Işık Sezer ile fotoğraf üzerine söyleşi

“Post-modern fotoğrafçı olacağım” diye bir şey söyleyemezsiniz. Her şeyden önce dijital teknolojiyi çok iyi bilmeniz gerekiyor. En azından bir alanda buna hakim olmanız gerekiyor. Bu alanda yayınlanmış kitapların okunması gerek. Bu alanda çalışmış sanatçıların ve eserlerinin bilinmesi gerek. Aynı zamanda bu çalışmaların satır aralarını okumak gerek. Bu fikir nasıl ortaya çıktı? Nasıl görselleştirildi? Çünkü hiçbiri basit bağlamlarla rastlantılarla ortaya çıkmıyor.

-

Uzun bir süredir modern ve post-modern sanat üzerine okumalar yapıyorum. Bu süreçte Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümünde görev yapan Sayın Doç. Dr. Işık Sezer’in bir makalesi ekranıma düştü; Post-modern Kıbrıs Fotoğrafı ve Üç Vizyon.

Bu konuda okuduğum özgün bir makaleydi. Bu makaleyi yayınlayıp yayınlamayacağımı öğrenmek için Işık Hanım’ı aradım. Her zamanki sıcak ve destekleyici yaklaşımıyla “Tabii ki” dedi ve devam etti; ”Ancak eski bir yazı”… Makale benim o kadar ilgimi çekmişti ki söylediklerinin üzerinde durmadım ve kendi kendime “Fikirlerin eskidiğini sanmıyorum” gibisinden bir şeyler mırıldandım. Halbuki Işık Hanımla aynı şehirdeydik. O tepenin arkasındaki üniversite kampüsündeydi. Ve bana sadece yarım saatlik bir mesafedeydi. Kendisini tekrar aradım ve “Yazı yerine sizinle bu konuda bir söyleşi yapalım, böylece güncelleme yapmış oluruz” dedim. Samimiyetle kabul etti.

Hadi şimdi o söyleşiyi okuyalım…

OA: Işık hanım, okuyucularımız sizi blogumuzdaki İzmir’in görsel tarihini oluşturan fotoğrafçılar yazınızla tanıyorlar. Yine de adet yerini bulsun diye çok kısaca kendinizden bahseder misiniz?
IS: Üniversite sınavlarının iki kademeli olduğu ilk yıl 1982 de sınavlara girdim. Bu dönemde, önce tercihlerimizi yapıyorduk ve gelen puana göre yerleştirme yapılıyordu. Yaklaşık 35 sene öncesinde gazeteciliğin cazibesi ile DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesine sınavla giren ilk öğrencilerinden oldum. Sınavla girdiğimiz için hepimizin puanları aşağı yukarı aynı seviyede seçkin öğrencilerdik.

Sinema, Televizyon, Fotoğraf eğitimini birlikte aldık. İletişimle ilgili bütün dersleri aldık. Köy enstitüsü mezunu resim-iş öğretmenimiz vardı, Hüsnü Tekin (Allah rahmet eylesin), o dönemde Ankara Foto Film Daire Başkanlığında da çalışmış. Fotoğraf Ana Sanat Dalının da kurucuydu. Siyah Beyaz Laboratuvarlarımızı da birlikte kurduk. Renkli derslerimiz için Ege üniversitesine gidiyorduk.

OA: Anladığım her şey için daha yolun başı gibi söyledikleriniz.
IS: Evet, her şeyin ilk olduğu dönemdi. DEÜ’nin de Ege Üniversitesinden ayrıldığı yıldır. Okulum bitince de Mimarlık Fakültesinin eleman ihtiyacı vardı. Sınavı kazanınca orada oniki sene boyunca uzman olarak çalıştım. Bütün teknik çekimleri yapardım.

Doç. Dr. Işık SEZER

Üniversite sınavlarının iki kademeli olduğu ilk yıl 1982 de sınavlara girdim. Bu dönemde, önce tercihlerimizi yapıyorduk ve gelen puana göre yerleştirme yapılıyordu. Yaklaşık 35 sene öncesinde gazeteciliğin cazibesi ile DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesine sınavla giren ilk öğrencilerinden oldum. Sınavla girdiğimiz için hepimizin puanları aşağı yukarı aynı seviyede seçkin öğrencilerdik.

Işık Sezer

OA: Çalışma şartları nasıldı?
IS: O dönemde dialar yurt dışında yıkanıyordu. İnternet yok, dijital teknolojinin daha adı bile geçmiyor. Bu koşullarda derslerimin dia sunumlarını hazırlıyordum. Arşive girecek projelerin çekimlerini yapıyordum. Tabii o dönemde arkeoloji ve kent planlama da mimarlık bünyesindeydi. Dolayısıyla bu üç bölümün staj, proje, alan, arazi çalışmalarına da ben katılıyordum.

OA: Oldukça yoğun bir dönem yaşamışsınız. Bu çalışmaları nerelerde yaptınız?
IS: İzmir’in her yerinde. Mesela İzmir hanları, çarşıları, hocaların kendi araştırma projeleri, mekan detay çekimleri, Teos antik kenti kazılarına yaklaşık dört sene boyunca rahmetli Mustafa Uz hocamla gittik.

OA: Nasıl çalışıyordunuz?
IS: Şimdiki imkanlarla yan yana koyunca o zamanki koşullarda bayağı uğraş veriyormuşuz. Bir iki hafta kalıp çıkan parçaları fotoğraflıyordum. Sonra İzmir’e gelip banyolarını yapıyordum. Çıkan sonuçları kazı alanına götürüyorduk. Kazı yapan hocalar bakıyordu, isteklerine göre bazılarını tekrar fotoğraflıyorduk. Böyle bir döngü vardı.

OA: Meşakkatli bir süreç…
IS: Tabiiii… Oniki yıllık süreçte herhalde arkeolojinin 5000’e yakın fotoğrafını basmışımdır. İş dijitale dönünce bize gerek kalmadı.

Burada gülüşüyoruz….

OA: Dijital olunca ekrandan bakıyorsunuz, olmamışsa bir daha…
I.S: Hocalar kendi çekiyor. Drone da kullanıyorlar. Ben ağaç, minare tepelerinde az gezmedim. Alaşehir kazılarına katıldım. Recep Meriç hocamızın. Doktorayı kazanınca DEÜ GSF Fotoğraf Bölümüne geçiş yaptım.

Işık Sezer ile fotoğraf üzerine söyleşi

OA: Eğitimci olarak fotoğrafı tercih nasıl oldu?
IS: O dönemin kültürel yapısında ailem beni İzmir dışına göndermiyordu. Ben de “o zaman fotoğrafı seçeyim, gazetelerden birinde işe girebilirim” düşüncesi vardı. Zaten “fotoğraf” denilince bugünkü gibi moda fotoğrafçılığı gibi farklı dallar yoktu. Her çalışma tek ajans altında yapılıyordu ve bu ajansa da sizi almıyorlardı.

OA: Doktora ve Yüksek Lisansınızı DEÜ GSF Fotoğraf Bölümünde yaptınız. Teziniz “Mimari fotoğraf ve Düsseldorf Ekolü” üzerine. Bundan biraz bahseder misiniz? Bu benim için de yeni bir kavram.
IS: Ekol bitti…

Bende hayal kırıklığı. Tam “yeni bir şey” derken dönemi kapanmış bir konuya parmak basmaya çalışıyorum. Aklımdan bir an Mine urgan (Dinozor lakaplı gazeteci yazar) geçiyor. Dinozorluk yolunda ciddi yol kat etmişim.

Mimari fotoğrafın çok temel kuralları vardır. Perspektif hatası olmayacak, doğru açı, zemin ve çevre ilişkisi olacak gibi… Perspektif düzeltici objektifler (Tilt lens) daha yeni ve çok teknolojik pahalı şeylerdi. Şimdi dijitalle çek PhotoShop’da her türlü perspektif düzeltmesini yap. Müthiş kolaylık.

Alman mimari fotoğrafın özünde insansız olacak. Yalın, sade olacak. Son derece katı görüntüler. Bu ekolle dünyaya yayıldı. Bu fotoğraflarla toplumun sosyal ve kültürel yapısı vurgulanma hedeflendi.

Bu ekolün kurucu olan Bernd-Hilla Becher çifti klasik mimari fotoğraf kriterlerinden hareket ederek psikolojik kavramları gündeme getirdiler. Almanya sanayi bölgelerindeki binalar, silolar, maden ocakları gibi ağır sanayi binalarını fotoğrafladı. Burada bina kendini tanımlıyor zaten. Bernd-Hilla Becher çifti bu yapıları mükemmel bir teknikle fotoğrafladılar. Mesela Avrupa’daki tüm ülkelerdeki silolar.

Bu fotoğrafları yan yana getirdiğinizde mimariyle, psikolojiyle, mühendislikle ilgili pek çok bilgiyi içinde barından bir fotoğraf serisi oluyor. Sergilerken de fotoğrafları 3, 6 ya da 9 lu grup olarak sunuyorlar. Bu da 1970’li yıllar için inanılmaz bir sunuş tarzı. Mesela 6 adet 30 cm x 40 cm fotoğrafın yan yana sunulduğunu düşünün.

Işık Sezer ile fotoğraf üzerine söyleşi

OA: Evet, çok farklı bir tarz.
IS: Sunum tekniklerini değiştirdiler, görüntüleme tekniklerini değiştirdiler. Pek çok yenilik fotoğraf sanatına girdi. Zaten 1970’li yıllar post-modern sürecin başladığı yıllar. Ayrıca fotoğrafın keşfedildiği ilk yıllarda da birçok fotoğrafçı kent fotoğrafları çekiyor. Daha sonra da benzer çekimleri başka fotoğrafçılar da yapmaya devam edince fotoğraf kendi kendini referans alıyordu. 2010’lu yıllara kadar devam etti. Dijital teknolojinin avantajlarıyla da fotoğrafçılar farklı tarzlara yönlenmeye başladılar.

Düsseldorf ekolü denilmesinin nedeni de Bernd-Hilla Becher çifti için güzel sanat akademisinde açılan yüksel lisans sınıfında bu tarzda yetkin sanatçılar yetiştirmişlerdir.  

Türkiye’de mimari fotoğraf konusunda tez yapan iki kişi olarak; ben ve Özer Kanburoğlu. Bu süreci biz başlattık yani. Murat Germen’in ilk sergi açması 2007’li yıllara denk gelir. Kendisi zaten mimar ve uluslararası bağlantıları çok. Ekolü de bildiği için mimari fotoğrafa farklı bakış ve sunuş getiriyor.

OA: Düsseldorf ekolünün parladığı dönemde bizde durum nasıl?
IS: 1960’lı yıllarda Anadolu’yu gezen fotoğrafçılarımız mimari eserleri fotoğrafladı ama bu bağlamda değildi. İstanbul Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi Fotoğraf Enstitüsü 1972-76 yıllarında kuruluyor. Yurt dışında eğitim alan hocalar fotoğrafı bütün alanlara yaymak istiyorlar ama maddi imkansızlıklar gibi nedenlerle yapılamıyor. 1980’li yıllarda ilk öğrenciler kabul edilmeye başlıyor.

OA: Baktığımızda fotoğrafın akademik olarak çok geçmişi yok.
IS: Fotoğraf 1839’da icat ediliyor. O tarihlerde bizdeki gazetelerde tanıtımı çıkıyor. Ve inanılmaz sayıda fotoğrafçı Osmanlı topraklarına geliyor. Mekke Medine’den tutun da İstanbul, İzmir gibi önemli şehirlerin fotoğrafları çekiliyor. Tabi bunda doğuya olan ilgi ve bilinmezlik ana neden. Ama Osmanlı’nın yapısı nedeniyle Türkler fotoğrafçılıkla ilgilenmiyor. Ermeni fotoğrafçılar ciddi çalışmalar yapıyorlar. Yıldız Saray albümleri Abdülhamid döneminde yapılıyor. Burada 900 albüm ve yaklaşık 15-16 bin fotoğraf söz konusu. Ancak bu albümler 2000 yılından sonra gündeme geldi.

Işık Sezer ile fotoğraf üzerine söyleşi

OA: Evet bunu hatırlıyorum. En çok fotoğraf çektiren padişah. Özel ilgisi var.
IS: Osmanlı toprağının bir tür coğrafi keşfini yaptırıyor. O dönem itibariyle körüklü büyük makinalar, büyük cam levhalar çekiliyor. Netlik mükemmel, alan derinliği mükemmel. Zor bir iş. Ancak Avrupa’da hızla dernekler ortaya çıkmaya başlıyor. Ve çok değişik alanlarda fotoğraf üretimi yapılıyor. Osmanlı’da böyle bir şey yok.

OA: Böyle bir kültür yok.
IS: Yabancı fotoğrafçılar geliyor, Pera’ya yerleşiyorlar ve halkın fotoğraflarını çekiyorlar. Dünyada en fazla kartpostalı dağıtılan şehir İstanbul. Kaynak İstanbul, işin yapıldığı yer İstanbul ama halka yansımıyor. Fotoğraflar arşivlerde kalıyor. Hepsi 2000 yılı sonrası gün yüzüne çıkmaya başlıyor.

Aynı zamanda Koç, Sabancı gibi aileler, kurumlar ve vakıflar eski arşivleri toplamaya başlıyorlar.

OA: Koleksiyonculuk başladı. Burada post-modernizmle birlikte sanatın ticarileşmesinin etkisi var da diyebiliriz herhalde.
IS: Hem ticarileşmek hem de tekelinde toplayıp bilgiye sahip olmak. Tabi güzel yanı araştırmaya açıklar. Gidip çalışma yapabiliyorsunuz. İlk derneklerin kurulması Şinasi Barutçu 1959 yılına denk gelir. 70’li yıllarda kurulan dernekler kapanıyor. Ancak 80-85 sonrası açılan dernekler faaliyetlerini sürdürüyorlar.

OA: Derneklerde proje çalışmaları, grup çalışmaları, etkinlikler güzel de bana sanki bir taraftan da dernek enflasyonu var gibi geldi bir an.
IS: Olsun. Çok sayıda dernek olması iyidir. Bakın temel sorun şu. Elimizdeki telefonlar artık iyi bir fotoğraf makinasıyla yarışıyor. Telefonda fotoğraf uygulamaları da oldukça çeşitli ve marifetli. Ancak “görme kültürü” yeteri kadar gelişmedi. Ne kadar çok insana fotoğraf kültürü aşılanırsa o kadar iyi. Farklı bakışlar ortaya çıkar ki bunların da olması gerek.

Işık Sezer ile fotoğraf üzerine söyleşi

Ancak bu sırf derneklerle ve insanlar 20’li 30’lu yaşlara gelince gelişecek bir şey değil. Çocukken aşılanması gerek bir kültürden bahsediyoruz. Yabancı bir ülkede çocukları müzeye götürüyorlar. İzledikleri resimlerin benzerini yapmaya teşvik ediyorlar. Göz eğitimi burada başlıyor.

OA: Sizin “Kadın Fotoğrafçılarla Fotoğraf Üzerine” röportaj kitabınız var. Ne yazık ki kitapçılarda bulamadım.

Bir adet imzalı kitabım oldu… 😊   

OA: Bu kitap nereden çıktı? Konuşurken fotoğrafın yolunun daha yeni başladığında bahsederken “Kadın fotoğrafçılar bu işin neresindedir?” sorusunun cevabı ya “daha yok” ya da “çok azdır” olacak diye düşünmeden edemiyorum.

Damdan düşer gibi soru…

IS: Kitapta yer alan kadın fotoğrafçılar yok sayılan insanlar değil. Aksine Türk fotoğrafına yön veren çok etkili çalışmalar yapan isimler var. Engin Özendes gazetecilik, dergicilik, İstanbul Modern’deki sergisi ile fotoğrafta çizgiyi yukarılara taşıyan bir isim. Maggie Danon dijital fotoğrafın öncüsüdür, çok az kişi bilir. Emine Ceylan, Laleper Aytek yaptığı çalışmalarla dikkat çeken önemli isimlerdir.

Yani kadınlar kıyıda köşede kalmış değiller. Ama sorsanız birçok kişi bu isimleri bilmez.

OA: Neden?
IS: Kim moda, kim popüler, kim fotoğraflarına çok alkış alıyor…

OA: Kim daha çok tıklandı…
IS: Günümüzde maalesef durum bu. Mesela Hafize Kaynarca Milli Eğitimde fotoğraf eğitiminin kurulmasını sağlayan çok önemli bir isimdir. Meslek Liselerinde, Meslek Yüksel Okullarında, Olgunlaşma Enstitülerinde fotoğraf eğitimlerini başlatan isimdir. Zeynep Özcan derneklerden çıkıp ilk AFIAP alan isimdir. İlke Veral dijital kurgu konusunda çok iyidir.

OA: Ben bu isimlerden beşini biliyorum. Fena sayılmam yani…
IS: Fotoğrafla ilgili Türkçe yayınlanan kitapların tarihlerine bakın. 1990’lı yıllarda başlar. 2010 sonrasında yayınlana kitap sayısında ciddi artış oldu. Öncesinde fotoğraf için kaynak kitaplar çok azdı.

Işık Sezer ile fotoğraf üzerine söyleşi

Benim yüksek lisans tezim daktilo ile yazıldı, doktora tezim bilgisayarda yazıldı. İnternet 1999’larda üniversiteye girdiği için yeni yeni kaynak araması yapabiliyorduk. Dernekler 1980’li yıllarda kurulmuş olabilir ama kör topal gidiyordu. Çünkü Türkiye’de 1998’lere kadar albüm yayınlamak gibi bir şey yok. Fotoğraf bir iki dergi üzerinden gidiyordu.

Burada fotoğraf adına yapılan amatör ruhla 1940’lı 1960 yıllarda Anadolu’ya güzelleme dediğim fotoğrafların tekrarıdır. İşte 90’lı yıllarda yurt dışında eğitim alanların etkilerinin görülmesi ile, burada Şahin Kaygun için ayrı bir başlık atalım, o 1980’li yıllarda farklı çalışmalar ortaya çıkmaya başlıyor. Bunun haricinde biz fotoğrafı yeniden yeniden keşfetme durumundayız.

OA: Şahin Kaygun’u ve çalışmalarını hatırlıyorum. O zaman benim dikkatimi çeken şuydu; çalışmaları “aykırı” kalıyordu. Dediğiniz gibi bir tarafta Anadolu güzellemesi diğer tarafta Şahin Kaygun çalışmaları… “Bunlar da fotoğraf mı?” dedirten tarzdaydı o zamanlar.

(instagramda da Şahin Kaygun adına açılmış birkaç kullanıcı var)

IS:  Cahillikten.

OA: Belki de öyle geldiği için.
IS: Bir de Anadolu güzelleme fotoğraflarında önemli bir kartpostal, takvim ve afiş geliri söz konusu. Ansiklopedilere verilen fotoğraflardan elde edilen gelirler var. Anadolu’yu adam keyfine gezmiyor ki. Kazanç kapısı bu. Doğal olarak bunu korumak lazım. Ve sanat onlar için teknolojik olarak her şeyin en doğru olduğu durumda elde edilen fotoğraf. O dönemde haklı olabilirler. Analog makine ve film kullanılıyor. Konuyu eldeki teknik yapıyla yakaladı yakaladı yoksa olay kaçıyor. Şimdi dijitaldeki gibi basınca elli kare çekmiyor.

Tabii kınamak mümkün değil. O günün şartları oydu. İmkanlar oydu. Yol gösteren yoktu. Eleştirmen yok. Fotoğraf üzerine yazan yok.

Şahin Kaygun sanatçı kişiliğiyle karanlık oda çalışmaları sıradan bir işten hareket ederek üst düzey bir sonuç alıyor. Bugünkü teknoloji ile o seviyeye ulaşan yok.

Günümüzdeki sorun ise şu, elimizdeki dijital makine her şeyi yapıyor. Teknik anlamda hiçbir şey düşünmenize gerek yok. Ama ne üretiliyor?

OA: Yaratıcılık ön plana çıkıyor. Sizin dediğiniz “görme kültürüne” dayanıyor. Teknolojinin kolay erişilebilir olması yaratıcılığın çok öne çıkmasını gerektiriyor. Benim üye olduğum 500px diye bir fotoğraf sitesi var. Burada sokak fotoğrafı diye sokakta yürüyen insanların fotoğraflarını yayınlıyorlar. Bu sokak fotoğrafı değil ki. Sıradan görüntüler.
IS:  Sokak fotoğrafının ilk örnekleri 1950’li yıllarda Gary Winogrand tarafından ortaya konur. Da kim biliyor? Bir taraftan da teknoloji ile birlikte fotoğraf sektörlere ayrıldı. Yemek, düğün gibi ayrı alanlar oldu. Belgesel fotoğrafçılık ayrı bir alan oldu. Ancak yayın yapacakları bir mecrası yok.

Gary ismini öğrenince acilen Google amcaya müracaatta bulundum. İki linki sizinle paylaşayım;
https://www.winograndthefilm.com/
https://www.imdb.com/title/tt7977594/
İkincisi 2018 de çekilmiş dokümanter bir film.

Orhan Cem Çetin’in Galeri A da bir sergisi vardı. Fotoğraf materyallerinden yaralanarak sanatsal üretimin örneklerini sundu.

Bu ifadeden anladığım, madem fotoğrafta farklı alanlar tanımlandı öyleyse bu alanlarda yer alan çalışmalar da kendi mecralarında ses getirsin. Bir belgesel projenin sanat galerisinde sergilenmesi çok da doğru değil. Tabii bu durumda fotoğrafçı çalışmalarını izleyiciye nasıl sunacak? Kitap deseniz -tecrübeme dayanarak- hele fotoğraf kitabı almak kimseye cazip gelmiyor. Sanırım bu da fotoğrafla uğraşanlar ve gönül verenlerin önemli bir problemi.              

Işık Sezer ile fotoğraf üzerine söyleşi

OA: Ben biraz daha modern ve post-modern sanat içine girelim diyorum. Modern sanat akımı 1950’lerde başlıyor…
IS: Yook, “Modern” kelime anlamıyla “Yenilik” demek. Yani Osmanlı’ya gelen ilk fotoğrafçı da moderndi. Yurt dışında eğitim alıp dönen Şinasi Barutçu’nun her yaptığı da moderndi.

OA: Benim okuduğum kitaplarda modern sanat kavramının ortaya çıkışını İkinci Dünya Savaşında sonra Amerika’da yaşam tarzının değişime uğraması ve Avrupa’dan Amerika’ya göç eden sanatçıların da etkisiyle olmaya başladığında ortaya çıktığına vurgu yapıyor.
IS: Fotoğraf olarak baktığımızda modern kavramı fotoğraf sanatının sınırlarının genişletilmeye çalışılması oluyor. Deneysellik. Avangard sanat okulları gibi. Fotoğraf sanatının teknik ve estetikle olan ilişkisini yeniden tanımlamak… Yeni söylemler geliştirmek… Bu hep modernizm çerçevesinde gelişti. 1970’li yıllarda modernizm de bir tıkanma oldu. Artık modernizmin sınırları belirlenmiş oldu. Bu sefer de sadece fotoğraf değil diğer sanat dalları da kendi kendilerini referans alarak yeni eserler üretmeye başlıyorlar. 1975 – 77 lerde post-modernizmin başladığı savunulur. Sherrie Levine geçmiş sanatçılardan örnekler alıp tekrar yorumluyor.

http://www.fakultesanat.com/2015/08/sherrie-levine-sanatta-kopyalama.html

Cindy Sherman (Untitled Films Stills) İsimsiz Film Kareleri çalışmasında filmlerdeki kadın tiplerini kendi yeniden canlandırarak kendine mal etmiştir. Tiyatro sanatının fotoğrafa mal edilmiş hali. Otoportre geleneğinden hareket ederek fotoğraflar üretti.

OA: Burada “kendine mal etme” davranışı var. Yani sizin dediğiniz gibi bir deneysellik ve yeniden yorumlama var.
IS: Yani pek çok sanat dalında yapılan alıntılarla yeni bir anlatım dili ortaya çıktı. Ve dijital teknoloji hızla geliştiği için artık kısıtlamalar ortadan kalktı. Türkiye’ye gelince bana göre biz daha modernizmdeyiz. Çağdaş sanatlara baktığımızda da iyi bir yerdeyiz. Resim ve heykel sanatıyla Türkiye 1970’lerden beri dünyaya entegre vaziyettedir. Fotoğraf alanında ise daha post-modernin girişindeyiz diyebilirim.

OA: Türkiye’de post-modern fotoğraf üzerine isimler var mıdır? Kimlerdir?
IS: Orhan Cem Çetin, Murat Germen, Ali Alışır, Ahmet Erhan diyebilirim. Bu isimler çok ciddi çalışmalar yapıyorlar. Araştırıyorlar. Yurt dışında adlarını duyuruyorlar. Keşke daha çok isim sayabilsek.

OA: Öğrencilerinizin bu konuya bakışları ilgiler nasıl?
IS: Biz bilgileri veriyoruz. Ancak öğrenci kendi yolunu kendi çizmeli. Bahsetmeden geçemeyeceğim, İstanbul moda ve sinema dünyasında yetiştirdiğimiz çok öğrencimiz var. Bir yere gelebilmek için çok uğraştılar. Konuştuğumuzda bize “Hocam okulla piyasa çok farklı” diyorlar. Ancak okulda elde ettikleri disiplinlerin bu başarıya inanılmaz katkısı var.

OA: Yaşadıkça fark edeceklerdir.
IS: Tabii ki. Olaylara farklı açılardan bakıyorlar, farklı kompozisyonlar kuruyorlar. Değişik fikirler üretiyorlar. Bizim meslekte meraklı değilseniz, çaba sarf etmiyorsanız, araştırmıyorsanız bir yere gelemezsiniz.

OA: Haklısınız. Aslında bu dediğiniz her meslek için geçerli.

Ben “Post-modern Kıbrıs Fotoğrafı ve Üç Vizyon” yazısına gelmeye çalışıyorum. Yazının ana fikrini Işık hanımla ele aldık. Zaten Işık Hanım’da “Bu eski yazı” diyerek geçiştirmeye çalışıyor. Yukarıda yazının linkini verdim. Umarım okursunuz. Ben de en azından yazıyla ilgili bir soru olsun diye

OA: Bu yazı fikri nereden çıktı?
IS: Yakın Doğu Üniversitesi sistemli olarak iki yılda bir fotoğraf günleri düzenliyor. Bizi davet ettiklerinde “Kıbrıs’la ilgili bir şey yapalım” dedik. Yazıda yer alan fotoğrafçılar amatör. Daha sonra da bu çalışmaların devamını getirip getirmediklerini bilmiyorum. Sizinle konuştuktan sonra yaptığım araştırmada fotoğrafçılara ilişkin bir şeye rastlamadım ne yazık ki.

OA: Ben de aradım ama o isimlere ilişkin bir şeye rastlamadım.
IS: Demek ki o dönemde çalıştılar ve devamı gelmedi. İnsanlar emek harcıyor karşılığı yok… Mesela yurt dışında galerilerde sergi açtığınızda fotoğraflar satılır. Biz de satılıyor mu?

OA: Cıkk… Satamazsınız.
IS: Benim en son fotoğraf sergim Hamza Rüstem Fotoğraf Evi Müzesinde oldu. O çevrede kaç kişinin sergiyi gezdiğini bilmiyorum. Ancak karşısındaki AVM’ye giren çıkan belli değil. Bu sergimde insan yüzleri vardı. Afiş de ona göre düzenlenmişti. Afişi kapıya astık. Açılış için gidiyoruz, açılış tabiri caizse “Sen ben bizim oğlan”. Başka kimse yok. Güvenlik görevlisi “Bu afişleri lütfen kaldırabilir miyiz?” diye geldi. “Niye?” dedim. Müzeyi gezmeye gelen insanlar “Bunlar kayıp mı diye soruyor”.

Bu tam bir kara mizah gibi olmuş. Hamza Rüstem Fotoğrafevi Müzesini gezmeye geliyorsunuz. Bir afiş var ve siz “Bu nedir?” diye afişteki yazıları bile okumuyorsunuz. Müze haricinde bir galeri olduğundan haberleri yok.

Bir fotoğraf en az on gerçek portreden yola çıkarak olmayan insanların portreleri olan bir fotoğraf sunumuydu. Yani yaklaşık iki yüz kişinin fotoğrafı var orada. Baskılar maddi imkansızlıktan dolayı çok iyi değildi.

OA: Fikir ön planda olunca baskı kalitesi bence çok da üzerinde durulması gereken bir konu değil.

Durumu kurtarmaya mı çalışıyorum?

IS: Satamayacağımı biliyordum. Kimsenin gelmeyeceğini biliyordum. Ama ben bu sergiyi açmak durumundaydım. Mesleki gereğimiz. Türkiye’de bu sıkıntılardan dolayı çok iyi işler yapan insanlar da sergi açmayı bırakıyor. Açmıyorlar.

Burada biraz kayıt dışı (off the record) konuşmalar var. Buraya almıyoruz.

Aslında Türkiye’nin fotoğraf sorunlarını da konuşuyoruz.

OA: Evet, kesinlikle haklısınız. Okuyucular değişik fikirler alacaklar. Fotoğrafın sadece “Gördüğünü çek” olmadığı, işin içine “Sanat” kavramı girdiğinde farklı bir çalışma yapılması gerektiği ortaya çıkıyor.
IS: Gördüğünüzü de çekebilirsiniz. Ancak onu öyle bir bağlamda kurgularsanız birçok alanla ilişkilendirebilirsiniz.

OA: Andy Warhol ve eserleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
IS: Her şeyi tepetaklak etti, yeni bağlamlar kurdu. Sanatı yeniden kurguladı.

OA: Biraz absürd olacak ama sormadan edemeyeceğim. “Post-modern fotoğraf çekmek istiyorum ne yapmam gerek” desem ne tavsiye edersiniz?
IS: Bu alanda yayınlanmış kitapların okunması gerek. Bu alanda çalışmış sanatçıların ve eserlerinin bilinmesi gerek. Aynı zamanda bu çalışmaların satır aralarını okumak gerek. Bu fikir nasıl ortaya çıktı? Nasıl görselleştirildi? Çünkü hiçbiri basit bağlamlarla rastlantılarla ortaya çıkmıyor. Genel anlamda baktığınızda da dikkat edin bu çalışmaları yapan sanatçıların hepsi sanat eğitimi almış yüksek lisans yapmış veya bu alana kendilerini adamış insanlar. Konuya çok farklı noktalardan bakabilen insanlar. Hayata farklı noktalardan bakabilen insanlar. Ve bu bağlantıları da farklı sanat platformlarıyla ilişkilendirebilen insanlar. Her şeyden önce birikim gerekiyor. Yani “post-modern fotoğrafçı olacağım” diye bir şey söyleyemezsiniz. Her şeyden önce dijital teknolojiyi çok iyi bilmeniz gerekiyor. En azından bir alanda buna hakim olmanız gerekiyor.

Eveeeeet, böylece cevabımı alıyorum…

Örneğin, Pınar Yolaçan diye bir fotoğrafçımız var. Kimse (birçok kişi tanımaz diye yorumluyorum. Ben tanımıyordum) tanımaz. Kendisi tekstil eğitimine devam ederken fotoğraf eğitimi de alıyor. Daha sonra “Faniler” diye bir seriye başlıyor, tekstille fotoğrafı birleştiriyor. İnanamazsınız, insanlarda işkembeleri sakatatları giysi olarak kullanıyor. Bu şekilde fotoğrafı yayınlarsanız “Birleştirmiş yayınlamış” dersiniz. Ancak fotoğrafta yer alan kadınların hepsi saf kan İngiliz. Buradan İngiltere sömürgeciliğine vurgu yapıyor. Başka bir çalışma serisinde köle sorunlarından hareket ediyor. Bağlamı o kadar güçlü ki…

https://www.saatchigallery.com/artists/pinar_yolacan.htm

OA: Bunu okuyabilmek gerek.
IS: Fotoğraflara baktığınızda hiçbir şey bilmeseniz de “Bu kadınlar neden bu kadar enteresan?” dediğinizde hepsi sarışın, renkli gözlü tipik İngiliz kadını olduğunu fark ediyorsunuz. Ya da “Buradaki kadınlar niye zenci?” diyorsunuz.

Ya da post-modern fotoğraf yapacağım dediğinizde izleyici ile fotoğraf arasında ne tür ilişki kurulacak? Teknik? Estetik? Yani izleyici sorduğu sorulara fotoğraf üzerinden cevap bulabilmeli.

OA: Geçenlerde bir arkadaşıma “Fotoğraf çekmek için fotoğraf makinasına ihtiyaç yoktur” diye bir laf etmiştim.
IS: Doğru, mesela Gökhan arkadaşımız (Birinci) tamamen klasik teknikleri kullanıyor. Cam üzerine solüsyon sürüyor, güneş baskısı yapıyor, bakır baskı yapıyor. Fotoğraf sadece görsel bir araçtır. Karanlık oda, dijital teknikler sizin düşüncelerinizi şekillendirebileceğiniz araçtır. PhotoShop’u kullanarak ıslak levhaya çekilmiş gibi fotoğraflar üretebilirsiniz. Siz hangi görüntüyü hangi teknikle üretecekseniz seçmeniz lazım. Her türlü imkan var.

OA: Sizin web sayfanızda iki projenizin fotoğrafları var. Birisi “Duvar”, diğeri de “Virane”.
IS: Mimari fotoğraftan hareketle terk edilmiş mekanları fotoğraflamıştım. Kent fotoğrafları üzerine çalışmalardır. Bu fotoğrafların hepsi Kale’de (Kadifekale) yıkım sürecinde çekildi. Mekanlarda kalan insan izlerinin vurgulamaya çalıştım. Renkler, dokular gibi arayışlarımdı. Şu anda o mekanları hiçbirisi ayakta değil. Bir kısmı da Urla’da çekildi. Orası da yıkıldı plaj haline getirildi. Yeni sergimde

Hadi yazmamayım merak edin…

“Txxxx Dxxxxx” hakkında olacak. Burayı yıkılmadan önce fotoğraflama şansına sahip oldum.

OA: Sergiyi ne zaman açmayı planladınız?
IS: Bu sene içinde açmam gerekiyor. Tarihi belirlemedim.

OA: Öğrencilerinize fotoğraf eğitimi veriyorsunuz. Bizim gibi alaylı fotoğrafçılara ne tavsiyeleriniz olur?  
IS: 2010 sonrasında derneklerde çok güzel çalışmalar yapılmaya başladı. Adana derneği ile görüşmüştüm. Kentin önemli kişilerinin portreleri projesi yapıldı. İzmir’de İFOD’un “Siz Uyurken” Belediye ile ortaklaşa çalıştığı güzel bir proje yapıldı. Bu projenin hem sergisi yapıldı hem de kitabı yayınlandı. Keşke bu tarz bütün çalışmaların sergileri daha yaygın olarak sunulsa ve hepsi kitap haline gelerek kalıcı olsa.

OA: Yani derneklerde yer almak gelişme için önemli diyorsunuz.
IS: Bir seyahatimde Selanik’te bir kitapçıya uğramıştım. Kitapların arasında piyano çalınıyordu. Okuma köşeleri vardı. “Fotoğraf kitaplarını görebilir miyim?” dediğimde beni bir kata götürdüler. Hangi kitaba elimi atsam Yunanca.

Işık hanım burada “kat” dedi. Tekrar sordum. Yanlış anlamamışım. Fotoğraf ve sanat kitapları için ayrı bir kat varmış.

OA: Hepsi tercüme edilmiş.
IS: Evet, biz henüz bu seviyeye gelememiştik. O tarihlerde İstanbul’da bir kitapçıda hemen hemen iki raf kadar fotoğraf kitabı vardı. Kaynak yoktu. Ancak şimdi böyle bir sıkıntımız yok. Yayınlanan birçok albüm var. Bunların arasında iyi olmayanlar var mı? Var.

“Kaynak” kelimesinin içeriği sadece kitap olarak ele alınmamalı. Fotoğraf üzerine internette yer alan web siteleri, fotoğrafçılara ait siteler ve buralarda yayınlanan fotoğraflarda bu kavramın içindedir.  

Bunlarda zaman içinde ayıklanacaktır. İnternette birçok fotoğraf sitesinde binlerce fotoğraf yayınlanıyor. Bunun iyi tarafı görme kültürünüz gelişiyorsa kötü fotoğrafı kolayca teşhis edebiliyorsunuz. Bence iyi yoldayız.

OA: Işık Hanım ben çok teşekkür ediyorum. Kendime özel yüksek lisans semineri almış gibiyim.
IS: Ben de size fotoğraf üzerine olan duyarlılığınız için teşekkür ederim.

Işık Hanımın mesleğinin yanı sıra fotoğrafla iç içe bir yaşamı kendine hayat felsefesi olarak aldığını sohbetimizi sürecindeki heyecanından gözlemledim. “Fotoğraf” denildiğinde enerjisini karşısındaki aktarıyor. Etkilenmemek elde değil. 

Sevgi ve saygılarıma

28 Ocak 2020, İzmir

İlişkili İçerikler

Salih Güler ile Fotoğraf üzerine söyleşi

Salih Güler, çok uzun zaman öncesinde çalışmalarını takip ettiğim önemsediğim bir fotoğrafçı. Yanılmıyorsam beni etkileyen ilk fotoğrafı bir provada dinlenen balerinin seyirci koltuğunun arkasına attığı ayakları olmuştu. Fotoğraflarında estetik kavramın ya da değerin ön planda olduğunu fark edersiniz.

Şimdi soralım bakalım, Salih Güler kimdir? Nasıl fotoğrafçıdır? Neler yapar? Kendi anlatsın…

Norveç’te bir Türk’le anlamsal ağlar ve şiir üzerine: Ahmet Soylu

Elazığ-Oslo arasında neler olmuş? Şiir ve yapay zeka ile dolu bir röportaj...

Özcan Yaman ile Fotoğraf üzerine söyleşi

"Tarz geliştirmenin en önemli unsuru felsefe sosyoloji gibi alanlarla ya da sanat kültürünü geliştirmeyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Teknikle olan bağım elimdeki makinanın özelliklerinden çok çekim öncesi sorduğum “Neden çekiyorum?” ve “Nasıl çekmeliyim?” sorularıma verdiğim yanıtlar oluyor. Hangi alanda olursa olsun (Belgesel, Basın ya da kavramsal) tekniği buna uyguluyorum. Çok pahalı ya da marifetli makinelerin benim için yani tarzımı ortaya koymada bir anlamı yok."

Özcan Yaman

Sandıktaki Fotoğraflar

Vivian Maier ve Zaharia Cuşnir üzerine bir şeyler karalayınca Birol Üzmez daha önce yaptığımız röportajda kıyısından köşesinden bundan bahsetmişti. Döndüm röportajı bir kere daha okudum. “Burnumuzun dibindekini ıskalayıp nerelerde dolaşıyorum” dedim kendi kendime. Birol’da sağolsun desteğini esirgemedi. Ve devamı yazımızdaki söyleşide…

E-POSTA ABONELİĞİ

Okyar Atilla
Geçmişte bir ara mühendisti. Şimdi tam zamanlı yönetici, gerçek zamanlı fotoğrafçı. Gündem "Fotoğraf" ise akan suları durdurur. Seyahat denildiğinde kapının önündedir. Klasik müzik ve kitap olmazsa olmazıdır. İki sokak köpeği, muhtelif sayıda kedi ile sürekli temas halindedir. Hızını alamadı mı dağda bayırda bulduğu gerçek köpeklerle konuşur. Sürekli sorgular. Merak ettiği bir konu olursa elinden kimse alamaz. "Bilgi ve sevgi paylaştıkça çoğalır" ilişkilerinin ana fikridir.

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

Abone ol
Bana bildir
guest
Makale Değerlendirme
Makaleyi 5 yıldız üzerinden değerlendirin
Yorum formu, web sitesinde yer alan yorumları takip etmemize izin vermek için Adınızı, e-Postanızı ve içeriğinizi kaydeder. Yorum göndermek için lütfen web sitemizdeki Koşulları ve Gizlilik Politikamızı okuyun ve kabul edin.
3 Yorum
Eskiler
En yeniler Beğenilenler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster
Öner BÜYÜKYILDIZ

Işık Hanım’ın internet sitesini tarayıcımın yer imlerime ekledim. Zaman buldukça okunacak çok yazı var.
Bizleri böyle değerli insanlarla tanıştırdığınız, yaptığınız sohbeti sanki biz de ordaymışcasına sıcak ve samimi bir şekilde aktardığınız için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum Okyar bey. Ellerinize sağlık.
Selam ve saygılarımla.

Öner BÜYÜKYILDIZ

Orhan bey’i sosyal medyadan takibe aldım. İzler ve Suretler programının ise tekrarını izledim. (Program 13 bölümmüş ve bu ilk bölüm, diğerlerini de kaçırmayacağım) Orhan bey’in çalışmaları ve düşünceleri çok yaratıcı. İnsana yeni ufuklar açıyor.
Tavsiyeniz için çok teşekkürler.

Manşet

Sony A7S III: Beklenen makine 5 yıl sonra geldi

Artık tek boynuzlu at, Yeti, Lochness canavarı, gulyabani, dünya lideri Türkiye ekonomisi kadar efsaneleşen Sony A7S III nihayet geldi.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Bir Fotoğraf, şehir hatları vapurundaki Çocuk ve Martılar

Bir Fotoğraf, şehir hatları vapurundaki Çocuk ve Martılar

Tüm hücrelerinde hissettiği o sonsuz huzurla Mısır çarşısına doğru yürürken elindeki bozukluklara şöyle bir baktı ve gülümsedi. Dönüşte martıların simit parası çıkmıştı! İçinden mırıldanmaya başladı:

Beni mutlu edecek şey, senin paran değil.
Sıyrıl bütün önyargılarından..
Hoş geldin aslıma!
İşte ben böyleyim.
İşte ben böyleyim…

POPÜLER İÇERİKLER

Kamera Çözünürlüğü ve Doğru Bilinen Yanlışlar

Kamera Çözünürlüğü ve Doğru Bilinen Yanlışlar

Dijital kameralar hayatımıza girdiğinden beri megapiksel yarışı devam ederken, son birkaç yıldır özellikle kamera çözünürlüğü alanında büyük bir artış yaşandı, 41 Megapiksel kameralı telefonlardan...
3
0
Düşünceleriniz bizim için önemli. Belirtmek ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x