Fotoğraf Çekmekten Neden Vazgeçiyoruz?

-

Çevremde çok fazla insan tanıyorum, büyük bir hevesle başlayıp, ciddi paralar ödeyerek fotoğraf makineleri ve objektifler alıyorlar ve başlangıçtaki bu büyük hevesle çeşitli eğitimlere para harcıyorlar, fotoğraf gezilerine katılıyorlar. Hatta, işin ustalarından birebir eğitim alan yakın tanıdıklarım bile var. Bu sürecin ardından yaşanan ikinci evrede yeni kamera satınalma sendromu başlıyor. Bir gün bir bakıyorsunuz artık fotoğraf çekmediklerini, kameralarını ellerine en son aldıkları tarihi bile unuttukları söyler buluyorsunuz.

Fotoğrafçılık kişisel bir hobi, kendimizden çok şey veriyoruz. Çektiğimiz her kare aslında bizi yansıtıyor ve bir görüntü oluştururken içine ruhumuzdan da bir şeyler katıyoruz. Fotoğrafçılığımızda, tarzımızı, şu anki yaşamımızı, ruh halimizi, bakış açımızı ve bunlarla birlikte sayısız başka şeyleri yansıtıyoruz. Kişisel bir hobi olduğu için, fotoğrafçılık aynı zamanda çok duygusal olabiliyor. Fotoğrafı çeken olarak, fotoğraflarımızdaki başarımızı ve başarısızlığımızı kişisel olarak algılıyoruz çünkü bu görüntülerin bir insan olarak doğrudan bizi temsil ettiğini düşünüyoruz. Başlarda ben de böyle hissediyordum. Harika bir fotoğraf çektiğimde kendimle gurur duyuyor, ama çok iyi olmayan bir fotoğraf çektiğim zaman ise üzülüyordum. Fotoğrafçılığımın bu çılgın ve duygusal süreci, içimdeki bu duygusal gelgitler hakkında bana çok şeyler öğretti. Ve yıllar içinde, elimdeki kamerayı kaldırmak dahi istemediğimde bu aptalca anların nasıl aşılacağını öğrendim. Bugün fotoğrafçılığım konusunda her zamankinden çok daha mutluyum çünkü artık bu hataları yapmıyorum. Kendimde bulduğum bu hataları yine kendimce bazı kategorilere ayırdım, bunları aşağıda sizinle paylaşmaya çalışacağım. Lütfen siz de fotoğrafçılıktan vazgeçmenize neden olabilecek bu hataları yapmayın.

Kendimize karşı dürüst olmamak

Fotoğrafçılıktan vazgeçilmesinin en başlıca nedeni, fotoğrafçı olarak kendimize karşı dürüst olmamaktır. Fotoğraflarınızı sosyal medyada ve yakın kitlenizde popüler olmayı ve çok beğeni almayı düşündüğünüz için çekersiniz veya en çok hangi tip fotoğraflar popüler oluyorsa o tip fotoğraflar çekersiniz. Yani sizin kameranız aslında sizin için çekmez.

Başkalarını kopyalamayın. Bu, ilk başlarda fotoğrafımızın gelişmesi için iyidir, ama bir süre sonra başkalarını kopyalamaya devam etmek faydadan fazla zarar getirir. Sizin olmayan, içinde kendinizi bulamadığınız bir tarzı benimsemeyin. Bana güvenin, başka bir fotoğrafçının görüntülerini yeniden oluşturma gayretleri, sizi farkında olmadan fotoğraftan soğuma sürecine sokacak, çünkü kendinize karşı dürüst olmayacaksınız, böyle davranarak ne tip fotoğraf çekebileceğinizi, hangilerinin sizi mutlu edeceğini bir türlü anlayamayacaksınız.

Fotoğraf etkinliklerine ve eğitimlerine katılmamak

Fotoğrafçılık dersleri almak, işi uzmanlarından duymak ve uygulamalı öğrenmek, kendiniz ve fotoğrafçılığınız için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biridir. Kendinize yatırım yapmak için zaman ayırmak daha iyi bir fotoğrafçı olmanıza yardımcı olacak ve sizi becerinizi geliştirmeye teşvik edecektir. Fotoğrafçılık dersleri almak maliyetli olabilir, bu bütçenizi zorlarsa, yeni bir şeyler öğrenmenize yardımcı olması için fotoğrafçılık bloglarına üye olmayı, yorumlarda bulunmayı ve fikirler sormayı, fotoğrafçılık kitapları veya e-Kitaplar satın almayı deneyin. Kendinize bu tarz yatırımlar yaptığınız zaman fotoğrafçılığa olan tutkunuz tahmin edemeyeceğiniz ölçüde beslenecektir. Öğrenmek istemeyen veya başkalarından öğrenecek bir şeyleri olmadığını düşünen fotoğrafçıların sonu, fotoğraftan vazgeçen fotoğrafçılar kervanına bir üye daha eklemektir.

“Hayır” demeyi bilmemek

“Hayır” diyebilmek gerçekten çok önemli bir aşama, inanın bana. Fotoğrafçılığa ilk başladığım zamanlarda, elimde kamerayı gören, “Şurayı da çek” veya “Bizi de çeksene” diyen herkese evet diyordum. Bir süre sonra farkettim ki, kameramı oraya doğru yönlendirip çekmeye çalıştığım o sahne veya insanlar bana zerre kadar ilham vermeyen şeylerdi. Benim fotoğrafçılık hobi serüvenimde net iki dönem vardır; “Hayır” demeyi öğrenmemden öncesi ve sonrası. “Hayır” kelimesini öğrenmek benim için çok büyük dönüm noktası oldu. Öncesinde insanları memnun ediyordum, sonrasında kendimin mutlu olmaya başladığımı hissettim. Artık, gerçekten sevdiğim anlara odaklanarak tutkumdan tasarruf ediyorum ve tutkumu beni mutlu etmeyen neşelendirmeyen şeylere harcamıyorum. 

Bu davranış biçimi her fotoğrafçı için farklı gözükebilir ama benim için artık bir yaşam tarzı. Yolda yürürken eğer birisi “Bak bu bina çok güzel, fotoğrafını çekebilirsin” dediğinde gülümseyerek “Evet, gerçekten de ne kadar temiz ve güzel bir bina!” diyorum ve gülümsemeyi sürdürerek yoluma devam ediyorum veya bazen çekiyormuş gibi yapıyor, ardından teşekkür ediyorum.

Çok yakın zamanda, henüz iki gün önce başımdan buna benzer bir olay geçti. Ben elimde kamera Almanya’da Kempen sokaklarında dolaşırken, elimdeki tüm heybetiyle 🙂 Nikon D850 kameramı ve ona takılı 24-70mm objektifimi gören ve sıcak ve güneşli havanın tadını yanıbaşımdaki şık kafedeki açık alanda oturarak çıkaran bir yaşlı çift bana dönüp Almanca bir şeyler söyledi. Yanımdaki kızımın yardımıyla öğrendiğime göre, meydandaki metal ağırlıklı tarihi bir çeşmenin fotoğrafını çekmemi tavsiye ediyorlardı. Ben de bu yaşlı ve sevimli çifti hayal kırıklığına uğratmamak için kameramı oraya doğru yönlendirip çekermiş (!) gibi yaptım ve Almanca teşekkür ettim. Tekrar kızıma doğru ellerindeki cep telefonunu göstererek bir şeyler söylemeye devam ettiler. Öğrendim ki, çektiğim fotoğrafı Whatsapp ile cep telefonlarına göndermemi rica ediyorlarmış. Artık bu aşamada “Hayır” demeyi unutmanın tam da sırasıydı ve “Zor, oyunu bozmuştu”. Memnuniyetle bunu yapacağımı belirttim ve ben de her zaman yanımda taşıdığım kartvizitimi onlara verdim. Ama tahmin edebileceğiniz gibi, gönderebileceğim bir fotoğrafa sahip değildim. Onlara, yine kızımın yardımıyla, eğer kabul ederlerse gösterdikleri çeşmenin önünde onların da bulunduğu bir fotoğraf çekmeyi teklif ettim. Çok sevinerek ama bir şartla kabul ettiler; fotoğraflarını bir başka yerde yayınlamayacaktım. Ben de onların bu teklifini kabul ettim ve birkaç denemeden sonra güzel bir pozlarını yakaladım.

Oradan ayrıldık. Dinlenmek ve her zaman yapmayı çok sevdiğim her defasında değişik alman çörekleri eşliğinde kahvemi yudumlamak için uğradığımız sevimli bir başka kafede hemen kameramdaki bu fotoğrafı cep telefonuma aktardım. Snapseed uygulaması ile birkaç sihirli dokunuş ekledim ve Whatsapp üzerinden yaşlı çiftin cep telefonuna gönderdim. Aradan 5 dakika geçmedi, çok kibar ve içtenlikli bir sesli teşekkür cevabı aldım, her ikisi ayrı ayrı konuşmuşlardı. Mutluluk bu işte, daha ne ister insan!

Başkalarıyla rekabet etmek

İşte yapılan en büyük hatalardan biri daha, fotoğrafçıların birbirleriyle rekabet etmesi. Dostlar, enerjinizi fotoğraflarınız ve eserleriniz için saklayın! Diğer fotoğrafçılarla arkadaş olmayı deneyin ve rekabet etmeyin. Başkalarıyla rekabet etmek fotoğrafçılığınıza olumlu bir şey katmadığı gibi, aynı zamanda fotoğrafçılıktan vazgeçmenizin başlıca nedeni olacaktır. Onlarla rekabet etmek yerine, onların yaptığı güzel işlerden de mutlu olmayı ve bu güzel işlerin sizin için ilham kaynağı olmalarına izin vermeyi deneyin, onlarla dostluklar kurmaya çalışın.

Herbirimiz aynı olmadığımız gibi, fotoğrafçılığımız da çok farklıdır. Arkadaşlığı bu kadar eğlenceli yapan da bu zaten! İki fotoğrafçının benzer fotoğrafçılık stilleri olsa bile, farklı şekillerde ilham alacaklardır. İki fotoğrafçıya aynı projeyi verin, her ikisi de tamamen farklı fotoğraflar ile ortaya çıkacaktır, çünkü herkesin vizyonu kendine özgüdür. Bir fotoğrafçı makro objektifini küçük bir uğur böceği fotoğrafı çekmek için kullanırken, bir diğeri ağaç dalları arasından sızan ışıktan ilham alarak çok güzel portreler çekebilir. İlham fotoğrafçıya özgüdür ve tıpkı parmak izlerimiz gibi iki fotoğrafçı da birbirlerinden farklıdır.

Diyelim ki yeni bir lens denemek istiyorum, ancak satın almak konusunda kararsızım. İşte bu durumda fotoğrafçı arkadaşlar lens paylaşmak için mükemmel alternatiflerdir. Değerli dostum Berkant Sezer Tilt-Shift lensler konusunda yazdığım kapsamlı bir teknik yazı için kendi lensini bana birkaç haftalığına ödünç verecek kadar kibardı. Onun bu yardımı işimi inanılmaz derecede kolaylaştırdı. Sadece lensini ödünç vererek gerçekten çok zevk alarak kaleme aldığım ve eğlenceli görüntüler yaratmama izin veren bir yazı yazmama neden olmakla kalmadı, aynı zamanda satın almak için karar vermeden önce daha fazla pratik yapmamı sağladı ve seçim kriterlerim konusunda bana inanılmaz kapılar açtı.

Fotoğrafçı arkadaşlar, fotoğrafçılığımızı geliştirmemizi teşvik ederler ve dürüst eleştiriler yaparlar ve aynı zamanda birbirlerini gerçekten anlarlar, yeni bir çalışmanızı ortaya koymanın getirdiği endişeyi ve ilhamsız hissetmenin verdiği korkuyu bilirler. Fotoğrafçı arkadaşlar bu gibi zamanlarda sizi cesaretlendirmek için size tam olarak neyin söylenmesi gerektiğini bilirler.

Kameramızı yanımıza almayı bırakmak

Sokağa çıktığınızda fotoğraf makinenizi yanınıza almamak, almak istememek, artık fotoğrafçılıktan vazgeçmenizin açık bir nedenidir. Kameranızı devamlı yanınızda taşıyın, her zaman yanınızda taşınmayacak kadar hacimli ve ağır geliyorsa, her zaman çantanızda taşıyabileceğiniz bir başkasıyla değiştirin veya bütçeniz uygunsa bu amaçla kullanacağınız ikinci bir tane edinin. Ve bol bol fotoğraf çekin. Tüm fotoğrafların harika olması gerekmiyor, bu sorun değil! Vasat fotoğraflar çekmek ve bunun vasat olduğunu anlamak farkında olmadan fotoğrafçılığımız hakkında bize çok fazla şey öğretiyor. Hatalarımızı daha kolay görüyoruz, bu da bunları düzeltme fırsatı sağlıyor bize.

Ya da kameranızı devamlı yanınıza almanız için size biraz cesaret verecek bir fotoğrafçılık projesi başlatmayı deneyebilirsiniz. Bu öyle kapsamlı profesyonelce çalışma gerektirecek bir proje olmayabilir, hatta olmazsa daha iyi olur. Örneğin ben, çocuklarımızın evinin bahçesinde veranda altında, güneş batmak üzereyken bu yazımı yazdığım sırada yazıma koyacağım fotoğrafları düşünürken, otomatik olarak başlayan bahçe sulama sistemi bahçeyi mis gibi toprak kokuttuğunda karar verdim; hazır Nikon D850 kameramda Makro objektifim takılıyken, bahçedeki çiçekleri çekecektim. Hemen kameramı elime aldım ve hızlıca, bu yazımda gördüğünüz fotoğrafları çektim. Siz, mesela sokak satıcılarını, onların ekmek tekneleriyle fotoğraflayacağınız bir proje ile başlayabilirsiniz. Veya daha spesifik olarak;

  • 35mm ile şehrimin insanları
  • Tek lens ile 30 gün
  • Hayatımdaki bir gün
  • 365 fotoğraf – Her gün bir fotoğraf

gibi projelere ne dersiniz? Siz düşünürseniz eminim bundan çok daha iyi, yaratıcı projeler bulabilirsiniz. Fotoğrafçılık projeleri, fotoğrafçılıktan vazgeçmeye aday fotoğrafçılara tersini yapma yönünde ilham vermek için ideal bir yöntem olarak bilinir.

“M” Manuel mod ile çekmek zorunda hissetmek

Öncelikle baştan belirteyim, profesyonelleri ve manuel mod kullanım mantığını çok iyi kavramış fotoğrafçı dostlarımızı bu konunun dışında tutuyorum. Bu başlığın amacı manuel çekim modunun zorluğu, gereksizliği ve başka herhangi bir konuya bağlanmamalıdır.

Her çekim modu gibi manuel çekim modunun da birçok avantajını burada es geçemeyiz.

Bu sebep size biraz garip geldi değil mi? Ama doğru! Birçok kişi, değişik nedenlerle Manuel mod ile çekim yapmak zorunda hissediyorlar kendilerini. Çevremde “Manuel moddan başka modda çekim yapmam” diyen çok fotoğraf gönüllüsü tanıyorum. Hatta kameralarını çantalarına koyarlarken ilk kontrol ettikleri şey manuel modda bırakıp bırakmadıkları. Çünkü bir başkasının yanında çantalarından çıkardıklarında kameralarının bir otomatik program modunda görülmesi onlar için çok büyük bir prestij yitimi!

Bir süre önce fotoğrafla yeni ilgilenmeye başlayan bir arkadaşımın ofisinde çantamdan Olympus OM-D E-M1 MII kameramı çıkardığımda, arkadaşımın kameramı eline aldığında ilk kullandığı cümle şu oldu “Oooo kamera “A” modunda kalmış!“. “Benim kameralarım genellikle “A” veya “S” modundadır zaten, özel durumlarda manuel mod kullanırım” dediğimde bana attığı bakıştan kendimi birden bir suçlu gibi hissettiğimi hatırlıyorum.

Onlara “Neden yalnızca manuel mod?” diye sorduğumda, kimisi kameralarının pozlama ölçümlerine çok güvenmedikleri ve bu şekilde kameraya çok hakim oldukları için, kimisi bunu profesyonelce bulduklarını için, kimisi fotoğraf çekmenin en iyi böyle öğrenilebileceği için bu yöntemi seçtiklerini söylüyorlar. Daha başka nedenler var da, bunlar başlıcaları.

Arkadaşlar, Manuel çekim modu sadece çekim modlarından bir tanesidir. Kameranızda bunun dışında “P”, “A” ve “S” modlarının da olduğunu, kameraların bu modlarda da çok güzel fotoğraflar çekebileceğini, “Fotoğraftan vazgeçenler kulübü”nün Top 10 listesinde “Manuel modcu”ların liste başı yarışında oldukça önlerde olduğunu unutmayın.

Sonuç

Bir gün fotoğrafçılık hobinizle kendinizi çok mutlu hissediyor, bir sonraki gün isteksiz hissediyorsanız bu normaldir. Hepimiz zaman zaman bu şekilde hissediyoruz, inanın yalnız değilsiniz. Fotoğrafçılık o kadar kişisel ki, ilhamsız olmanın bizi rahatsız etmesi kaçınılmaz. Ders almayı, sevdiğiniz fotoğrafçılık bloglarında gezinmeyi ve buralarda yorumlarda bulunmayı, bir fotoğrafçılık projesi başlatmayı, diğer fotoğrafçılarla arkadaşlık kurmayı, kendinize karşı dürüst olmayı ve size neşe getirmeyen fotoğraf fırsatlarına hayır demeyi öğrenmeyi ve M modunun yanında P/A/S modlarını kullanmayı deneyin. Bu hataları önleyerek, pes etmek yerine fotoğrafınızla ve fotoğrafçılığınızla eskisinden daha mutlu olabilirsiniz.

Siz kendinizi demotive hissettiğinizde neler yapıyorsunuz, bunlar ve bu yazıda anlatılanlar hakkında deneyimlerinizi ve yorumlarınızı aşağıdaki “Yorumlar” kısmından bizimle paylaşın.

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız hemen abone olabilirsiniz.

Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

avatar
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bana bildir
Neslihan
Ziyaretçi
Neslihan

Günaydın Arthenos!

Sebahattin bey bu kez siz yalnız değilsiniz. Ben de yakınımda böyle çok arkadaş tanıyorum.
Sabah sabah yine içimiz açıldı. Yazı çok güzel ama o fotoğraflar ne öyle?
Hızlıca bu kadar çıkıyorsa özenerek çekerseniz ne olur merak ediyorum 🙂

Tebrikler ve teşekkürleeer.

Neslihan
Ziyaretçi
Neslihan

Alman yaşlı çift hikayenize de bayıldım.
Çok pratik ve akıllıca bir çözüm bulmuşsunuz.
Bazılarına buna yönetici zekası diyebilir ama biz EQ diyoruz.
Süperrr.

Burhan
Ziyaretçi
Burhan

sebahattin bey yaptigi isi severek askla yapan insanlara hep saygi duydum . size de bu nedenle buyuk saygi duyuyorum . sadece kendinizi degil bizi de motive ediyorsunuz .. sitenin neden bu kadar takip edildigi belli . samimi ve acik yurekli olmanizi ayrica takdir ediyorum . saygilarimla

Orhan Ali
Ziyaretçi
Orhan Ali

Açık fikirleriniz ve bunları bizimle cesaretle paylaştığınız için tebrikler. Bir sonraki yazınızı merakla bekliyor olacağım. Selamlar

Yasar Aykac
Ziyaretçi
Yasar Aykac

Selahattin Bey Merhabalar,

Samimi yazınız için teşekkürler, bir süredir “H” modunda hayır diyerek makinamı yanımda taşıyorum, belki daha az fotoğraf çekiyorum ama makinem yanımda ve gözümün onayladığı durumlarda deklanşöre basıyorum. Projeler yaratmak konusunda haklısınız, hem tutkuyu canlı tutmak hem de öğretici bir disiplin ile fotoğraf çekebilbek yönünden proje oluşturmak iyi fikir.

Tekrar teşekkürler ve sevgiler.

Soner Ali D.
Ziyaretçi
Soner Ali D.

Sonsuz olumsuz geribildirimlerin uçuştuğu dünyamızda
etrafımızdaki sürekli eleştiri yapan insanların çokluğunda
kimseyi dinlemek zorunda olmadığımızı hatırlatan bu cesaret ve moral verici yazılarınız için size çok teşekkür ederiz. Selam ve saygılarımla

Öner BÜYÜKYILDIZ
Ziyaretçi
Öner BÜYÜKYILDIZ

Günaydın Sebahattin bey,
Çok bekletmeden yayınladığınız yeni yazınızı, teşekkür ederiz 🙂
Tespitleriniz çok doğru gerçekten. Birçok insan için, büyük bir hevesle başlanıp kısa sürede bir kenara atılan bir hobi fotoğrafçılık. Çevremde örnekleri var. Aslında bu sadece fotoğrafçılığa has bir durum değil. Birçok hobi için geçerli. İnsanlar kolayı tercih ediyor, sıkıntıya zahmete girmek istemiyorlar. Emek ve çaba harcamak ağır geliyor kimilerine. Oysaki emek ve çaba harcamadan yapılan hiçbir işin başarı şansı yoktur. Burada ki başarı büyük bir ödül kazanmak da olabilir, çevresinden aldığı takdir de olabilir, sadece kişisel bir tatmin de olabilir.

İnsanın yaşadığı yerde uğraştığı hobi ile ilgili imkanların, toplulukların olması ne büyük bir şans. Bu gerçekten çok şey katıyor insana. Malesef bu konuda tam bir mahrumiyet içerisindeyim. Neyse ki sizler varsınız.

Kendimi mümkün olduğunca ekipman alma hastalığından uzak tutuyor, elimdekilerle neler yapabildiğimi anlamaya çalışıyorum. Mümkün olduğunca fazla okumaya öğrenmeye çalışıyorum. Makinemi sürekli yanımda taşıdığım söylenemez ve bu konuda kendimi tembel buluyorum. Ama fotoğraf çekmekten hiç vazgeçmeyeceğim sanırım. İş hayatı, aile hayatı, sosyal çevre derken, sıkış tıkış olmuş hayatlarımızda bizi en çok mutlu eden ve rahat hissettiren yerler, kendi kişisel alanlarımız. Herkese ait olan dünyaya, sadece kendime ait olan bir vizörden bakarken kendimi rahat ve huzurlu hissediyorum. Burası bana özel. Çektiğim fotoğrafı kimin beğenip kimin beğenmediği çok da önemli değil aslında. Eleştiriler yaptığım hataları görmek ve bir sonrakinde düzeltmek için bir yardımcı sadece. Profesyonel fotoğrafçı olmamanın inanılmaz hafifliğini yaşıyorum 🙂

Konu bulma kısmına gelince, evet birçoğumuz için sıkıntı. Kendimize özgü kadrajlar oluşturabilmek için fotoğrafçı kafasıyla düşünüp, fotoğrafçı gözüyle görmek lazım. Baktığı her şeyi fotoğraf olarak görmek, zamanla kazanılan bir tecrübe. Böylece başkalarının çok sıradan/durağan gördüğü sahneleri bir fotoğrafçı farklı bir açı ile kadrajlayabilir. Bu noktada çok pratik yapmak gerekiyor. Yanlış hatırlamıyorsam Güray Dere’nin “makrodunyasi” sitesinde idi; fotoğraf çekecek konu bulamıyorsanız birde buna bakın, diyordu konu başlığı. Bir fotoğrafçı, kışın dizlerine kadar kara batmış, göz alabildiğine bir beyazlık içerisinde, canlı namına hiç bir şey yok. Bıçağıyla kurumuş kamışları kesip içlerini açıyor ve küçük kurtçuklar bulup çekiyordu. Bana inanılmaz gelmişti çektiği fotoğraflar. Demek ki isteyince bulunabiliyormuş, imkansız diye bir şey yokmuş dedim kendi kendime.

Son olarak; Alman çiftin fotoğraflarını merak ettim aslında, yazı içerisinde olması güzel olurdu. Tabi uyanıklar sizden başka yerde yayınlamayacağınıza dair söz almamış olsaydı 🙂

Neyse, sözü biraz fazla uzattım galiba 🙂

Bu hobi ile ilgili bilgi ve birikimlerinizi, bizimle bu kadar açık, net, anlaşılır ve samimi bir şekilde paylaştığınız için, bizim bu hobiye olan hevesimizi taze tuttuğunuz için, Size ve tüm Arthenos ekibine sonsuz teşekkürlerimi sunarım. İyi ki varsınız.

Selam ve saygılarımla.

Öner BÜYÜKYILDIZ
Ziyaretçi
Öner BÜYÜKYILDIZ

Yorumumu yazdıktan sonra bahsettiğim videoyu aradım. Fotoğrafçının ismi John Hallmen. İsveç’te yaşıyor. Çalışma ortamı şu şekilde :
https://youtu.be/EpbCngGAIkA
Birde çektiklerine bakın 😊

Okyar Atilla
Editör / Yazar

İlk vazgeçtiğim zaman neden vazgeçtiğimi hatırlamıyorum. Aslında tamamen vazgeçmemiş kenara koymuştum. Ancak çok iyi biliyorum ki Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi önceliklerimizde etkili oluyor. Ya da bir tercihiniz her zaman diğer tercihinizi arka plana koymanıza neden olabiliyor.

İlk olarak ekleyebileceğim önemli olduğuna inandığım bir kavramda “fotoğraflarınıza yabancı olun”. Fotoğrafı oluşturduğunuzda artık ona dışarıdan bakın. Bayramdan sonraki hafta sonu yaklaşık 1500 kare fotoğrafımı sildim. Kendime sorduğum tek bir soru vardı; Bunu niye çektim?

Bir diğer önemli taraf ise işin teknolojisine ve teorisine dalmaya başladığınızda eylemden uzaklaşabiliyorsunuz. Buna izin vermeyin. Sebahattin’in dediği gibi teknoloji bir “araç”. Elinizde şu an ne varsa haddinden fazla yeterlidir. Ancak fotoğraf hatta sanat üzerine okumayı bırakmayın. Bilginin bakış açısına önemli etkisi var.

İki gün önce bir video izledim. Adı “Bir adam altı fotoğrafçı”. Aynı adamı aynı mekanda (stüdyo) altı fotoğrafçı model olarak ele alıyor. Sonuç birbiriyle ilgisi olmayan altı karakterin büyük boy fotoğraflarının sergisi. Fotoğrafçıların şaşkınlığını ben mizansen diye düşünüyorum. Asıl farklı olmasaydı şaşardım.

“hayır” demek konusunda kendinize de “hayır” demeyi öğrenmek gerekiyor. Bu kompozisyonu çekmeliyim? Hayır. Benim tarzım değil… Özellikle yarışmalarda jürinin tarzı sonuçları etkiler. Yarışmanın faydası size hazır konu sunmaları. Yarışma için kendinizi motive edebildiyseniz konuya kendi tarzınızla çalışın ve girin.

Eğer sokaktaysanız tepkinize en hızlı cevap verecek kamera modu en iyisidir. Benim “Auto” yu seçtiğim de oluyor. Çoğunlukla “S” ve “Auto ISO” bana iyi geliyor. Aslında sokakta S= 1/400 yapıp “an” kolluyorum. Eğer sokakta insanla iletişim kurarsam ve doğal halini fotoğraflayabileceğim kesinleşirse “M” modu olmazsa olmazımdır.

Uzun oldu. Öner Bey’in yorumunu geçtim. İşte alın size rekabet. İnsanların vazgeçemediği temel içgüdü… Bu aralar yorumları yazı gibi yapmaya başladım. Ama Sebahattin öyle bir konuya el atıyor ki bunları yazmazsan da olmaz.

Fotoğraf sevdanız eksilmesin.
Sevgi ve saygılarımla

Öner BÜYÜKYILDIZ
Ziyaretçi
Öner BÜYÜKYILDIZ

Şimdi de ben geçeyim 🙂 değil tabi ki.
“fotoğrafınıza yabancı olun” cümlenize istinaden bir şey paylaşmak istedim. Bir yere fotoğraf çekmeye gidip, örneğin 100 fotoğraf çektiysem, dönüşte bir 10-20 kare kalbur üstü fotoğraf çıkar diye düşünüyorum. Eve gelip bilgisayara atınca bu 5-10’a düşüyor. Aradan birkaç gün geçipde fotoğraflara tekrar bakınca 1-2’ye. Demek ki insan çektiklerine bir süre sonra bakınca biraz daha yabancı gözle bakıyor. Yani çekim yaptığı o andan sıyrılıp biraz daha objektif oluyor. Kimisi bunu benim gibi araya zaman koyarak yapar, kimisi o an yabancı bir gözle bakar bilemem ama, Okyar beyin dediği gibi “fotoğrafınıza yabancı olun” . Hataları görmek düzeltmek için gerekli ilk adımdır.

Mehmet
Ziyaretçi

Bu güzel yazı için teşekkürler. Galiba mesele biraz da Japonların ikigai dedikleri kavramla açıklanabilir. Belirli bir amaç yoksa ya da motivasyon kaynağı zayıfsa her heves gibi sönüp gitmesi kaçınılmaz. Ben motivasyon kaynağı olarak Flickr sitesine ve yabancı fotoğraf dergilere bakıyorum. Müthiş fotoğraflar var, öyle ki bazı fotoğraflar karşısında coşkuya kapılmamak elde değil. Yukarıdaki fotoğraflar da öyle. Özellikle papatyalar!

Önder Köktürk
Ziyaretçi

elinize sağlık, pek çok kişiye hitap edebilecek bir başlık. makinelerin yenilenmesi çok ayrı bir başlık ama, içindeki fotograf tutku ve sevgisi azalanlar için sadece masraf. dileyelim o bıkkınlık ve soğukluk bizlerden uzak olsun..

Alaettin Demircioğlu mimar
Ziyaretçi
Alaettin Demircioğlu mimar

Sevgili Sebahattin hocam, her araştırma yazınız gibi ,bu makalede çok özel ve güzel. İstifade ettim. Var ol dostum.

Kemal
Ziyaretçi
Kemal

Kıymetli Hocam Eskişehir sen merhabalar.
Konuyla hiç alakası yok ama nikontürk teki bir yazınızda refurbished Nikon lensin nasıl anlaşılacağını yazmışsınız. Acaba Canon lensi nasıl anlayabiliriz. Selamlar.

Ömer Çalışkan
Ziyaretçi
Ömer Çalışkan

Merhaba dostlar!

Şahsen, yurdumuzdaki fotoğraf piyasası koşullarından ötürü (aradığınız kalite ve nitelikteki malzemeleri bulamamak, bulabildiklerinizden de fahiş fiyatlar talep edilmesi, kimi markaların distribütörlerinin bile olmaması, vs..) maalesef fotoğraftan vazgeçip geçmeme aşamasındayım..

Var mı bu yaranın merhemi..?

Devrim Köse
Ziyaretçi
Devrim Köse

Yeni başlayan bir amatör çekici olarak ,yazınızın tamamını okuyarak ,kulağıma küpemi taktım , bu işi uzun zamandır yapan abilerimden aldığım ve öğrenmeye çalıştığım tecrübeler tam olarak anlattığınız şekilde , nerde nasıl anı durdurup ,nasıl bu işten sadece keyif alacağımı zamana bıraktım . tşk ederim abicim bu güzel paylaşımız için

Serdar AYDIN
Ziyaretçi

“M” Manuel mod ile çekmek zorunda hissetmek … 🙂

Bayılıyorum bu “ben manuel çekiyorum abi” cilere …
1972 yılında aldığım ikinci makinem Rus malı 1956 ile 1973 yılları arasında üretilen bir Zorki 4 tü.
Manuel seven kardeşlerimize onu tavsiye ederim .
Makinada pozometre zaten yok, gökyüzüne bakarak “bu ışıkta 125 e 11 diyafram iyidir” diyerek makinanın telemetresi ile netlik yaparak çekerdik. Daha sonraları boyna asılan harici pozometreler çıktı da bunu alabilenler ışık ölçümünde bundan faydalanmaya başladılar 🙂
Analog makinalar çok gelişip bu güne yakın teknolojiye geldiğinde bile günümüzdeki kadar “manuelci” bir grup çıkamadı ortalığa. 🙂
Oh ne güzel, Makina tüm değerleri sana versin, bunlara göre diyafram halkasını veya enstantane yi o değere sen çevir, “ben manuel çekerim abi ” 🙂
Sanırım “ben manuel çekerim abi ” lerin saygın bir cümle olarak sarf edilmesinin en önemli sebebi günümüzde bol miktarda açılan fotoğraf kursları …

Makale yazarı

Sebahattin Demir
Mühendis ama Tıp meraklısı. Profesyonel yönetici. Seyahat etmeyi seven bir fotoğraf gönüllüsü. Okumayı, araştırmayı, sorgulamayı sever. İnsan ilişkilerine ve saygıya önem verir. Bildiklerini paylaşmaktan mutluluk duyar. "Bilmiyorum" demekten çekinmez. Türkçe yazım kurallarına uymayanlarla arası iyi değildir.

“Karar Anı” Üzerine Bir Çift Söz…

The Decisive Moment (Karar Anı)
11
Yeni yazılar, kaynak olan yazının devamı olabildiği gibi bazen tamamen farklı bir konuda yazmaya ışık tutar. Bu sürece okuyucularımızın yorumları da dahildir. İşte sevgili Kıvanç’ın “Decisive Moment/Karar Anı” yazısını okuduktan sonra “Bu pilav daha çok su kaldırır” deyip bilgilerimi, düşündüklerimi kısa bir okuma parçası olarak sunuyorum.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Back Button Focus / AF-ON Tekniği ile Ustalaşın

Back Button Focus / AF-ON Tekniği ile Ustalaşın

40
Back Button Focus, otomatik netleme işlevini deklanşör düğmesinden alıp kameranın arkasındaki başka bir düğmeye atama işlemidir. Bu yazıyı okuduktan sonra kameranızı daha çok seveceksiniz ve fotoğraf çekmekten çok daha fazla zevk alacaksınız, iddia ediyorum.

POPÜLER İÇERİKLER

Sokak Fotoğrafı

Sokak Fotoğrafı

8
Sokakta gerçekleşen fotografik eylem, fotoğrafçıyı negatif konuma düşürmeye çok elverişlidir. Dikkatli ve titiz olunsa bile bazen yanlışa düşülebilir. Bıçak sırtı bir ortam olduğu söylense yeridir. Diğer yandan sokakta gerçekleşen fotografik eylem, bir yığın olumsuzluğa parmak basabilir, problemli halleri işaret edebilir, bu itibarla bireysel ve toplumsal duyarlılığa yol açabilir ve hayatın iyileşmesine vesile olabilir.
Arthenos | Diyafram nedir, fotoğrafta diyafram ayarları nasıl yapılır, alan derinliği nedir, ISO nedir, perde hızı nedir, doğru pozlama nedir

Diyafram Nedir? Fotoğrafta Diyafram Ayarları

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?

Buna benzer birçok yazı
E-Posta Kutunuza
gelsin ister misiniz?

Bültenimize abone olun, yeni içerikler ilk size gelsin.

Teşekkürler. Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyin.