Kristal'e Mektuplar

Körlük

Fotoğrafın sahibi 70-300 objektif ile yıllarca makro fotoğraf çekti. Bu takdire şayan fotoğrafta onlardan birisidir. Bende de o objektif vardı, ilk elden çıkardığım o oldu. Niye mi? İyi fotoğraflar çekemedim de ondan sattım.

Ama İlker Güneysu çekti! Ben niçin çekememiş olabilirim? Kör olmalıyım değil mi? Evet!

Aynı donanımla bir kişi harikalar yaratırken, diğeri başarısız oluyorsa sorun donanımda değil, beceremeyendedir.

-

Merhaba Kristal.

José Saramago’nun yazdığı Körlük kitabının özgün ve sıra dışı üslubu, başlangıçta okuyucuyu rahatsız edebilir. Ancak sonrasında uyandırdığı merakla sarıp sarmalar ve insanların sadece ‘görme’ yetisini yitirince neredeyse tüm erdemini kaybettiğine tanık yapar, en temiz ruhların bile hiç beklenmeyecek eylemleriyle karşılaştırır ve “Acaba sonunda ne olacak?” sorusunun cevabını öğrenmeye sürükleyeceği için kitabı elinden bıraktırmaz.

Ve son sayfalarda insanların analizini yaparak, çoğunluğun göremediği ama yaşadığı gerçeklerle yüzleştirir…

Der ki; “Dünya yaşayan körlerle dolu”, bence haksız da sayılmaz…

Sevgili Kristal en başta kendimi bu körler arasına sokmalıyım. Çünkü her şeyin kıymetini kaybedince anlıyorum, aslında çoğumuz sahip olduğumuz birçok şeyin farkına varmıyoruz ki. Sağlık en büyük zenginliğimiz ama kaybedince farkında olabiliyoruz. Şu günlerde Coronavirüs salgını bizi evlerimize kapadı. Sohbet etmek için gittiğimiz, yemek yediğimiz her yer kapalı; dostlarımızla buluşamıyoruz, sarılamıyoruz. Yakınlarımızı bile ziyaret edemiyoruz ancak görüntülü görüşmeyle birbirimizi görebiliyor ve sesimizi duyurabiliyoruz.

Bir ay öncesine kadar bütün bunları yapabiliyorduk değil mi? Sevdiklerimizle olmak büyük zenginlikmiş ama farkında mıydık? Değildik, çünkü kördük!

Ancak Kristal “Özlü sözlere güvenin, gecenin sonunda sabah olur” diyen JS haklı, salgını yeneceğiz ve o zengin yaşama geri döneceğiz.

Ancak unutmamalıyız ki salgını ancak bağışıklık sistemimiz yenebilir onu güçlü yapmak elimizde.

Nasıl mı? Öncelikle yaban hayatını, atmosferi ve ormanların korunmak zorundayız… Doğaya sahip çıkmalı, onu tahrip etmemeliyiz. Savurganlığı bırakıp ihtiyacımız kadar üretmeli ve tüketmeliyiz.

İşlenmemiş, doğal gıdalarla kararında beslenerek, hareket ederek, iyi uyuyarak, yapıcı ve olumlu düşünerek; antibiyotik ve ağrı kesici ilaçları ise hayati tehlike yoksa kullanmayarak bağışıklığımızı güçlendirebiliriz…

Medya bizi körleştirmesin, coronavirüs için aşı ve ilaca güvenmeyelim, bağışıklığa güvenelim sevgili dostum! Çünkü viruste oluşacak mutasyon; aşı ve ilacı çöpe atar. Ama antikorlarımızın hafızası vardır, iyi ve kötüyü ayırır, zarar verecek mikroorganizmalarla savaşır, onu güçlendirmeliyiz.

Eğer yine kör olur, reklamlara aldanırsak hiçbir şey değişmez, yine sorunlar yaşarız.

Lezzetli ürünleri ‘iyi’ zannediyoruz. Hâlbuki o lezzeti oluşturan kimyasal gıda katkıları sağlığımıza zararlı.

Yazara katılmamak elde değil; “Bazı insanların içindeki kötülük sınır tanımaz”. Cebimizi boşaltmak için bizlere cazip gelecek şeylerle karşımıza çıkıyorlar, tuzağa düşmemeliyiz!

“Ne hale düştük, bize okunanı dinliyoruz” diyen JS çok haklı. Bizden istenenler genellikle başkalarının işine yarayan şeylerdir. Kimsenin dümenindeki yolculuğa kapılmamalıyız, gizli gerçeği bulmalıyız.

Yazarın “Yuttuğumuz her lokma bir bakıma başkasının ağzından çalınmış oluyor, bu hırsızlığı aşırıya vardırarak başkalarının ölümüne neden oluyoruz, aslında hepimiz az çok katil sayılırız” tespiti de bence çok doğru. Doyumsuzluk, olanla yetinmeme, daha fazlasına sahip olma arzusu, açıkçası zaaflarımız bizi bitiriyor Kristal…

“Körlerin en kötüsü; görmek istemeyen kördür” derken haksız mı JS? Sorunu anlamayanlarla dolu her yer… Beyninde arka plânda çıkar hesapları var, işine gelmediği zaman kör oluyor… “Asıl zor olan insanlarla birlikte yaşamak değil, onları anlamak…” Aslında çıkarına uymadığını dinlemek istemiyor insanoğlu. Doğruyu ve gerçeği anlamak istemeyen bir kişiyi nasıl anlayabiliriz ki?

“Hiç değişmeyen bir başka şey de, bazı kişilerin ötekilerin düştüğü kötü durumdan yararlanmasıdır” diyor kitap. Yalan mı? İnsanların zor durumlarından yararlanarak büyüyen sektörlerin, lüks içinde yaşayan yöneticilerini düşünelim.

Bütün konuştuklarımın bu fotoğrafla ne ilgisi var? Diye sormak hakkınız, anlatayım.

Fotoğrafın sahibi 70-300 objektif ile yıllarca makro fotoğraf çekti. Bu takdire şayan fotoğrafta onlardan birisidir. Bende de o objektif vardı, ilk elden çıkardığım o oldu. Niye mi? İyi fotoğraflar çekemedim de ondan sattım.

Ama İlker Güneysu çekti! Ben niçin çekememiş olabilirim? Kör olmalıyım değil mi? Evet!

Aynı donanımla bir kişi harikalar yaratırken, diğeri başarısız oluyorsa sorun donanımda değil, beceremeyendedir.

Bu durumda sebebi araştırmak gerekiyor.

Olmuyor diye düşünmemeli, nasıl yaparım? Sorusunun cevabını aramalıyız.

Sorunlara olumsuz bakıp kestirip atmayanlar, işin içinden nasıl çıkacağına yoğunlaşanlar başarıyor.

İşte bu nedenle sevgili İlker Güneysu’yu hep takdir ederim. Çünkü elindeki objektifin performansını yakaladı ve eşsiz fotoğraflar üretti.

İsterseniz son sözü yine José Saramago’ya bırakarak vedalaşalım.

“Ölümsüz değiliz, ölümden kaçamayız ama hiç olmazsa kör olmaktan kaçınmalıyız.”

Selam kör olmaktan kaçınanlara gitsin.

Mikdat Besni

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız hemen abone olabilirsiniz.

Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

Abone ol
Bana bildir
guest
Makale Değerlendirme
Makaleyi 5 yıldız üzerinden değerlendirin
Yorum formu, web sitesinde yer alan yorumları takip etmemize izin vermek için Adınızı, e-Postanızı ve içeriğinizi kaydeder. Yorum göndermek için lütfen web sitemizdeki Koşulları ve Gizlilik Politikamızı okuyun ve kabul edin.
13 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Satır İçi Geribildirimler
Bütün yorumları göster
Osman Zihni ERENLER

Teşekkür ederim Mikdat Hocam. Hayat dersi kıvamında bir paylaşım.

Mikdat Besni

Osman Bey ilginizle güç verdiniz, teşekkürler…

Mikdat Besni

Osman Bey teşekkürlerimi iletiyorum…

Alaettin Demircioğlu

Duygusal bir dönemden geçiyoruz, üstüne üstlük bu yazı da tuz biber oldu. Yani ders almak anlamında çok iyi geldi. Yazıyı okurken aklıma kutsal kitabımız Kuran-ı kerimin neredeyse her sayfasındaki o öğütleri düşündüm; “Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler.” Saygılarımla Alaettin Demircioğlu mimar

Mikdat Besni

Alaettin Beyim yazının size iyi gelmesine sevindim… Hep iyi olanlarla karşılaşmanızı dilerim. Selamlar…

Savaş Şener

Çekene de, yazana da selam olsun

Mikdat Besni

Savaş Hocam bizden de dostlarıma selam olsun…

Sebahattin Demir

Müthiş!
Bir süper telefoto objektif ile makro, üstelik böylesine detaylı ve keskin.
Dediğiniz gibi, ekipman bir yere kadar, önemli olan teknik.
İlker beyi bu çok başarılı çalışması için yürekten tebrik ediyorum
Size de böylesine değerleri sitemizde bizlerle buluşturduğunuz için teşekkür ediyorum Mikdat bey.
Selam ve saygılarımla.

Mikdat Besni

İlker bir çoklarımız için olmaz denilen şeyi başardı. Saygı duyarım. Böylesi değerlerin tanınması için bana fırsat ve köşe vermeniz her türlü takdirin ötesindedir, teşekkürler Sebahattin Beyim.

Öner BÜYÜKYILDIZ

Ellerin dert görmesin Mikdat abim. Çok güzel yazmışsın. Keyifle okudum yine, diğer tüm yazılarında olduğu gibi.
“Bir müsibet bin nasihata bedeldir”demiş atalarımız. Bu söylediklerinizi birkaç ay önce yazsanız bu kadar etkili olmazdı sanırım. Şimdi herkes elindekilerin değerini daha iyi anladı. Hayat elbette normale dönecek. Benim korkum insanların bu müsibeti çabuk unutup yine o hoyrat yaşantılarına dönmeleri.

İlker bey’i de tebrik ediyorum. Birçok kişinin burun kıvırdığı bir ekipmanla harikalar yaratmış ve “bak oluyor” dedirtmiş. Sosyal medyadan da takibe aldım kendisini. Harika bir portfolyosu var. Kadrajı harika. Kendisinden öğreneceğim çok şey olduğu kesin.

Bazen umutsuzluğa kapılsa da insan, sizin gibi değerli insanları tanıdıkça umut yeşeriyor gönlünde. Sebahattin bey’i tanıdım, sayesinde sizi ve değerli birçok ismi, sizin sayenizde İlker bey’i ve başkalarını…

İyilerin ve iyiliğin hep galip geleceği sağlıklı güzel günlere kavuşabilmek temennisi ile selam ve saygılarımı sunuyorum.

Yeni yazılarınızda görüşmek üzere.

Mikdat Besni

Öner Bey emsalsiz ilginiz ve anlayışınız inanın beni çok etkiliyor. Tanışmak istediğim insanlardan birisiniz. Kafama da koymuştum, eğer coronavirus kısıtlaması olmasaydı programda bugünlerde Tokat vardı… Ve sizinle mutlaka görüşmeye çalışacaktım, kısmet değilmiş… İlginiz ve düşüncelerinizi öğrenmekle güç alıyor ve şevk duyuyorum. Varlığınıza teşekkürlerimle…

Öner BÜYÜKYILDIZ

Cevabınız beni çok mutlu etti Mikdat abim. Sizinle tanışmaktan onur duyarım. Sizi yüz yüze görsem, görüşsem ancak bu kadar inanırım samimiyetinize. Gönüller bir inanın. İnşallah şu sıkıntılı günler bir geçsin, görüşmekten şeref duyarım, seve seve misafir ederim sizi.

Mikdat Besni

Selamlarımı iletiyorum.

Makale yazarı

Mikdat Besni
Veteriner hekim olarak uzun yıllar kamu görevi yaptı. Sayısal teknolojinin fotoğrafta yaygın olarak kullanılmaya başlaması ve internet paylaşımının etkisiyle hobi olarak fotoğrafla ilgilenmeye başladı. Sadece çekip paylaşımda bulunularak ya da izleyerek fotoğrafın öğrenilemeyeceğini göz önüne alarak, ciddi yayınlardan kaynak oluşturdu. En iyi öğrenmenin öğretme olduğu gerçeğinden hareketle, verdiği fotoğraf kursları sayesinde fotoğrafın inceliklerini öğrendi. Susurluk Fotoğraf ve Sanat Akademisi Derneğinin Başkanlığını yürütmektedir. Fotono21 (Diyarbakır) ve ASFOD (Konya Anadolu Selçuklu Fotoğraf Derneği) tarafından Onur Üyesi olarak payelendirilmiştir. Bu onur üyeliklerini fotoğraftan aldığı en büyük ödüller olarak görmektedir.

Manşet

Roger Fenton's waggon

Belgesel Fotoğrafçılık

Belgesel fotoğraf önemli ve tarihi olayların belgelenmesi yanı sıra, gündelik yaşamı etkileyen durum, olay, sorun ya da krizleri belgeleyen; çalışırken mümkün olduğunca gerçeği temsil eden; belgesele konu olan bireylerin güvenini kazanarak; aktarımlarını mümkün olduğunca olduğu gibi kaydeden, yapılan proje için zaman, fedakarlık, sabır, emek vererek, tutkuyla sarılmayı gerektiren; bir proje ekseninde yapılan, çalışmada etik kurallara ve kişi mahremiyetine uyan; çalışma çıktıları ile konu olan bireylere karşı sorumluluk hisseden; sosyal değişim hedefleyen ve konu olan bireylere yardımcı olmaya çalışan bir fotoğraf üslubudur.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Resim çekmek mi, Fotoğraf yapmak mı?

Resim Çekmek mi, Fotoğraf Yapmak mı?

Sıkça yaptığımız gibi yine bir hafta sonu eşimle birlikte Kuşadası'ndayız ve sahilinde nefes kesici bir manzaraya bakıyorum. Her zaman yanımda olan kameramı çıkarıp bu harika görüntünün fotoğrafını çekiyorum:

Buna benzer birçok yazı
E-Posta Kutunuza
gelsin ister misiniz?

Bültenimize abone olun, yeni içerikler ilk size gelsin.

Teşekkürler. Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyin.

13
0
Düşünceleriniz bizim için önemli. Belirtmek ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x