde 3 kez şarj edene bu 8 yıl garanti verilecek mi anlamadım doğrusu?

    Birde aracınızı görmedim ama sanki arkası eğri gibi. Bilemedim 😀

    Yasar Aykac
    Yasar Aykac
    Makale Puanlama :
         

    Selamlar, bahisler hala açık ise; Audi Q4 E-Tron 50 Quattro 🙂 hayırlı olsun diyorum.

    Bu makaleyi paylaş

    Ertan Öztürk
    Ertan Öztürk
    X tarihinde doğdum Y tarihinde öleceğim. Bu iki an arasında insanlara bildiklerimi a