Ana Sayfa BLOG Kemal Okul ile fotoğraf üzerine söyleşi

Kemal Okul ile fotoğraf üzerine söyleşi

-

Kemal abiyi ilk başlarda İFOD (İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği) etkinliklerinde, elinde yeni nesil aynasız bir makine ile hiçbir anı kaçırmadan fotoğraf çekerken görüyordum. O zamanki tahminim, benim yaşımın bile üzerinde olduğuydu. Buna rağmen seri hareketlerle uygun açıya geçip fotoğrafları çeker ve anında Facebook’da paylaşırdı, benim içinde bulunduğum fotoğrafları da bu sayede elde ederdim. Tahminim benim gibi birçok fotoğrafçı arkadaşım da aynı yoldan kendi fotoğraflarına sahip oluyordu. Sonraları onu İFOD haricinde birçok etkinlikte görmeye başladım. Yine aynı şekilde canla başla fotoğraf çekiyordu Kemal Okul.

Yavaş yavaş yakınlaştığımızda, konuşmalarından çok ama çok uzun bir fotoğraf geçmişi olduğunu öğrendim. Ve nihayetinde bu röportaja geldik.

OA: Öncelikle “Kemal Okul kimdir?” kısaca kendi ağzından dinleyelim derim.
KO: Kemal Okul 1945 (yani girişte dediğim kadar var. Enerjisine hayranım) İzmir doğumlu. Annem ve babam da İzmir’li. İlk, orta, üniversite yıllarım da İzmir’de geçti. İş hayatına da İzmir’de başladım.

OA: Yolda gelirken kısaca bahsetmiştiniz. Aile kökeninize değinmek isterim.
KO: Anne tarafım 1861’de Selanik’den gelmişler, baba tarafım 1864’de Makedonya’dan gelmişler. Dedem fırıncı ustasıymış ve Denizli’ye yerleşmişler. 1944 yılında evlenmişler ve ben de 1945’de dünyaya gelmişim.

Kemal Abi’nin kendi yazdığı bir özgeçmişi var. Bu konuda lafı uzatmadan değerli takipçilerimize daha detaylı bilgiyi bu özgeçmişten alabileceklerini hatırlatarak esas konumuza geçiyorum.

Kemal Okul Özgeçmiş

OA: Fotoğrafa nasıl başladınız? Fotoğraf arzusu nereden oluştu?
KO: Biz İzmirli aileler, bahsettiğim gibi fotoğrafa düşkünüzdür. 1900’lerde ve özellikle savaş yıllarında aileler fotoğraf çektirirmiş. Babam gençliğinde, o yıllarda halk evlerinin etkinliklerine gidermiş. Yakışıklı adam. Fotoğraflar çektirirmiş. Şimdi Beyler sokağında yaşadığı için (o dönemlerde İzmir eşrafının oturduğu semt imiş) aile dostumuz İbrahim Sarsa diye Giritli tüccar terzi varmış. Onun bir Zeiss Ikon makinası varmış. Evde bu makinayı görürdüm. Babam kullanırdı ve bana dokundurtmazdı. 6×9 körüklü makine. Babam o arkadaşı ile gezilere gider bol bol fotoğraf çekermiş. Tabii Hamza Rüstem’de babamın arkadaşıymış.

OA: Bu fotoğraflardan elinizde olanlar var mı?
KO: O fotoğraflardan babamın Çatalkaya’da (Narlıdere arkasındaki dağ) çektiği gençlik fotoğrafları var. Muhsin Ertuğrul’un (1976 yıllarına kadar hem Halk evlerinde hem de Şehir Tiyatrolarında yönetmen olarak faaliyetli vardı) tiyatro oyunundaki rolünde olan polis kıyafetli kareler var. Demiryollarında çalışırken torna tezgahlarının başında fotoğrafları var.

OA: Buraya kadar gayet iyi. Siz bunlardan nasıl etkilendiniz? Ve neler yaptınız?
KO: Şimdi ben fotoğrafı evde görüyorum. Da makinaya elimi süremiyorum. Bu arada dedemin de albümleri var. Ben ilk erkek çocuk/torun olduğum için fotoğraf önem kazanıyor. Mesela benim post üzerinde uzanmış çıplak fotoğrafım var.

OA: O zamanlar herhalde moda bu. Ve uzun yıllar da devam etmiş. Hala erkek çocukların bu tarz fotoğraflarını çektirirler mi bilemiyorum ama hadi bir sırrımı ifşa edeyim; benim de buna benzer bir fotoğrafım var. Gizlidir. Kimseye göstermem…

İkimizin ortak yanı ya da sırrı mı demeliyim bizi iyi güldürüyor. Sevgili takipçilerimiz gülmeyin. Valla o dönemler de bu hayatın bir parçası. Bir de yapacak bir şeyiniz yok ki. Ne olduğunun farkında bile değilsiniz altı aylık falan…

KO: Benim oğlan dalga geçiyor “baba bunları niye saklıyorsun?” diye.

Geçerler. Çocuklar büyümeye başlayınca roller değişebiliyor. Her şeyi bilmeye başlıyorlar. Sanki onları büyüten biz değiliz gibi… Bol nasihat almaya başlıyorsunuz.

Kemal Abi devam ediyor;

Hamza amca (Rüstem) babamın nişan fotoğraflarını eve gelip çekmiş. Düğün fotoğraflarını da çekmiş. Babam çalışırken akşamları Hamza Amca’nın dükkanına takılırmış. Ben de kendisini tanıdığım için dükkanının önünden gelip geçerken bana “Ahmet’in oğlu ne işin var buralarda?” diye o sevimli tatlı sert yüz ifadesi ve davudi sesiyle sert sert Girit şivesiyle laf çalardı. Bense burnumu dükkânın vitrinine dayar fotoğraf makinalarına bakardım. Yukarı çıkmak isterdim izin vermezdi. Sonra Nuri Abi ile tanıştım (Hamza Rüstem’in oğlu) üniversitede okurken.

Hep bir makinam olsun isterdim. Kemalpaşa’da festival olduğunda giderdik. Babam makinayı tahta sehpaya koyardı. Elde çekmezdik. Sonra bana “Çek bakalım” derdi. Ben de deklanşöre basıp çekerdim. Babam o körüklü makinayı terzi İbrahim Abiye bırakırdı. Ortaokul ikinci sınıfa kadar olmadı. Babama soruyorum “bana makine al” diye o da “oğlum çok pahalı (o dönemde bir 6×9 körüklü makine babasının iki aylım maaşına denk geliyor)” diyor. Bir gün tuttum babamın elini Hamza amcanın dükkanına gittik. Kendisi yok. Oturduk bekledik. Geldi. “Nooluyo?” dedi. Babam beni göstererek “Bu benden makine istiyor” dedi. Hamza amca “Benden de istedi” dedi.

Hamza amca “Kabiliyetli bu adam” dedi. “Ben vereyim makinayı Ahmet, yarısı benden olsun yarısını da sen taksit taksit ödersin” dedi. Almakla iş bitmiyor. Film baskı, bunlar da para. O zaman Forte filmler var. Çekiyorum, sonrada dedemden anneannemden para istiyorum. Yani aileye yük olmaya başladım. Flaşa ihtiyacım vardı. Alamadım.

Bir taraftan da fotoğrafın nasıl basıldığını öğrenmek istiyordum. Yani karanlık oda tarafını. Bana daha ilginç geliyor. Buna merakım daha ilkokuldayken başlamıştı. Öğrendim de. Yazları Çeşme’de dedemler ev tutardı. Kaplıcaları için. Babam işi olduğu için dönerdi ben kalır plajda fotoğraf çekerdim. İsmail Bey diye biri vardı. Bu adam da plajda fotoğrafları çeker sonra bir kulübede fotoğraf basardı. Takip ederdim. Kulübede bir delik vardı. İçeride de bir ayna. Tam öğle vakti ışığı yansıtırdı. Bana “Çocuk bu deliği ben aç deyince açacaksın, kapa deyince kapatacaksın” dedi. Ben de oyun olsun diye yapmaya başladım.

Sonra “Gel dedi” bana nasıl bastığını içerde gösterdi kontakt baskı yapıyordu. Babama söyledim. O da geldi gördü ve “Adama sana bundan yapayım” dedi. Babam tornacı. Metalden daha iyisini yaptı. Ve tabii İsmail Abi de benim filmlerimi bedavaya yapmaya başladı.

OA: Filmi nasıl yıkıyordu?
KO: Aynı yöntemle ve aynı banyo ile elle. Çinko dört köşe bir kap içinde yıkardı. Sonra kartlar parlasın diye karbonatlı (sodalı) bir suya batırıp gölgede cama yapıştırırdı. Kart parlasın diye.

OA: Bu cama yapıştırma işini 1975’li yıllarda ben de kullandım. Üniversite yıllarında.
KO: İlaçlarının ne olduğunu bilmiyordum. Ama bir sirke kokusu vardı. İsmail Abi bana “Git bakkala bir şişe sirke al” derdi.

OA: Artık fotoğraf çekmeye başladınız. Bundan sonra size yol gösteren birileri oldu mu? Usta olarak referans aldığınız fotoğrafçılar oldu mu?
KO: Ben Atatürk Lisesi’nde de okurken fotoğraf çekiyordum. Bir taraftan da okulda pingpong masası kiralıyorum. Kazandığım paranın bir kısmını okul yönetimine veriyorum. Burada öğrencilerin fotoğraflarını çekiyordum. Daha çok çekeyim diye bir tane 4,5×6 üç mercekli bir makine almıştım. Elde çekilmiyordu. Bir de sehpa almıştım. Tabii fotoğraf satmaya başladım.

Fotoğrafları kime bastıracağım? Basmane’de Hatuniye Camii civarında 6-7 tane fotoğraf dükkânı vardı. Bir tanesi, şimdi Foto Işık’ın babası olan İsmail Amcaydı. Bir arkadaşım hafta sonu asker fotoğrafları çekip İsmail amcanın yerinde basardı. Ben de yardım ederdim. Okulu ihmal ediyorum diye annem de babam da bana kızardı. Ama para kazanmak hoşuma gidiyordu. Daha iyi makinalar alma imkânım oluyordu.

Üniversiteye başlayınca Mustafa Kapkın’ın yanında yaz aylarında çalışmaya başladım. Daha sonra Efes Oteli’nin altına geçmiştik. Burada rötuş yapıyordum. Zor iş. Karanlık odaya kaçıyorum. Mustafa Abi “Okumazsan dükkâna giremezsin” dedi. İzmir’in en meşhur fotoğrafçısı. Bütün artistler ona geliyor. Ben Ara Güler’i, Gültekin Çizgen’i orada tanıdım. Ozan Abiyi (Sağdıç) orada tanıdım.

Sokak fotoğrafçılığında Ozan Abi bir numaralı idolüm. Bana her şeyi öğretti. İnsanlarla nasıl konuşursun, sokakta nasıl fotoğraf çekersin. Onun filmlerini yıkadım. Yazın elinde bir bavul negatifle gelirdi. O zaman Hayat mecmuasında çalışıyordu. Foto muhabiriydi. Mustafa Abi ile birlikte otururlardı ben filmlerini yıkardım. Filmlerin kontaklarını yapardım. Böylece arşivlemeyi öğrendim. Kodak 20×25 kağıtlarına basardım. Bunlara bakıp Hayat mecmuasına hangisini basılacağını işaretler gönderirdi.

OA: Bi toparlarsak. Mustafa Kapkın var, Ozan Sağdıç var…
KO: Öyle. Mustafa Kapkın’da var. Ancak beni daha önce etkileyen Alim Urus var. Macar asıllı. Şimdiki Reyhan Pastanesinin yanında yeri vardı. Bir de Zeki Abi (Pordoğan) vardı. Gazi okulunun karşısından Foto Zeki vardı. İFOD’a da gelirdi.

OA: Şimdi sokak fotoğrafçılığı konusunda Ozan Sağdıç var.

KO: Ozan Abiyi tanımadan önce 1960’lı yıllarda babamın aldığı makine ile Basmane’nin sokaklarında (Altınparkın üst tarafında) fotoğraflar çekiyordum. Osman Kibar (İzmir Belediye Başkanı olan) 1969 yılında Arnavut kaldırımlı sokakları asfalt ile kaplamadan önce (bu yüzden lakabı asfalt Osman olmuştur. Bulduğu her yeri asfaltlamıştır. O, İzmir’e has Arnavut kaldırım yolları yok olmuştur). 1963’lü yıllarda bu sokakların fotoğraflarını çekmiştim.

Mesela bir tanesi -negatifi biraz sararmış- cam şişelerde eşekle su satıcısı var. Konak’ta yeni açılan tünellerin üstünde tahtanın altına sabun sürerek (İzmirli bu, kar yağmasa da kayak yapmanın yönetimini buluyor yani) kayan çocukların fotoğrafları var.

Kemal Okul

OA: Sokak fotoğrafı çekiyordunuz ama Ozan Sağdıç bakış açısı verdi.
KO: Tabii, Ozan Sağdıç’ın Hayat Mecmuasındaki fotoğraflarına sürekli bakardım. Ara Güler’in de Hayat’ta foto röportajları yayınlanırdı, bunları da takip ederdim.  

Hayat Mecmuası 1940’lardan 1980’lere kadar sosyal yaşantının vazgeçilmez bir parçasıydı. Amerikan kökenli “Match” magazinin benzeriydi. Hem Türkiye’den hem de dünyadan birçok fotoğraflı habere yer verirdi. Özellikle 1950-1965 yılları arasındaki siyah beyaz dergilerin fotoğraf olarak da ayrı bir zenginliği vardı. Nereden mi biliyorum. Babam birkaç cilt yaptırmış. Tarih dönemini hatırlamıyorum. Ancak her yaz tatilinde döner döner okurdum. Sonrasında ev değiştirirken atıldı. Sahaflarda eski sayıları ve ciltleri var. Sağlam fiyatlara satılıyor.

KO: Hayat Mecmualarının bütün sayıları ciltli elimin altında olarak duruyor.

İşte bu koptuğum an. Hem içerik hem de emtia olarak bir hazine bu. Derin bir iç çektim.

OA: Geçenlerde de sizin adınıza 60 ncı yıl kutlaması yaptınız. Çoook uzun senelerin ardında fotoğraf sizin için ne anlam ifade ediyor?
KO: Eski insanlar resim yaptırıyormuş. Şimdi ise fotoğraf çektiriyorlar. İnsanlar fotoğraflarına bakarak aile geçmişiyle ilgili bilgileri öğrenebiliyorlar. Annem nasıldı? Babam nasıldı? Bunları öğrenmek için fotoğraftan faydalanıyoruz.

OA: Yani sizin için fotoğrafın belgesellik anlamı ön plana çıkıyor diyebilir miyiz?
KO: Belgesel ve geçmişi unutturmamak. Bundan yola çıkarak daha sonra endüstri fotoğrafçısı ve mikrofilm fotoğrafçısı oluyorum. Ve bu sayede sosyal tarafım gelişiyor. Tabii değişik kesimden insanlarla da diyalog kurabilmek için de genel kültürümün iyi olması gerekiyordu. Hayatım boyunca sürekli öğrenmek ve bilgi biriktirmeye çalıştım.

OA: Kemal Abi, fotoğrafta tercih ettiğiniz bir tarzınız var mı? Yani, portre fotoğrafı, manzara gibi…
KO: Portreyi seviyorum. Ancak şimdilerde zor. Ailemin bütün yaşlıların portrelerini çekmişim. Gezi fotoğrafları, nişan, düğün, sünnet fotoğrafları… Bir ara Gazetecilik Yüksek Okulunda dersler de verdim. Tabii para kazanmaya da başlayınca işin ticari tarafında da çalıştım. Ancak belgeselcilik portrenin önüne geçti diyebilirim.

OA: Fotoğraf sanat mıdır? Sanatsa neden?
KO: Fotoğrafın sanat olduğunu derneklere girdiğimde duydum. “Fotoğraf Sanatçısı” unvanım var. Nasıl aldım biliyor musunuz? Gültekin Abi’nin çıkardığı “Yeni Fotoğraf” dergisi var. Bu arada bütün sayıları (Gültekin Çizgen’in elinde de yokmuş) kütüphanemde…

Ben de yine derin bir iç çekiş daha. Bu sefer Kemal Okul “İyi misin?” diye bana soruyor. Anında yan çizip “Kullandığım bir ilaçtan dolayı ara sıra nefes alma problemi yaşıyorum. Şimdi geçer” diyorum. Da işin aslı bu değil tabii ki. Bu dergiyi bir süre takip etmiştim. Bir sayısında da özgeçmişim ve çektiğim bir fotoğraf ta yer alır. Bulamıyorum bu sayıyı. Hatırlamıyorum ki hangisi. Bu derginin de bazı sayıları sahaflarda satılıyor. Bir kısmını topladım. Yine dönemim baba fotoğrafçılarının portfolyoları yer alır. Zamanın en iyi dergisiydi.

1981 yılında zaman zaman fotoğraf yolluyordum yayınlıyorlardı. Bir yarışma açtılar. Jüride Ara Güler, Engin Çizgen ve Gültekin Çizgen var. İki fotoğraf ve “Fotoğrafa nasıl başladım” diye özgeçmişimi yolladım. Burada Mustafa Kapkın’ın yanında çalıştığım yazıyor. Türkiye’de dört fotoğrafçı seçiyorlar. Diğerlerinin isimlerin hatırlamıyorum. Ödül aldık.

Ben araya girip laf karıştırınca iş 1960’lı yıllarda fotoğraf yayınlarına gitti. Kemal Abi bu dergilerin hepsinin olduğunu ve kütüphanesinde yer aldığını söyledi. Ayrıca yurt dışından da dergiler almış. Yıllarca biriktirmiş.

Bu ödülle birlikte İFSAK fotoğraf sanatçısı olarak 20 kişilik bir liste oluşturulmuş. Bu listede benim de adım var. Ara Güler, fotoğraf sanatçısı değilim der. O çok büyük bir fotoğraf sanatçısı. Tabii benim ustam Ozan Sağdıç da fotoğraf sanatçısı. Ahmet Necdet Sezer tarafından altı kitabı bastırıldı. Ayrıca Eczacıbaşı tarafından basılmış kitabı var.

Nasıl resim yapan sanatçıysa, ben de bir fotoğrafı çekerken ressam gibi emek harcıyorum. Üretiyorum. Dolayısıyla ben de sanatçıyım.

OA: Fotoğrafta ne gibi başarılarınız, ödülleriniz var. Aldığınız ödüller. İlk aldığınız ödül? Sizin için en önemli olan ödül hangisidir?
KO: İlk aldığım ödül yedek subayken, Bursa Askeri Lisesinin eski fotoğraflarını verdiler. Bir de yeni halinin (restorasyon sonrası) fotoğraflarını çektim ve sergi açtım. Faruk Gürler Paşa bana başarı ödülü verdi. Mimari fotoğraf üzerinden ilk sergim ve ilk ödülüm bu oldu.

Mustafa Kapkın’ın yanında çalışırken bana elinde sertifika olsun diye “Türk Milli Talebe Federasyonunun fotoğraf kursuna git” dedi. Devam etti, “Bak orada sen onlara fotoğraf öğreteceksin sana da bir kâğıt parçası verecekler” dedi. 1966 yılında “Amatör Fotoğraf” sertifikası aldım. Bir sene sonra da renkli fotoğraf kursuna gittim. Ama ellerinde hiç ekipman ve malzeme yok. Öylesine kurs görüp sertifika aldım. Ancak tek renkli fotoğraf sergisini de Fransız Kültür Merkezinde ben açtım.

OA: Kitabınız var mı?
KO: Kitabım yok.
OA: Niye yok? 60 yılın sonunda bir ya da birkaç kitabınız olması iyi olmaz mıydı?

Yani ben de bu soruyla rahatsızlık yarattığımın farkındayım. Kime sorduysam bu rahatsızlığı yüzlerinde okuyabiliyorum. Ama haklı değil miyim? Ömrünü fotoğrafa adamış insanları elle tutulur bir yayını olmalı.

KO: İmkân meselesi. Ben Aliağa rafinerisinde çalıştım. 30 yıl boyunca rafinerinin bütün dergilerinde tanıtım kitapçıklarında, her yıl sonu raporlarında benim fotoğraflarım vardır. İFOD’un iki albümünde fotoğraflarım var. İzmir Büyük Şehir dergisinde yayınlanan fotoğraflarım var. Karma çalışmalara katılmak daha hoşuma gidiyor. Kitap çıkarmak büyük iş. Şimdi bastıracağım kitabı satılmayacak. Hepsi kütüphanede kalacak. Kitap bastıramadım ama çok fotoğrafçının albümlerini aldım.

Bu konuda çok haklı. “Rahvan Atçılık ve Yarışları” sergimizin kitabını bastırmıştık. Koliler içinde duruyor.

OA: Fotoğraf çekme için seyahat ettiniz mi? Yoksa hep İzmir’de miydiniz? Başka yerlere gittiyseniz “bir daha gitsem” dediğiniz bir yer var mı?
KO: 2016 yılında Azerbaycan’a festivale davet edildik. Oradaki fotoğrafçı arkadaşlarımız bizi iyi gezdirdi. Dönerken Gürcistan’a gittik. Oradaki arkadaşlar da bizi gezdirdi. Türkiye’de çok yer gezdim. Antik kentleri dolaştım ve fotoğrafladım. Son sunumum bu olacak. 22 antik şehrin fotoğrafları var. Müzedeki heykellerin de fotoğrafları var. İFOD bu sunumu TFSF ile birlikte yapacakdı. Şu “Ege Antik Kentler” projesiydi.

Sami Güner’i tanırsınız. Onunla çok fotoğraf çekmeye gittim. O Bronica kullanırdı ben de Mamiya RB67 ile dia çekerdim. Bütün objektifleri var.

Kemal Okul kullandığı bütün ekipmanları saklamış. Muazzam bir makina koleksiyonu var. Zeiss Ikon bile duruyormuş. Benim ilgimi çeken ise Nikon’un efsane F5 modelinin de olmasıydı. Bunun yanı sıra objektifleri de siz tahmin edin artık.

Gidelim dersen “Afrodisias” derim.

OA: Abi orası Ara Güler’in. Başka bir yer bulsak daha iyi olmaz mı?

Gülüşüyoruz…

KO: Ara Güler keşfetmiş ama sonradan çıkarılanları çekmemiş. Altı dönem müzenin yaşadığı değişimi de fotoğraflamışım. Arkeolojik kazıyı yapanlar ve müze müdürü gördüklerinde “Bizim elimizde böyle fotoğraflar yok” dediler. Orada modelle de çalıştım. Eski kıyafetler giydirdim. Her heykelin yanında çekim yaptım. Şimdi izin vermiyorlar.

OA: O zaman Yusuf Abi’yi (Yusuf Tuvi) de alıp Afrodisias’a gidelim.
KO: Valla bayılırım. Oraya gittiğimde önce çömlekçilere (Kuyucak) giderim. Üç dönem çömlek işinin babadan oğula geçişini fotoğrafladım.

OA: Sosyal medya ile aranız nasıl?
KO: Facebook’da bir numarayım. Dört yüz elli bin defa beğeni almışım. Instagram’da yokum. Oraya her gün fotoğraf koymak gerek. Sizin fotoğraflarınızı izledim ve kopyalarını aldım. Arşivlerim. Birçok fotoğrafçıyı takip eder izlerim. Şimdi Bosna’ya gideceğiz. Önceden okuyorum ve araştırıyorum. Siz de öyle yapıyorsunuz her halde. Birçok değişik ülkeye gitmişsiniz.

Kemal Abi’nin bahsettiği Bosna gezisinde ben de olacaktım. Amacımız Beyhan Hoca (Özdemir) ile birlikte “Srebrenica” anma törenlerine gitmek ve fotoğraflamak idi. Ancak ne yazık ki ben sağlık sorunum nedeniyle son anda seyahatimi iptal etmek zorunda kaldım. Bu gezilerde güzel fotoğraflar elde ediyoruz. İyi bir gezi ekibimiz var.

Sadece fotoğraf takip etmiyorum. Resim, heykel ile de ilgileniyorum. Sergilerine gidiyorum. Şiir dinletilerine gidiyorum. Ancak ne yazık ki bu etkinliklerde şiirde başka taraf konuşmalar kayınca tadı kaçıyor. Etkinlik amacından sapıyor.

OA: Fotoğrafta bir tekniğinizi oluşturdunuz mu?
KO: Geniş açıyı seviyorum. Panoramik seviyorum. Panoramik fotoğrafı 50 mm ile çekiyorum. Gözün gördüğü açıdan çekerek birleştiriyorum. Mesela, dik kadraj ve yatay kadraj çekip programla birleştiriyorum. Perspective düzeltmesi uyguluyorum. Yani gerek gördüğüm düzeltmeleri yapıyorum.

OA: Araya bir soru gireyim; Hangi fotoğraf programını kullanıyorsunuz?
KO: Şu anda PS (Adobe Photoshop) kullanıyorum. Yine Adobe’un üç farklı programını kullanıyorum. Bir de oğlumun verdiği bir program var. Almanya’dan getirdi. Kendisi Hannover Üniversitesi Yüksek Sanat Okulu mezunu. Ancak bu programı doğru dürüst kullanamıyorum. Burada da hem DEÜ GSF’nde Simber hem de Beyhan Hocanın öğrencisiydi.

OA: Renkli mi siyah beyaz mı?
KO: Ben siyah beyazdan geldiğim için gönlüm o tarafta. Ancak renkli değişik bir ufuktu. Duruma göre davranmak gerekir. Bir sunumumda sokak fotoğraflarını hem siyah beyaz hem de renkli fotoğraflarla sunmuştum. Arkadaşlar “İlla renkli olması gerekmez” dediler. O zaman renkli olanları SB’a çevirdim. Tersini de düşünüyorum. Eski SB ları renkliye çevirip sunmak. SB hataları yok ediyor. Renkli öyle değil. Arada kalıyorum. İkisi de yerine göre olmalı.

OA: Fotoğrafla ilgilenmeseydiniz neyle uğraşırdınız?
KO: Resimle. Ortaokulda resmim çok iyiydi. Ya da babam tornacı, bu işi yapardım. Ya da oymacılık. Evde bir albüm kapağını oyma yaptım. İnce iş. Sabırlı adam işi. Dikkat işi.

OA: Kemal Abi, şimdi özeleştiri köşesi. En sevdiğiniz ve en sevmediğiniz projeniz nedir? Proje yaptınız mı?
KO: Yaptık tabii ki. Kahveciyle (Mustafa Yongacı liderliğinde. Kahve ticareti ile uğraştığı için arkadaş grubunda adı yerine çoğunlukla “kahveci” denir) “Günaydın İzmir” projesini yaptık. İki yıl çalıştık iki fotoğrafım sergilendi. Gezmediğim yer, izin almadığımız yer kalmadı. Sabahın beşinde çalışıyoruz. Sebze halinden balık halinden izin aldık. Kadifekale’ye çıkacağız polisten izin aldık. Sabah 5 ile 9 arasında olan saatlerde çekimler yaptık.

OA: En sevdiğiniz Türk fotoğrafçısı?
KO: Ozan Sağdıç, Mustafa Kapkın.

OA: Yabancı?
KO: En sevdiğim doğa aşığı Ansel Adams. Fotoğraflarına çok meraklıyım. Bir albümü bende var. Bir de Hasselblad’ın fasikül gibi fotoğraf kitapçıkları vardı. Ansel Adams’ın kitapçığı da vardı. Bu seri kitapların hepsi bende var.  Getirtmiştim. Bir Hasselblad’ım vardı. Düşürdüm obtüratörü kırıldı. Satmak zorunda kaldım.

OA: En sevdiğinizi fotoğraf mekânı? İzmir’de nereye gidelim dersem?
KO: En bereketli yer Basmane. Kadifekale’nin altı Ballıkuyu, Eşrefpaşa’nın üst kısmına, Bozyaka fotoğraf olarak çalışılacak semtlerdir. Benim çocukluk ve gençliğimin geçtiği yerler olması nedeniyle de severim buralarını.

OA: En sevdiğiniz ışık tarzı? Işığı nasıl kullanırsınız?
KO: Bakın ben Rembrandt ışığını seviyorum. Resmi sevdiğim için herhalde. Bende Rembrandt’ın albümleri var. Işığı nasıl kullanmış. İnsan portresi çekmek için bu tarz ışık. Ya da bir döküm yerine giriyorsunuz. Pencereden giren ışığı kullanmak zordur. Uygun zamanı beklemek gerek. Bunu Mustafa Abiden öğrendim. Sanayi fotoğrafı çekmek için bir gün önceden giderdi. Fotoğraf makinasını almazdı. Sadece pozometreyi alırdı. Uygun ışığın zamanını öğrenir bir gün sonra o saatte giderdik. Makine olarak Linhof kullanırdı.

OA: Hangi tarz kompozisyonu seversiniz?
KO: Her şeyin yerli yerinde olmasını isterim. Temiz kadrajları olmalı. Kompozisyonda gereksiz olan şeyleri kaldırırım. Düzen olmalı. Mesela düğünde gelinle damadın takılarını düzenlettirirdim.

OA: Birçok fotoğraf makinası kullandınız? En çok sevdiğiniz fotoğraf makinası hangisidir?
KO: Şimdi makine koleksiyonum olduğu için her makinamın ayrı bir kıymeti var. Dolayısıyla her formatta başka bir marka söyleyebilirim. Ama en çok sevdiğim analog büyük formatta Mamiya RB67, Rolleiflex 6×6, Asahi Pentax Spotmatic. Spoomatic’in üç modeli var ve 20 ye yakın objektifi var. Yeni Asır’da söyleşide bunların hepsini masaya koyup fotoğrafımı çekmişlerdi. Canon 5Dmark II kullandım. Nikon’un kayıtlı fotoğrafçısıyım. Nikon gövdelerimin listesini seri numarısı ile Japonya’ya yolladım. Bana kristal plaket gönderdiler. D700 kullandım. Nikon F5 im var. Nikon dijitale F5 den geçti.

Bilirkişi fotoğrafçılığı yaparken otomatik tarih atan arka panel kullandım. İstiyorlardı.

OA: Peki Kemal Abi, ne tip objektifleri seversiniz?
KO: En sevdiğim Nikon 50 mm F/1:1.2, Aynı şekilde Minolta’nın da 50 mm F/1:1.2. Bir de 24 mm i çok seviyorum. Nikon’un üç tane 24 mm objektifi var. 24 mm insanın ufkunu açar. Rahat çalışırsınız. Mesela Canon 24-105 mm iyi objektiftir.

OA: Film kullanıyor musunuz?
KO: Nikon F3 ile SB çekiyorum. Banyoyu evde hazırlıyorum. D76 hazırlıyorum. Sonrasında tarıyorum.

Ben de benzer işi yaptığım için Kemal Abi beni imtihan etmeye başlıyor. Soru sorma sırası onda; Kimyasal maddelerim var mı? Neler var? Hangi formülü kullanıyorum? Hangi kimyasaldan ne kadar kullanıyorum. Yani anlayacağınız bizim röportaj bana dönüyor.

Ben size formülü vereyim. Mustafa Kapkın’ın dükkanında kullandığımız formül. Rafineride çalışan Pakistanlı bir kimya mühendisi vardı. O bana yabancı bir kitaptan formülleri vermişti.

Emekli olduktan sonra Karşıyaka’da dükkân açmıştım. Ekol Fotoğraf. Rafineride çekimlere devam ettim. En çok diş hekimlerinin röntgen filmlerini banyo ettim.

OA: Kemal Abi, altmış sene fotoğrafçılıkla dolu dolu geçen yıllar var. Şimdi genç fotoğrafçılara, yeni başlayanlara neler tavsiye edersiniz desem?
KO: Üniversitede seminer vermiştim. Fotoğraf gönül işi. Hevesini aldıktan sonra bırakacaksan hiç başlama. Benim gibi SB dan gelip karanlık odadan geçmenin avantajı var. Şimdi dijital teknoloji bu işi kolaylaştırdı. Gözlemlemeyi bileceksin, sabırlı olacaksın. Aklındaki kompozisyonu beklersin, ışığı kontrol edersin. Konunun üzerine odaklanacaksın. Başka türlü deklanşöre dokunamazsın.

OA: Siz İFOD etkinliklerinde de sürekli fotoğraf çekiyorsunuz.
KO: Neden çekiyorum? Hiç düşündünüz mü? Cumhuriyet dönemi şairlerinin hayat hikayelerini okuyorum. Ara Güler çekmiş. Şimdi ileride göçüp gittikten sonra bu arkadaşlarla birlikte olduğumuzun belgesidir. Aramızdan ayrılıp gidenler var. Anı olarak kalıyor. Arkadaşlara yıllar önce yaptıklarımızı hatırlatıyorum. Derneği de belgeliyorum.

OA: Kemal Abi ağzına, emeğine sağlık. Anlattıklarından öğreneceğimiz çok şey var. Bu sohbetimizde senin fotoğrafların gibi geleceğe belge olarak kalacak. Bunu gerçekleştirdiğim için kendimi şanslı addediyorum. Allah’tan güzel, sağlıklı ve fotoğraflı günlerin eksilmemesi dileğimle noktayı koyuyorum.

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız hemen abone olabilirsiniz.

Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

avatar
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bana bildir
Sebahattin Demir
Yönetici

Okyar emeğine sağlık, yine güzel bir iş çıkarmışsın.
Bizlere değerlerimizi unutturmuyorsun. Bu yazılar sayesinde ilhamımızı ve hevesimizi hep zinde tutuyorsun. Kemal Okul gibi bir ustayı bir de senin kaleminden okumak çok güzel.

Sevgiler.

Hüseyin Ç.
Ziyaretçi
Hüseyin Ç.

Okyar beyciğim,
Bir değerli ustayı daha sizlerin sayesinde tanıma fırsatı bulduk.
Emeklerinize ve heyecanınıza sağlık.
Hususi teşekkürlerimle.

Elif Hatice
Ziyaretçi
Elif Hatice

Arthenos olmasa bu değerli ağabeylerimizden haberimiz olmayacak. Çok iyi bir görev üstleniyorsunuz. Sebahattin beyin dediği ilhamımızı ve hevesimizi hep zinde tutuyorsunuz.
Tebrikler teşekkürler

Güner O. Ertürk
Ziyaretçi
Güner O. Ertürk

Değerlerimizi çok kolay tükettiğimiz bu günlerde bize bunun tersini yaşatttığınız için çok teşekür ederim size. Eskiden ustalar da çok vericiymiş. Günümüzde usta dedikleri birisiyle tanıştım, fotoğrafı çok sevdiğimi kendisinden çok şeyler öğrenmek istediğimi söyledim bana kartvizitini verdi eğitim görevlisiyle görüşmemi söyledi 🙁 Benim amacım kendisinden bedava destek almak değildi oysa!

Önder köktürk
Ziyaretçi
Önder köktürk

Teşekkürler Okyar bey tebrikler Kemal bey

Öner BÜYÜKYILDIZ
Ziyaretçi
Öner BÜYÜKYILDIZ

Size ne kadar teşekkür etsek azdır Okyar bey. Böylesi değerli üstadlar yitip gitmeden onlarla buluşturuyorsunuz bizleri. Bu yazı dizisinin yeri ayrı bende. Ellerinize, yüreğinize, emeğinize sağlık. Teşekkürler Kemal abi.
Selam ve saygılarımla.

Bu makaleyi paylaş

Okyar Atilla
Geçmişte bir ara mühendisti. Şimdi tam zamanlı yönetici, gerçek zamanlı fotoğrafçı. Gündem "Fotoğraf" ise akan suları durdurur. Seyahat denildiğinde kapının önündedir. Klasik müzik ve kitap olmazsa olmazıdır. İki sokak köpeği, muhtelif sayıda kedi ile sürekli temas halindedir. Hızını alamadı mı dağda bayırda bulduğu gerçek köpeklerle konuşur. Sürekli sorgular. Merak ettiği bir konu olursa elinden kimse alamaz. "Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilişkilerinin ana fikridir.

“Karar Anı” Üzerine Bir Çift Söz…

The Decisive Moment (Karar Anı)
11
Yeni yazılar, kaynak olan yazının devamı olabildiği gibi bazen tamamen farklı bir konuda yazmaya ışık tutar. Bu sürece okuyucularımızın yorumları da dahildir. İşte sevgili Kıvanç’ın “Decisive Moment/Karar Anı” yazısını okuduktan sonra “Bu pilav daha çok su kaldırır” deyip bilgilerimi, düşündüklerimi kısa bir okuma parçası olarak sunuyorum.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Resim çekmek mi, Fotoğraf yapmak mı?

Resim Çekmek mi, Fotoğraf Yapmak mı?

17
Sıkça yaptığımız gibi yine bir hafta sonu eşimle birlikte Kuşadası'ndayız ve sahilinde nefes kesici bir manzaraya bakıyorum. Her zaman yanımda olan kameramı çıkarıp bu harika görüntünün fotoğrafını çekiyorum:

POPÜLER İÇERİKLER

Geniş Açı Lensiniz yoksa Tele-Foto Lens Kullanın

Geniş Açı Lensiniz yoksa Tele-Foto Lens Kullanın

20
Karşınızda nefis bir Heidelberg manzarası var, ama yanınızda geniş açı objektifiniz yok. Kameranızda yalnızca 70-200mm objektifiniz ile bu nefis panoramayı nasıl çekeceksiniz.
Arthenos | Diyafram nedir, fotoğrafta diyafram ayarları nasıl yapılır, alan derinliği nedir, ISO nedir, perde hızı nedir, doğru pozlama nedir

Diyafram Nedir? Fotoğrafta Diyafram Ayarları

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?

Buna benzer birçok yazı
E-Posta Kutunuza
gelsin ister misiniz?

Bültenimize abone olun, yeni içerikler ilk size gelsin.

Teşekkürler. Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyin.