Kocaman dünyadan küçücük cebe sığdırılmış fotoğraflar

Eylül 2019 sonunda “Cebimdeki Fotoğraflar” diyerek cep telefonu ile çektiğim fotoğrafların sergisini açtığımdan bahsetmiştim. Sergi açılış videosunu Cem İnam kamerasından buradan izleyebilirsiniz.

Beyhan Hocanın yazının bir kitap önsözünden fazlası olduğunu gördüm. Bu da bende bloğumuzda paylaşma arzusunu alevlendirdi. Yazıyı düzenlememek adına lütfen bana yapılan övgü kısımlarını atlayarak telefon fotoğrafları eşliğinde okumanızı rica ediyorum. Sokak fotoğrafçılığına ışık tutan güzel bilgiler var.

-

Eylül 2019 sonunda “Cebimdeki Fotoğraflar” diyerek cep telefonu ile çektiğim fotoğrafların sergisini açtığımdan bahsetmiştim. Sergi açılış videosunu Cem İnam kamerasından buradan izleyebilirsiniz

Bu serginin henüz hiçbir yerde yayınlanmayan bir sunumu hazır ve nazır bekliyor. Beyhan Hoca’nın (Özdemir) ara ara bahsettiği “Serginin ve projenin kalıcı olması için az da olsa basılı kopyalarının olması gerekir” söyleminden yola çıkarak Covid-19 günlerinde bunu gerçekleştirdim.

Bu kitaba hem Beyhan Hocanın hem de Cem’in bir yazısını koymamak olmazdı. Zaten kitabın ön sözünde de bahsettim, neden bu projeyi birlikte yapmamıştık ki? Benim çok az da olsa böyle gaflarım oluyor.

Beyhan Hocanın yazının bir kitap önsözünden fazlası olduğunu gördüm. Bu da bende bloğumuzda paylaşma arzusunu alevlendirdi. Yazıyı düzenlememek adına lütfen bana yapılan övgü kısımlarını atlayarak telefon fotoğrafları eşliğinde okumanızı rica ediyorum. Sokak fotoğrafçılığına ışık tutan güzel bilgiler var.

Ve sözü Beyhan Hocaya bırakıyorum…

Sevgi ve saygılarımla

Not: Kitabın az sayıda baskısını yaptıracağım. İsteyen olursa sadece baskı+kargo maliyetine edinebilirler. Ya da “PDF” formatında ücretsiz olarak gönderebiliriz.

Kocaman dünyadan küçücük cebe sığdırılmış fotoğraflar

Sokak fotoğrafçılığı deyince ne anlıyoruz? Sokakta fotoğraf çekmek mi? Yoksa sokağın fotoğrafını çekmek mi? Kafa karıştıran bir soru bu. Net değil sanki. Bana göre “sokak” bir mekân, bir alan. Fotoğraf çekmek için doğal bir plato. Bazı filmlerde yönetmen sahneyi yeniden kurar. “Gerçek-miş” gibi yapar. Örneğin bir kentin, bir semtin ya da bir mahallenin 19. Yüzyıldaki halini yeniden kurar. Bir plato oluşturur. Amacı o dönemde geçen bir hikayeyi gerçeklik duygusunu verecek şekilde yeniden kurgulamaktır. İzleyici o filme bakınca o dönemin mekanlarında, sokaklarında, o günün yaşamının içinde bulur kendini. “-miş gibi” lik gider “gerçeklik” algısı ortaya çıkar. Sokak fotoğrafçısı ise “gerçek” sokağa girer, oradaki gerçek insanların, mekanların ve olayların içindeki “hakikat”i arar, bulur ve fotoğrafını çeker. “Gerçek” ve “hakikat” arasındaki fark, fotoğrafçının gözü, yüreği ve beyninin aynı eksende buluştuğu anda fotoğrafa dönüşür.

Bu şekilde fotoğraf üretenlerin ve bundan büyük keyif alanların teşekkür etmesi gereken bir isim var: Oskar Barnack. Bugün kullandığımız Leica tip denilen 24×36 mm. Film veya sensör kullanan 35 mm’lik fotoğraf makinelerinin mucidi. Bu boyuttaki makineler sokakta fotoğraf çekmek için kullanılabilecek en uygun fotoğraf makineleriydi. Makineleriydi diyorum çünkü artık yavaş yavaş bu makineler de dijital teknolojinin şaşırtıcı ve sınırsız gelişimiyle beraber yerini ve işlevini rafa kaldırmaya doğru gidiyor. Teknoloji önce boyutları küçülttü, filmler yerini sensörlere bıraktı, fotoğraf makineleri ise “cep”lere dönüştü, dönüşüyor. Yakın gelecekte ne olur, nasıl olur orasını bilemem. Ama bildiğim bir şey var o da “fotoğraf çek de neyle çekersen çek!”

Zaman zaman fotoğrafla uğraşan arkadaşlar sorarlar: “Ceple fotoğraf çekilir mi?” İşte onlara da yukarıdaki cevabı veririm, “fotoğraf çek de neyle çekersen çek!” Sanki 1827’lerde çekilen fotoğraflar Leica tip makineyle mi çekilmişti? Amaç fotoğraf çekmekse, o fotoğraf hangi araçla çekilirse çekilsin ne önemi var? Önemli olan akıp giden zamanın bir “an” ını yakalayıp görüntüye dönüştürmek ve onu da sonsuza dek saklamak, paylaşmak hatta tarihe not düşmek değil midir? Bana göre asıl konu budur.

Biraz tarih, biraz teknoloji, biraz da felsefi bir bakışla “Cebimdeki Fotoğraflar”ı anlamak ve anlatmak gerektiğini düşündüm. Sevgili dostum Okyar Atilla’nın bu projesi sanırım yukarıda değindiğim konuların bir süzgeci ve gerekliliği olarak ortaya çıktı. İyiki de çıkmış. Çünkü fotoğrafın hangi araçla çekildiğinin önemsizliğini teyit etmiş bir proje gerçekleştirmiş. “Cep”le Edirne’den Ardahan’a, Amsterdam’dan Pekin’e kadar dünyanın farklı sokaklarında fotoğraflar çekmiş, birbirinden binlerce kilometre uzaklardaki o koskocaman dünyayı küçücük “Cep”e sığdırmış, bize o sokaklarda yaşanan hikayeleri anlatmış. Her kültürün, her coğrafyanın, her mekânın kendine özgü hikayeleri Okyar Atilla’nın gözünden birer film sahnesi olarak tarihe not düşülmüş.

Elbette bunları yaparken mesleği gereği bir mühendis titizliği ve seçiciliğini, fotoğraf tekniği açısından ışık ve kompozisyon bilgi ve becerisini o fotoğrafların içine yedirmiş. Bu fotoğrafları bir cep telefonuyla da olsa, ancak fotoğraf çekmeyi bir refleks haline getirmiş kişiler çekebilirler. Okyar Atilla o reflekse ve beceriye sahip olduğunu, çektiği bu fotoğraflarıyla kanıtlamış. Sokak fotoğrafı çekmek, o sokağın bir parçası olmaktan geçer. Mekânın atmosferini yaşamak, insanlarla söz ya da beden diliyle iletişim kurabilmek, o yaşama “içeriden” bakabilmek gerekir. İçeriden bakmak en doğal, en yalın ve en anlatımcı fotoğrafı çekebilmenin anahtarıdır. “Cebimdeki Fotoğraflar”a dikkatli bakınca Okyar Atilla’nın o anahtarı cebinden çıkarıp kapılarını açabildiğini söylemek yanlış olmaz. Eline, gözüne ve yüreğine sağlık sevgili Okyar ağabey.

Biz üç kişiyiz. Üç fotoğraf tutkunu. Fotoğraf neredeyse hadi gidelim deyince işi gücü bırakıp kalkıp giden. Hiç üşenmedik fotoğraf çekmek için, ne bir pazar günü evde otururken “hadi Basmane’de buluşalım” deyip apar topar makinelerimizi alıp gitmekten, ne bir hafta sonu “hadi Pavli panayırına” deyip yola çıkmaktan, ne de o kadar iş yoğunluğu arasında üzerimizdeki ceketi, kravatı çıkarıp özel metal uçlu iş ayakkabıları, iş elbiseleri giyip baretler takarak isin, pasın, dumanın içine girip fotoğraf çekmekten. Fotoğraf böyle bir şey. İnsanları tanıştırır, birbirine dost eder, birbiriyle tatlı rekabete sokar, imrendirir, kıskandırır, öğretir, bilgilendirir, paylaştırır. Biz üç kişiyiz. Üç fotoğraf tutkunu. Okyar, Cem ve ben. Beyhan. Sizlerin dostu, Beyhan hocası.

Doç. Dr. A. Beyhan ÖZDEMİR

18.05.2020 / İZMİR

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız hemen abone olabilirsiniz.

Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

Abone ol
Bana bildir
guest
Makale Değerlendirme
Makaleyi 5 yıldız üzerinden değerlendirin
Yorum formu, web sitesinde yer alan yorumları takip etmemize izin vermek için Adınızı, e-Postanızı ve içeriğinizi kaydeder. Yorum göndermek için lütfen web sitemizdeki Koşulları ve Gizlilik Politikamızı okuyun ve kabul edin.
4 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Satır İçi Geribildirimler
Bütün yorumları göster
Cem İnam

Hocam bir yazı ancak bu kadar güzel olur, bu kadar içten yazılır.
Sizleri tanıdığım için çok ama çooook şanslıyım. Ki tanışmamıza vesile olan SANATÇI nın buna nasıl sebep olduğunu hatırlayınca, sizden öğrendiklerimizin ve dostluğumuzun kıymetini bir kez daha ve bir kez daha anlıyorum.
Sizler iyi ki varsınız ❤️❤️❤️

Zafer Gazi Tunalı

Fotoğraf çekmek aslında “bakma ile görmek” arasındaki farkın ayrımında olmaktır. Yani fotoğraf çekerken beyni GÖRME konusunda önceden terbiye etmek, hatta fotoğrafın gelişini bile tahmin etmek gerekir. Bu sürekli bilgi+gözlem bileşkesi birikimi ile gelişir. Yine de bir çoğunu kaçırıyoruz. Bu nedenle fotoğrafın neyle çekildiği, nasıl çekildiği pek önemli değildir. Bazen bozuk bir fotoğraf bile çok çekici olabiliyor. Neye doğru evrildiğimiz tartışmalıdır. Belki gelecekte “Mad Max” günlerine hızla gidiyor olabiliriz. Ancak, HER ŞEY ÇAĞINA AİTTİR. Antik geçmişin yaptığı işlere hayranlık duyarken, bugün kullandığımız her türlü aletin gelişmesiyle işlerimizi yapıyoruz. Yine de unutmamak gerekir basılmayan fotoğraf, fotoğraf değildir.

Okyar’a bu güzel sunumu için teşekkür eder; devamı beklerim. Tabi, tamamlayıcı yazı için Beyhan Özdemir ile cep fotolarına karşı olan 🙂 Cem İnam’a da teşekkür. 🙂

Öner BÜYÜKYILDIZ

Aslında sorun, cep telefonu ile fotoğraf çekilip çekilemeyeceği değilde, çöplüğe dönmüş olan bu cep telefonu fotoğrafları arasında, kaliteli olanların ayırt edilememesi sorunu galiba.
İşini iyi yapan, yaptığı işe yüreğini katan herkese, Okyar, Beyhan ve Cem Bey’e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Selam ve saygılarımla.

NOT : Bu arada kitabın basılı bir nüshasına sahip olmayı çok isterim.

Sebahattin Demir

Sevgili Okyar’ın, tanımlayamadığım ama beni her defasında etkileyen değişik bir fotoğraf görüşü vardır. Çok okur, çok izler. Her öğrendiğini fotoğrafına da yansıtır. Çok iyi bir görüşü olduğu kadar çok iyi de bir kalbi vardır. O nedenle fotoğrafları da içtendir, bizdendir.

Beyhan hocam, Okyar’ın benim tanımlayamadığım o özelliğini çok güzel anlatmış. Emeklerine sağlık hocam. Sizden bu övgüleri duymak çok onur verici olsa gerek.

Her iki ustaya selam olsun.

Makale yazarı

Doç. Dr. A. Beyhan Özdemir
1965 yılında Gaziantep’te doğdu. 1982-1986 yılları arasında Ankara Üniversitesi DTCF Macar Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudu. 1986’da girdiği Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi “Sinema-TV Fotoğraf” Bölümü’nden 1990 yılında mezun oldu. 1992’de DEÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Çağdaş Macar Sineması” konusundaki master teziyle Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. 1992 yılında TRT İzmir TV’sinde yardımcı yönetmen olarak çalıştı. DEÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü’ndeki Doktora çalışmasını 1996 yılında tamamladı. Fotoğrafın ortaya çıkışı, bir sanat olarak değerlendirilmesi ve günümüzde fotoğrafa müdahalenin teknik, ideolojik ve estetik boyutlarının incelendiği doktora teziyle “Bilim Doktoru” ünvanı aldı. Bugüne kadar yurtiçinde ve yurtdışında 36 kişisel sergi açtı. Çeşitli dergilerde yazıları yayınlandı, ulusal ve uluslararası toplantılarda konferanslar verdi. 60’tan fazla karma sergiye katıldı, dia gösterileri yaptı. 3 tanesi uluslararası olmak üzere toplam 20 ödül, çok sayıda sergileme aldı. Çeşitli fotoğraf yarışmalarında jüri üyelikleri yaptı. 40’a yakın ülke ve 300 civarında şehre fotoğraf yolculuğu yaptı. 2013-2015 yılları arasında TFSF Başkan Yardımcılığı yaptı. Gaziantep Fotoğraf Sanatı Derneği (GAFSAD) ve İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği (İFOD) üyesidir. Halen Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF) Başkanı ve DEÜ GSF Fotoğraf Bölümü öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

Manşet

Roger Fenton's waggon

Belgesel Fotoğrafçılık

Belgesel fotoğraf önemli ve tarihi olayların belgelenmesi yanı sıra, gündelik yaşamı etkileyen durum, olay, sorun ya da krizleri belgeleyen; çalışırken mümkün olduğunca gerçeği temsil eden; belgesele konu olan bireylerin güvenini kazanarak; aktarımlarını mümkün olduğunca olduğu gibi kaydeden, yapılan proje için zaman, fedakarlık, sabır, emek vererek, tutkuyla sarılmayı gerektiren; bir proje ekseninde yapılan, çalışmada etik kurallara ve kişi mahremiyetine uyan; çalışma çıktıları ile konu olan bireylere karşı sorumluluk hisseden; sosyal değişim hedefleyen ve konu olan bireylere yardımcı olmaya çalışan bir fotoğraf üslubudur.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Kamusal alanda fotoğraf görgü kuralları

Profesyonel Fotoğrafçı Olmamanın Dayanılmaz Hafifliği

Yolda yürürken Temel'in yolunu hırpani bir adam kesmiş "Allah rızası için, acıyın şu fakire" demiş. Temel, acıklı acıklı adama bakmış "Çok aciyrum sana uşağum" demiş ve yürümeye devam etmiş.

POPÜLER İÇERİKLER

Roger Fenton's waggon

Belgesel Fotoğrafçılık

Belgesel fotoğraf önemli ve tarihi olayların belgelenmesi yanı sıra, gündelik yaşamı etkileyen durum, olay, sorun ya da krizleri belgeleyen; çalışırken mümkün olduğunca gerçeği temsil eden; belgesele konu olan bireylerin güvenini kazanarak; aktarımlarını mümkün olduğunca olduğu gibi kaydeden, yapılan proje için zaman, fedakarlık, sabır, emek vererek, tutkuyla sarılmayı gerektiren; bir proje ekseninde yapılan, çalışmada etik kurallara ve kişi mahremiyetine uyan; çalışma çıktıları ile konu olan bireylere karşı sorumluluk hisseden; sosyal değişim hedefleyen ve konu olan bireylere yardımcı olmaya çalışan bir fotoğraf üslubudur.

Buna benzer birçok yazı
E-Posta Kutunuza
gelsin ister misiniz?

Bültenimize abone olun, yeni içerikler ilk size gelsin.

Teşekkürler. Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyin.

4
0
Düşünceleriniz bizim için önemli. Belirtmek ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x