“Güzel insanlar kasabalara ara sıra uğrarlar, büyük şehirlerde ise sessizce kaybolurlar”
demişti bir arkadaş. O güzel insan, kasabanın sokak fotoğrafçısı, “Sokaklarının çocuğu”ydu, Lüleburgaz’ın “girilmez” denen Roman sokaklarının bile. Düşlediği dünyayı, yaşamıyla adım adım özetledi kentin sokaklarında.
Romanların “En kral adamı”ydı. Köylerde, bisiklet yollarında, Kırkpınar’ın davullarında, ‘Hıdrellez’in alımlı kızlarında’, Kakava’nın ‘Çingene Zamanın’da, Pavli’nin Pomakları’nda, Edirne’nin bandosunda, Trakya Oda Orkestrası’nda, Kırklareli’nin ince sazında, Burgaz’ın zurnacı Ahmet’inde hep karşılaşırsınız onunla.
Hiç değişmeden geliştirdi kendini. Remarque ile insanları sevdi, Poe ile bir bardak çayı. Bach ile klasikten, Garbarek ile cazdan, Karaindrou ile ‘komşu’dan, Erkan Oğur, Neşet Ertaş, Pentagram, Nazım ve Şükrü Erbaş ile ne kadar da bizdendi. Boyun eğmeden zamandaki yolculuğunda karşılık buldu.
Cemal Süreya’nın, “hüzünlü şarkılar kadar hüzünlü” adam, “bütün çocukların kırmızı elmalar gibi gülüşündeki” sevinçli çocuk, Roman’ın kahkaha dolu anlarında Roman’dı…
“Gözlerini bir kente bağışlayarak” aramızdan ayrıldı. Onu tanıyan her insanda güzel ve sıcak anılar, derin izler bırakarak. Onu tanıyan her insanda güzel ve sıcak anılar, derin izler bırakarak…
Sevgili Özcan’ı, aramızdan ayrılışının 3. yılında, Eleni Karaindrou’nun Vals’ini dinlerken, O’nu bir kez daha düşünelim…


Allah rahmet etsin…
Vahit ile tanışmama vesiledir. Hayatta değilken bile insanların bağ kurmasına sebep olduğunu söylemem yanlış olmaz. Özcan için daha önce bir yazıyı Vahit kaleme almıştı. Yine Vahit’in çabasıyla Pavli’de açılan sergiye iki fotoğrafımla katılmıştım. Yani Özcan ile karma sergi bile açmıştık.
Yaşar Kemal ile noktayı koyayım: O iyi insanlar güzel atlara binip çekip gittiler.
Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun…
Allah rahmet eylesin. Güzel insandı..
Vahit Arkadaşım Özcan’ı çok güzel anlatmışsın.O fotoğrafa kimlik kazandıran bir savaşcıydı.Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.