Daha

    Bir dizi söyleşinin ardından

    2020 TFSF ödülüne layık görülmemizdeki belirleyici argüman kitaplarımız, yazılarımız ve özellikle de ‘Fotoğraf Ustaları’ ve ‘Işıkla Resmedenler’ isimli külliyat olduğu için bazı açıklamalara ciddi ihtiyaç vardı. O nedenle aşağıdaki açıklamaları yapma gereği duyduk. Alaylı-mektepli, profesyonel-amatör fotografın hemen her kulvarından toplam 154 kişinin yer aldığı kitaplara, daha doğrusu sürece ilişkin paylaştığımız bir kısım bilginin zihinlerde beliren sorulara yanıt verdiğini umuyoruz.

    Bütün ustalara saygıyla.

    -

    Şu sıra 2021 yılı Nisan ayı ortalarını idrak etmekteyiz. Diğer bütün mahlûkat muafiyet kazanırken, küresel salgın (Covid-19) insan türünü eve kapanmaya mecbur etti. Bu anormal sürecin, eski tabirle, sene-i devriyesinde olduğumuz söylenebilir.

    Vaziyet bu iken, her gün biraz daha olgunlaşan internet altyapısı sanal ortamı (yeni gerçekliği) bir adım ileri taşıdı ve uzaktan eğitim, uzaktan sohbet-söyleşi, uzaktan paylaşım yaygın hale gelmeye başladı. Fiziki ortamın bazı dezavantajları, yeni gerçek (sanal) ortamda bertaraf edildi. Kapalı bir mekânın; dersliklerin, salonların, galerilerin kapasitesi oldukça sınırlıydı. Örneğin dernek salonlarında yapılan söyleşi ve sunumlara katılan insan sayısı en fazla elli-altmış iken, şimdi yüzlerce insan aynı etkinliğe katılabiliyor. Sınır epeyce genişledi. Hatta youtube marifetiyle sınır büsbütün ortadan kalktı. Ne ki önceleri iletişim-etkileşim yüzyüzeydi. Dolayısıyla, yüzyüze olma avantajı da yeni koşullarda maalesef yitirildi. Ekranlardan birbirimizi görüyor, konuşup sohbet ediyor, ders veriyor-ders alıyor, tartışıyor, paylaşıyoruz. Öte yandan, yüzyüze ortamlarda gerçekleşen etkinliklerde, şayet özel olarak kayıt yapılmamışsa, sözlerin sadece bir kısmı insan belleğinde kalır, çoğu uçup giderdi. Şimdi ağızdan çıkan her söz kayıt altında. Bellek oluşturulması bakımından bunun olumlu olduğu söylenebilir. Ancak en nihayet insan halidir; kimi zaman maksadı aşan sözler, istemdışı kelimeler, tasvip edilmeyecek gerginlikler ortaya çıkabilir. Dolayısıyla, insanlar konuşurken ziyadesiyle sakınırlar. Her zamankinden çok daha yüksek ölçüde otokontrol devreye girer. Belki yeni düzlemin daha başında olduğumuz için öyledir, gelecekte işin çehresi değişir. Sakınımsız konuşmanın giderek yaygınlaşacağı, zaman içinde bu halin kabul göreceği ve benimseneceği öngörülebilir. Gene de bunun nereye varacağını şimdiden tam olarak bilemeyiz. Mesele şu ki, kaba saba tutumun, küfürlü konuşmaların veryansın ettiği sosyal (asosyal) medya ortamı pek dikkate alınmaz (özünde en fazla dikkate alınması gereken yerdir); buna mukabil, belli ölçüde entelektüel bağlamı olan ortamlara odaklanır herkes ve tabiri caizse öküzün altında buzağı aranır. Hal böyle olunca, ağızdan çıkacak her kelime özenle seçilmek zorunda. Yanlış anlaşılmalara meydan vermemek için kılı kırk yarmak gerek. O nedenle ister istemez sıkışık bir vaziyet oluşur. Bu da olumsuz tarafıdır, yeni gerçeklikle tarif edilen hayatın.

    Mamafih alışıyoruz yeni gerçekliğe. Bu süreç için ‘her şey doğal akışı içinde sürüp gidiyor’ demek de çok zor; ‘her şey yapay akış içinde sürüp gidiyor’ demek, galiba daha isabetli. Hızla benimseniyor yeni koşullar. Çok açık ki yakın gelecekte tam anlamıyla kanıksanacak ve hayatın yeni normali olacak. Hayıflanmak anlamsız.  

    ***

    Yeni koşullarda internet olanaklarıyla bizi konuk etme nezaketi gösteren SAGÜSAD (Sakarya Güzel Sanatlar Derneği), FEFSAD (Fethiye Fotoğraf ve Sinema Sanatı Derneği), SSS (Sille Sanat Sarayı), Arthenos Blog, Pyxis Fotoğraf Kulübü, ATAFOD (Atakum Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği) yönetici ve üyelerine inceliklerinden ötürü teşekkür ediyoruz. Bu vesileyle, bizi ‘2020 TFSF Ödülü’ne layık görüp onurlandıran ve o kapsamda bir de söyleşi/sohbet gerçekleştiren TFSF (Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu) Yönetim Kurulu Üyelerine ve ilgili herkese şükranlarımızı iletmek istiyoruz. Memleket fotografı yararına ortaya koyduğumuz uzun soluklu gönüllü çaba ve kültür-sanat ortamına yaptığımız naçizane katkının manen karşılık bulması elbette gönül okşar, sevindiricidir. Asıl mesele, fotografik düzlemde ortaya konan yoğun çabanın, gönüllü emeğin ve nitelikli sonucun takdir edilmiş olmasıdır. Böylesi anlamlı bir geleneği başlattıkları için TFSF yöneticilerini ayrıca tebrik ediyoruz.

    Doğrusu, TFSF’nin böyle bir ödülü ihdas ettiğinden de haberli değildik. TFSF Başkanı sayın Dr. Sefa Ulukan arayıp ödülü ilettiğinde, tam anlamıyla sürpriz oldu. Hoş bir sürprizdi. Ödülün ilk kez 2019’da verildiğini daha sonra öğrendik. Her kim olursa olsun, birileri tarafından ülkenin kültür-sanat hayatına yapılan katkının bir üst kurumsal yapının yöneticileri tarafından takdir edilmesi son derece önemlidir. Sayın Ulukan ödülün takdir edildiğini telefonla ilettiklerinde, “Nobel alsam bu kadar sevinmezdim” diyerek hissettiğimiz ve/ya düşündüğümüz hali bir parça izah etmiştik. Neden böyle bir şey söyleme gereği duyduğumuzu da söyleyelim ki eksik kalmasın. Güzeller güzeli memleketimizde gerek kültür-sanat alanında, gerekse diğer alanlarda ortaya konan çok büyük emeklerin görmezden gelinmesi, takdir görmemesi halini birey ve toplum olarak o kadar kanıksadık, öylesine içselleştirdik ki (“Madalya mı takacaklar?!” sözü o yüzden kalıp haline gelmedi mi?) tersi bir durum oluştuğunda, yani takdir edilme hali ortaya çıktığında şok etkisi yaratacak denli şaşırtmaktadır. İşte bu yüzden, kendi ülkemizde takdir görmeyi, dünyanın bilinen en büyük ödüllerinden daha anlamlı ve değerli bulduğumuzu ifade etme ihtiyacı duyduk.  

    Eksik olmasınlar, samimi dostlar arayıp kutladılar. Ülkemizin önemli doğa fotografçılarından, üstelik doğa olgusuna yeni bir sanatsal-felsefi yaklaşım getirme gayreti içinde olan (ki manifestolarını yayınladılar) değerli ağabeyimiz Prof.Dr. Adnan Ataç, Şermin Beşir hanımefendiyle birlikte, 2020 yılı TFSF ödülüne layık görülen doğa fotografının duayenlerinden Tansu Gürpınar hocamızı da yanlarına alıp bizi evimizde ziyaret ettiler. Sebeb-i ziyaretleri, kutlama içindi. Bu da bizim için ikinci sürpriz oldu. Tabii ki çok hoş bir sürprizdi. Unutulur gibi değil. Müteşekkiriz. Varolsunlar.    

    ***

    İlgili dostların bileceği üzere, geride bıraktığımız on yıl içinde fotografın yazın alanını ilgilendiren dokümanter (belgesel) nitelikli oldukça uzun soluklu bir çalışma gerçekleştirdik. Bunlardan ilki, FSK (Fotograf Sanatı Kurumu) yayını olarak hayata geçirilen, 10 ciltten oluşan ve 80 fotografçıyı kapsayan ‘Fotoğraf Ustaları’ serisidir. İkincisi ise, Alter Yayıncılık tarafından basılan, 16 ciltten oluşan ve 72 fotografçıyı kapsayan ‘Işıkla Resmedenler’ serisidir. Buna ilave olarak ‘Fotograf Sanatı Üzerine’ kitabımızın yeni basımında usta fotografçı ve fotograf kuramcısı Orhan Alptürk’e yer verdik. Öte yandan fotograf entelejansiyasının en önemli isimlerinden biri olan Handan Tunç’la yaptığımız söyleşiyi/röportajı kitaplaştırdık. Böylece toplamda 154 kişinin yaşam öyküsü, fotograf serüveni, duygu ve düşünce dünyası basılı mecrada yerini aldı ve kalıcı hale geldi. Bununla birlikte iki önemli ressamımızın biyografilerini kaleme aldık (‘Kan Çiçekleri’: Ressam Hikmet Çetinkaya‘Sicim’: Ressam Ahmet Yeşil).

    Maddi koşullarımız elverse, örneğin iş dünyasından veya başka kurumsal yapılardan sponsorlar olsa, memleketin dört bir yanında yaşayan alaylı eski ustaları bulup hepsiyle yahut büyük bir kısmıyla röportaj yapmayı ve tamamını bir seri kitap haline getirmeyi arzu ederdik. Sadece onları değil tabii ki, örneğin, akademiyi tek başına ele alıp, mevcut bütün akademik kadrolarla veya büyük bir kısmıyla söyleşi/röportaj yapıp ayrı bir seri kitap oluşturmayı arzu ederdik. Fotomuhabirlerinin tamamı veya büyük bir kısmıyla söyleşi/röportaj yapıp ayrı bir seri kitap oluşturmayı, Tanıtım ve Reklam fotografçılarının hepsiyle yahut büyük bir kısmıyla söyleşi/röportaj yapıp ayrı bir seri kitap oluşturmayı arzu ederdik. Fotograf tarihçileri, eleştirmenler, küratörler, ileri amatörler, dernek emektarları vb için aynı şeyi yapmayı arzu ederdik. Takdir edersiniz ki bu bir kadro işi ve aynı zamanda ekonomik güç işi. Fakat ne ekonomik güç var, ne de kadro. Hazırladığımız kitaplarda, fotografın bütün kulvarlarından ustalar yer alıyor. O nedenle sağlam bir örnekleme olarak kabul edilebileceği kanaatindeyiz. İşin özü, ‘örnekleme’ büyük bir kütleden birkaç değişik örnek alıp inceleyerek kütlenin tamamı üzerine yargı oluşturmaya matuftur. Bizim yaptığımız ise, büyük kütlenin neredeyse yarısından fazlasını kapsadı. O bakımdan, ‘örnekleme’ kavramını da ziyadesiyle aştığımızı rahatlıkla söyleyebiliriz.

    Yirmi kişiyle daha yaptığımız söyleşi/röportaj kayıtları var elimizde. Üstelik bazılarını yazılı metin haline de getirdik. Ancak madden ve manen bîtap düştüğümüz için, bu düzlemdeki kitap serüvenimizi sonlandırdık. Koşullarımızı sonuna kadar zorlayarak bu kadarını yapabildik. Bundan sonrasını, yani kalan kısmı, karşılıksız emek ve zaman koymaya gönüllü, sabırlı, çalışkan, hünerli başka insanlar yapabilirler. Yapmalılar. Malûm, şimdi koşullar daha elverişli. İnternet üzerinden söyleşiler/röportajlar yapılabilir. Başka kentlerde yaşıyorken yüzyüze gelip bunu gerçekleştirmenin çok ciddi bir maliyeti varken, şimdi böyle bir maliyet söz konusu değil. İsimleri tespit etmek ve iletişim kurmak şimdilerde çok daha kolay. Bu işin en zor kısmı kitaplaştırmaktı. TFSF’nin (Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu) sağlayacağı destekle (sıcak baktıklarını dillendirdiler) kitap yapmak artık zor değil. TFSF’nin desteği çok büyük bir olanaktır. Bunun değerlendirilmesi gerekir.

    Fakat zorluklar bunlardan ibaret değil. İşin içine girince, beklenmedik şeylerle karşılaşıyor insan. Bilerek ve göze alarak yola çıkmazsanız, anormal sürprizlere muhatap olur ve şaşırıp kalırsınız. Örneğin, kişisel nedenlerle görüşmediği, sevmediği biri kitaplarda yer aldığı için söyleşiyi/röportajı reddedenler olacak; kendisinin birinci ciltte (başta) olması gerektiğini düşündüğü için sonraki ciltlerde olmayı kabul etmeyenler olacak; asla bilemeyeceğiniz başka nedenlerle kitaplara girmek istemeyen birileri olacak, ikna çabalarınız işe yaramayacak. Onların neden kitaplarda yer almadığı sorulacak size; özel (mahrem) bilgi saydığınız, dedikoduya meydan vermek istemediğiniz için açıklayamayacaksınız. Dolayısıyla önemli bir sorunun yanıtı hep eksik kalacak. Kimin kiminle arasının bozuk olduğunu bilmenize olanak yok. Kaldı ki bilseniz dahi birinin bir başkasıyla arası bozuk diye, hakettiği halde bir insanı kitaplara almamak düşünülebilir mi? Diğer yandan, birinci ciltten sonuncu cilde kadar bir kariyer ve/ya ustalık sıralaması yapmak hiç kolay değildir. Bunu yapan herkes yanılır. O yanılmadığını düşünse bile, her fırsatta ona ne kadar büyük bir hata yaptığı söylenir. Bu gibi konularda etki altında kalacak insan, katiyen bu serüvene atılmasın. Kendi kişisel arzularına uygun olmadığı için, başka bahaneler öne sürerek dolaylı yahut direkt sizi hatalı davranmakla eleştirecek birileri hep çıkacak. Kitaplara girecek kişilerin kimler olması gerektiği konusundaki kararı kendisine bırakmanızı isteyecek birileri çıkacak, kararı ona bırakmadığınız için çok garip tutumlara muhatap olacaksınız. İstemediği biri kitaba girdiği için size hakaret eden çıkacak. Sineye çekmek zorunda kalacaksınız. Söyleşi/röportaj yapmak istediğiniz birileri sizden telif ücreti talep edecek. İnanamayacaksınız. Gönüllü yaptığınız ve üstelik ciddi masraflara katlanarak gerçekleştirdiğiniz bir iş için ayrıca sizden para talep edildiğinde allak bullak olacaksınız. Onun neden kitapta yer almadığı sorusuna da, gereksiz bulduğunuz için yanıt veremeyeceksiniz. Binbir emekle hazırladığınız metni başkasına veren veya başka yerde kullanan biri çıktığında ne yapacaksınız? Onlarca kez arayacaksınız, sizi hep oyalayacak, yıllar geçecek (örneğin, hazırladığınız metni kendisine iletmenizin üzerinden 7-8 yıl geçtiğini ve hâlâ metni imzalayıp size yollamadığını düşünün), en nihayet emeğinizin boşa gittiği alenen belli olacak. Kimi de, hazırladığınız metni kendisi okumadan yayınlamanızı söyleyecek, ancak siz prensip olarak sözlü onayı kabul etmeyeceksiniz, okumasını ve onayladığını belgeleyen imzayı atmasını rica edeceksiniz. Mamafih imzalamaktan kaçınacak ve en nihayet yayınlamanızı istemeyecek. ‘Neden metni hiç görmeden yayınlamamı istedi?’ diye yanıtını bulamayacağınız bir soru takılıp kalacak zihninize. Duayenlerden dördü-beşi aynı kitabın içinde yer alırken, o merhaleden epeyce uzak olan birileri kendileri için tek kitap yapmanızı isteyecek. Kazara öyle bir şey yaptığınız takdirde çok sert eleştirilerle karşılaşacağınızı bildiğiniz için bundan kaçınacaksınız. Onlar için tek kitap yapmadığınızdan ötürü darılacaklar, binbir emek ve zahmetle hazırladığınız metinleri yayınlamanıza onay vermeyecekler. Ve daha pek çok nedenle emeğiniz ve zamanınız boşa gidecek. Fakat kimse bunu bilmeyecek, onların neden kitapta yer almadığını soracaklar size. Ne söyleyeceksiniz? Aşağı tükürseniz sakal, yukarı tükürseniz bıyık. Koyduğunuz emeğe ve zamana saygı gösterip sizi bir araştırmacı-yazar olarak görmek yerine, kendi özel işine koşturduğu bir eleman gibi görme eğiliminde olan nezaketten, izandan yoksun birileriyle karşılaşacaksınız. ‘Hadi oradan’ deyip kitaplara almadığınız takdirde, gerçekteki irrite edici durumu kimse bilmeyecek ve onu neden kitaplara almadığınız sorulacak. Katiyen anlayamayacaklarını bildiğiniz için, yanıt oluşturamayacaksınız. Bazen o yüzden her türlü garip tutuma katlanıp kitabı yazan kişi olduğunuzu unutarak ameleliği üstlenecek ve sağa sola kitap taşıyacaksınız. Yüzlerce kilometre yol tepip söyleşi için yaşadığı yere gittiğiniz biri, metni oluşturup kendisine ilettikten sonra bir daha dönüp bakmayacak. Telefon ve maillerinize yanıt vermeyecek. Bu durumda ne yapacaksınız? Kendisiyle ilgili metini oluşturup yolladığınız birinin kelimeleri, cümleleri, isimleri, tarihleri düzeltmek adına tamamen bozup berbat ettiğini düşünün. Sizin yazdıklarınız doğru iken, yanlış diye değiştirip hepsini hatalı (yanlış) hale getirdiklerinde tüyleriniz diken diken olmaz mı? Sırf bu yüzden her metni defalarca okumak zorunda kalırsınız ve bir süre sonra bıkarsınız. Beşbin sayfadan fazla metni, metin sahibinin düzeltmeleri nedeniyle bir hataya kurban gitmesin diye defalarca satır satır çok dikkatli şekilde okumak yılgınlığa yol açar. Bunu herkes yapmaz, fakat kimin yapacağını bilemezsiniz, o yüzden aşırı derecede dikkatli olmak zorunda kalırsınız. Her Sempozyuma, panele, etkinliğe davet edilmiş, bildiri sunmuş, akademik ortamda en tepede yer almış kimseler için bile, henüz teknik meseleleri dahi kavrayamamış olanlardan akıl almaz itirazlar gelecek ve o itiraz her ortamda sürekli dillendirilecek. Görmeyeceksiniz, duymayacaksınız. Böyle şeylerle başa çıkacaksınız. Kaleme aldığınız metni on kez-onbeş kez anlamsız şekilde değiştirtecek, gene de hoşnut olmayacak birileri çıkacak. Hangi ağdalı sözlerle çok büyük methiyeler dizeceksiniz de o kişiyi hoşnut edeceksiniz? ‘Yetti be kardeşim’ deyip vazgeçtiğinizde, o kişinin neden kitapta yer almadığı sorusuyla karşılaşacağınızı ve yapacağınız açıklamanın kimseyi tatmin etmeyeceğini bildiğiniz için, ‘ya sabır!’ deyip katlanacaksınız. Hiçbir özelliği olmayan, fotograf ortamında zerrece bir yer işgal etmeyen birileri kendilerini neden kitaplara almadığınızı direkt yahut dolaylı soracaklar, kimi zaman yetinmeyip başkalarını söylemlerine ortak edecekler. Çok büyük sabır göstermek zorundasınız. Kitaplardan ötürü bir tek kuruş dahi gelir söz konusu olmadığı ve aksine oldukça ciddi miktarda harcama yaptığınız halde, sizin kitaplardan para kazandığınızı söyleyecekler. Yüreğinize oturacak, hayıflanacaksınız, yaptığınıza yapacağınıza pişman olacaksınız. Ömrünüzün önemli bir bölümünü, hem de en verimli çağınızda bu işe adamışken ve bunu gönüllü yapıyorken, böyle şeylere muhatap olmak çok yaralayıcı olsa da, katlanacaksınız. Sabır taşı olacaksınız. Kitaplarda yer alan bazı kimseler, yayıncının kitabı maliyetinden verme taahhüdüne karşılık, (söz konusu bedel, çay parasından ibarettir; hem de lüks kafelerde içilen çay değil, kasaba kahvehanelerinde içilen çayın bedeli ölçüsünde) bizatihi kendilerinin yer aldığı kitaptan bir tane dahi almayacaklar. Ahkâm derseniz, öyle böyle değil, kimse onun eline su dökemez. Üstelik hali vakti yerinde. Şaşırıp kalacaksınız. Kitaplar depoda yığıldıkça yayıncı size yüksek perdeden sitem edecek, kolunuzdan tutup sizi depoya götürerek yığılı kitapları gösterecek ve sitemin tonu giderek daha da üzücü bir hal alacak. Onca emekten, onca fedakârlıktan, onca kaprise ve olumsuzluğa katlandıktan sonra bir de öyle kişileri söyleşi için dernek ortamına davet edeceksiniz, sanki kitabı o yazmış gibi imza günü düzenleyeceksiniz, orada gene büyük laflar edecek, siz de sabırla izleyeceksiniz. Yetmeyecek, yayıncı zarar etmesin diye kitap satınalmak zorunda kalacaksınız. Asla yanıtını bulamayacağınız soru şu: Bir insan düşünün; bizatihi kendi biyografisinin yer aldığı kitabı (üstelik maliyet fiyatına) alıp kütüphanesine koymaz, ama başkalarının o kitabı almasını bekler, hatta öğütler, yetinmez ve insanları okumamakla suçlar. İnanılır gibi değil. Tarafsız davranacak ve kişisel meseleleri, kitaplara alınacak kimselerin şahsıyla katiyen ilgilendirmek istemeyeceksiniz. Fakat kitapların yayınlanması olanağını elinde tutan ve bütün olanakları bu iş için seferber etmesi gereken kimselerin kişisel meseleleri öne çıkarttıklarına, kendilerinin arzu ettiği kimselerin kitaplara alınması konusunda ısrarına tanık olacak ve telkinlere, sınırlama girişimlerine karşı durduğunuz için sabote edileceksiniz. Her dönemeçte başka bir çıkmazla yüzyüze geleceksiniz ve çok büyük sabır gösterip çıkış yolu bulacaksınız. Diğer yandan, bu güne dek hiç yapılmamış bir şeyi ve de çok önemli bir şeyi büyük güçlüklere göğüs gererek yaparsınız; eli kalem tutan, dergilerde yazıları yayınlanan üstad-ı âzamlara, bir kısmının kargo bedellerini de siz karşılamak suretiyle basılan her kitabı yollarsınız. Beklersiniz ki bir yazılarında bu çalışmaya dair iki kelam etsinler. Bu vesileyle kitaplara talep oluşsun ve yayınevinin yükü nisbeten hafiflesin umuduyla böyle bir beklentiye girersiniz. Fakat asla ve kat’a öyle bir şey olmaz. Üstelik onlar da yer almışlardır kitaplarda. Görmezden gelindiğinizi geç de olsa anlarsınız ve doğal olarak hüsran çöker üzerinize.      

    Allayıp pullamanın, ortamı tozpembe göstermenin anlamı olmadığı gibi, benzer şeyler yapmak isteyen kimseleri yanıltma olasılığı var. Şayet geçmişin deneyimleri dikkate alınarak yola çıkılırsa, olası problemler daha rahat aşılır. Süreci bir nebze olsun paylaşmamızın nedeni de budur.

    ***

    Olumsuzlukların yanısıra elbette ki insanın içini ferahlatan olumlu tarafları da var. Bazı ustalar öyle yapıcı, olumlu ve zarif davranırlar ki, onlar karşısında kendinizi mahcup hissedersiniz. Harikulade dostluklar gelişir. Bazı ustalar basılan kitapları yayıncının taahhüt ettiği üzere maliyet fiyatından yeter miktarda alıp, yayıncının üzerindeki maddi külfeti bertaraf ederler. Böylece yayıncı rahatlar, siz rahat edersiniz. Bu da sonraki kitabı çıkartmanızı kolaylaştırır. Arayıp teşekkür etme nezaketi gösteren ustalar olur. Ne büyük bir iş yaptığınızı teslim eden, kahraman olduğunuzu söyleyen ustalar yüreğinize su serperler. Ortaya koyduğunuz büyük çabayla memleketin fotograf tarihini oluşturduğunuzu, kalabalıklar önünde söyleyen bilge ustalar çıkar. O an için bütün yorgunluğunuzu unutur, katlandığınız bütün zorlukları geride bırakırsınız. Fotograf ortamında son derece zarif, deneyimli, bilgili, donanımlı, birikimli ustalarla tanışıp yakın dost olmaya vesile olduğu için verdiğiniz bütün emeğe, harcadığınız bütün zamana ve katlandığınız maddi-manevi her şeye değdiğini düşüneceğiniz zamanlar olur. Bir yerde travma yaşarken, başka bir yerde o travmayı onaran yüksek bir moral depolarsınız. Ender de olsa, bazı ustalar kendilerine dair metni kendileri hazırlayıp veya başkalarına hazırlatıp yollarlar. Bu, muhteşem bir şeydir. ‘Helal olsun size’ dersiniz.

    Geniş bir zaman aralığını (diyelim ki 1950-2015 arası), önemli bir dönemi ayrıntılı olarak gözler önüne seren çok ciddi bir dokümanter çalışmaya imza attığınız için kıvanç duyarsınız. Memleketin fotograf tarihi konusunda bilgi deklare edenler sizden tek kelime ile söz etmeseler bile, bilirsiniz ki sonraki zaman müellifi hakikati tespit ve tayin edecektir. Kurumsal yapılar veya tekil şahıslar ortaya koyduğunuz külliyat üzerine sizinle söyleşir, sohbet eder, takdirlerini iletirler. Bir başına ustaların fotograf serüvenini değil, onların yaşam öykülerini, duygu ve düşünce dünyalarını ortaya koyduğunuz için her kitap kendi içinde ciddi anlamda bir hazine barındırır. Çok büyük hikâyeler var, hem de her kitapta. Yazın alanlarına, akademik ortama, entelektüel düzleme kaynaklık edecek bir külliyat söz konusu. Tarihe not düşmüş olmak da cabası.

    Malûm, son elli yılda yaşanan olumlu-olumsuz her şey, teknolojik gelişmeler vb ne varsa, geçmiş zaman içinde üçyüz-beşyüz yılda gerçekleşebilen türdendi. Darbeler ve darbe teşebbüsleri yaşandı. Sovyet Bloku çöktü, Berlin Duvarı yıkıldı. Tek kanallı S/B televizyondan, yüzlerce kanallı renkli televizyona geçildi. Sabit telefon edinebilmek mucize iken, herkeste birer cep telefonu bulunur hale geldi. Her sokakta sadece üç-beş otomobil varken, şimdi park edecek yer bulunamıyor, kaldırımlarda yürümek bile zorlaştı. Fotograf makinesi ender bir şeydi. Şimdi çok yaygın. Analog dönemin ustaları, dijital teknolojiyle yüzyüze geldi. Üç-beş dernekten, elli-altmış derneğe ulaşıldı. Federasyon (TFSF) kuruldu. Memleketin yüzde sekseni köylerde, yüzde yirmisi kentlerde yaşıyor iken, kısa zamanda tam tersi bir vaziyet ortaya çıktı. Bu kitaplarda yer alan usta fotografçıların önemli bir kısmı köylerde, kasabalarda, küçük kentlerde doğup büyüyen, geçmiş zamanın sosyo-kültürel ortamını yaşamış, içselleştirmiş, yerel koşulları özümsemiş, kendi oyuncağını kendisi üreten kimselerdi. Büyük kentlerde doğup büyüyenler ise, o kentin bozulmamış kendine has kimliğini, eski halini iyi bilen kimselerdi. Hayata tutunabilmek için çocukluktan itibaren çalışmak ve yığınla olumsuzluğu göğüslemek zorunda kalan, büyük sosyal çalkantıları yaşayıp atlatan kuşaklardı. Hepsinin büyük hikâyesi vardı. İşte o hikâyeler kayıt altına alınıp ölümsüzleştirildi. Sonraki kuşakların katiyen tahayyül edemeyecekleri bir geçmiş zaman atmosferi betimlediler. Sosyo-kültürel yapıyı, politik vaziyeti, iktisadi hayatı, psiko-sosyal durumu anlattılar. Tanıklıklarını, yapıp etmelerini, yerel kültür ögelerini paylaştılar. Kanaatimiz o ki, anlamlı ve değerli bir eser ortaya çıktı.  

    ***

    Şimdi bunun devamını yapacak kahramanlara ihtiyaç var. Hayata geçirilmiş kısmından ötürü daha olgun, gelişmiş teknik olanaklarda ötürü daha kolay yeni koşullarda bu külliyatın devamını yapmaya gönüllü olacak özverili, çalışkan insanlar çıkacağını umuyor ve diliyoruz.

    Önemli bir hususu özellikle ifade etmek isteriz. Kitaplara kendilerini kasıtlı olarak almadığımızı düşünüp bendenize kırgın olan, kızgın olan, küskün olan kim varsa, hatırlatmak isteriz; kendimizi de kitaplara almadık. Üstelik çoğu kimseden daha eski usta bir fotografçıyız. Onlarca makalemiz, çok sayıda kitabımız yayınlandı. Yirmibeş yılı aşkın bir süredir Temel Eğitim Seminerleri, İleri Düzey Eğitim Seminerleri veriyor, Atölyeler yapıyoruz. Çok sayıda sergi-gösteri gerçekleştirdik, çok sayıda söyleşi yaptık. Ve daha pek çok etkinlikte rol aldık. Paylaşacağımız deneyimler, söyleyeceğimiz şeyler vardı. Fakat taraflı davranmadığımızı, kasıtlı hareket etmediğimizi insanların gözüne sokabilmek için, yakın dostlarımızın bütün ısrarlarına rağmen bundan feragat ettik. Mamafih kimi zaman insanların gözüne soksanız dahi bazı kimseler gene de bildiklerini okuyorlar. Bu açıklamadan sonra hâlâ aynı fikirde olan varsa, onlara şunu öneririz: Oturup kendi biyografinizi yazın. Bunun için hiçbir engel yok. Daha iyisini yapıp, üç-beş insanın daha biyografisini kaleme alın ve hepsini bir kitapta toplayın. Böylece fotograf ortamına da katkınız olur.

    Kaldı ki her fırsatta bu kitaplara girmesi gereken başka önemli ustalar bulunduğunun altını kalın çizgilerle çizdik. Ne yazık ki kitapları hazırladığımız süreçte onlara erişemedik. Koşullarımız elverseydi hiç kuşkunuz olmasın onların her biriyle tek tek söyleşi/röportaj yapar ve kitaplaştırırdık. Hepsini saygıyla selamlıyoruz ve başka kahramanların çıkıp o değerli ustaların kitaplarını hazırlamalarını bütün kalbimizle diliyoruz.

    2020 TFSF ödülüne layık görülmemizdeki belirleyici argüman kitaplarımız, yazılarımız ve özellikle de ‘Fotoğraf Ustaları’ ve ‘Işıkla Resmedenler’ isimli külliyat olduğu için bazı açıklamalara ciddi ihtiyaç vardı. O nedenle yukarıdaki açıklamaları yapma gereği duyduk. Alaylı-mektepli, profesyonel-amatör fotografın hemen her kulvarından toplam 154 kişinin yer aldığı kitaplara, daha doğrusu sürece ilişkin paylaştığımız bir kısım bilginin zihinlerde beliren sorulara yanıt verdiğini umuyoruz.

    ***

    En fazla şikâyet konusu yaptığımız şeylerden biridir ‘bellek’. Toplumu balık hafızalı olmakla itham etmek çok kolaydır. Oldum olası kolaycıyızdır zaten. Önünü ardını düşünmeden, zihinsel bir etkinlik içine girmeden, sorgulamadan kabul ederiz, herhangi bir konuda dillendirilmiş parlak sözleri. Önce bu halimizden kurtulmamız gerek. Bu, bireyin bizatihi kendi sorumluluğudur. Başkasını böyle bir şeyden sorumlu tutamazsınız. Bilgilerinizi, tanıklıklarınızı, analizlerinizi, deneyimlerinizi, öngörülerinizi kayıt altına alın. Yazın. ‘Günlük’ bunun içindir, ‘Hatırat’ bunun içindir. Şiir, öykü, roman yazın. Zihninizde ve yüreğinizde ne varsa bu şekilde kayıt altına alın. Deneme yazın, beste yapın, resim veya heykel yapın. Hiç birini yapamıyor musunuz? Cep telefonunuzla video moduna alıp hayat hikâyenizi, fotograf serüveninizi, tanıklıklarınızı anlatın; eleştiri, düşünce ve hissediş adına söylemek istediğiniz ne varsa söyleyin. Sonraki kuşaklara başka nasıl aktarırsınız? İşte tam da budur bellek oluşturmak.

    Bizden öncekilerin ne yaptığına bakmak yeterli aslında. Onlar ıstıraplarını, sevinçlerini kilimlere dokudular. Ağıtlar-türküler yaktılar, maniler söylediler, destanlar yazdılar. Mizah üretip dilden dile bu güne kadar aktardılar. Özlü söz ürettiler, fikir dünyalarını açığa vurmak için. Şiir yazdılar. Yaşadıkları travmaları, inançlarını, duygu dünyalarını dans figürleriyle anlattılar. Yanık ve/ya neşeli ezgiler bunun içindi. Bu amaçla giysilere özel renkler ve desenler ilave ettiler, çeşit çeşit enstruman ürettiler.

    Peki, biz ne yapıyoruz? Hiçbir şey. Sadece kızıp köpürüyor ve başkalarını (toplumu) balık hafızalı olmakla suçluyoruz. Fakat binlerce yıldan süzülüp gelen bilgilerin, deneyimlerin ne kadarının kendi hafızamızda yeri olduğunu düşünmeyiz. Düşünsek, belki de asıl balık hafızalının kendimiz olduğunu göreceğiz. Yaşadığımız coğrafyanın kültürünü ne kadar biliyoruz? Yüzeysel birkaç şey. Hepsi o kadar. Derinlemesine bilmediğimiz halde, her şeyi bildiğimiz konusunda ahkâm kesmekte üzerimize yok. Tuhaf şekilde saplantılıyız. Empoze edilmiş herhangi bir görüşü sadece slogan ölçüsünde bilir, enine boyuna araştırıp incelemez, tabu haline getirip üzerine katiyen söz söyletmeyiz. Bu halimizle bir de kendimizi en yüksek düzeyde entelektüel mevkide görmekten geri durmayız. Çocukluğumuzdan itibaren birkaç şey ezberletilmiştir ve biz o çerçevenin içine sıkışmışızdır. Onların doğruluğu şüphe götürmez ve tartışılmaz olduğu için katiyen sorgulamayız. Oysa felsefe (düşün) sorgulamayla başlar. Sanat etkinliği de derinlemesine düşünme eyleminin sonucudur. Kalıpları yoktur. Şayet kalıp varsa, tekrardan ibarettir; yani, kısır döngüdür. Bu denli dinamik bir alanı kısır döngüye sokmak haksızlıktır, hatadır, yanlıştır. Kaldı ki ne kadar duvar örülürse örülsün, düşünen beyinler öyle ya da böyle kalıpları kırar, tuzla buz ederler. Böyle yapılmasa zaten insanlık bu güne erişemezdi.

    Gerek ‘Fotoğraf Ustaları’ serisi, gerekse ‘Işıkla Resmedenler’ serisiyle biz de özünde bir bellek oluşturduk. Akademik ortam bundan yararlanabilir. Dönem ödevleri, tezler için bulunmaz bir kaynak. Keza araştırmacılar için birinci elden anlatımla elle tutulur bir kaynak olduğuna kuşku yok. Bu gün rahatlıkla istifade edilebilmesinden gayrı, sonraki kuşaklara intikal edecek derli toplu bir yazılı hafıza olduğu da söylenebilir.

    Bütün ustalara saygıyla.  

    Tekin ERTUĞ

    (Nisan 2021)    

    İlişkili İçerikler

    E-POSTA ABONELİĞİ

    Yorum Politikamız: Arthenos.com ekibi olarak tüm okuyucularımızı tartışmalara aktif olarak katılmaya teşvik etsek de, Davranış Kurallarımıza uymayan veya yayınlanan materyalin editoryal standartlarını karşılamayan herhangi bir içeriği Silme / Değiştirme hakkını saklı tutarız.

    Abone ol
    Bana bildir
    guest
    2 Yorum
    Beğenilenler
    En yeniler Eskiler
    Satır içi geribildirimler
    Bütün yorumları göster
    Okyar Atilla
    2 ay önce
    Makale Değerlendirme :
         

    Pandeminin mesafeleri yok ederek sanal ortamdaki toplantıları hem arttırmaya hem de çeşitlendirmesine fırsat yarattığı kaçınılmaz. Zaten hep dediğimiz gibi tehditleri ve olumsuzlukları fırsata çevirenler gelişme sağlayıp geleceğe doğru yol alırlar. Yazıda önemle üzerinde durduğunuz “kalıcı olmak” veya ” bellek oluşturmak” konusu ise sanal ortamda hala belirsizlikler içinde. Her ne kadar sanal ortam toplantıları kayıt edilip farklı sanal mecralarda izlenmeye sunulsa da -bana göre- hiç bir zaman bir kitap ya da bir serginin bir fotoğraf projesinin basılı albümü yerini tutmayacaktır. Eski kafalıyım. Ancak bu düşüncem sanal ortamlarda çalışma yapmamın önünde bir set değil.

    Yine kişisel deneyimime ve özel bilgilendirilmeme dayanarak Tekin Bey’in bahsettiği olası olumsuzlukların aslında başına gelenler olduğunu düşündünüz mü? Bu kadar detaylı tanımlayabilmek için bunları deneyimlemek gerekmiyor mu?

    Tekin Bey’in zor ve masraflı yürüdüğü bir yol var. Kendisi tam bir cengaver. Türk fotoğraf tarihine önemli ve değerli katkılarının daha fazla ilgi görmesini diliyorum.

    Sevgi ve saygılarımla

    Öner BÜYÜKYILDIZ
    Öner BÜYÜKYILDIZ
    2 ay önce
    Makale Değerlendirme :
         

    Tekin hocam,
    Karşılaştığınız, yaşadığınız zorlukları ben okurken yoruldum. Sizi ne kadar yorduğunu yıprattığını tahmin edebiliyorum. Ama bütün bu olumsuzluklara rağmen iyi ki pes etmemiş, iyi ki bu eşsiz eserleri üretmiş ve bizlerin beğenisine sunmuşsunuz. Eserlerinizin büyük çoğunluğuna sahibim, sahip olmadıklarımı ise en kısa sürede tamamlayacağım. Elimden sadece kendi adıma teşekkür etmek geliyor. Bu vesile ile bir kez daha teşekkürlerimi ve takdirlerimi sunuyorum. Sadece sanal ortamlarda değil, gerçek ortamlarda da buluşmak dileği ile…
    Sağlıcakla kalın.

    Makale yazarı

    Tekin Ertuğ
    İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı, edebiyat dünyasına yakın durdu. Üniversite sonrası amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi. 90’lı yılların başlarında amatör olarak fotografa başladı. Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotograf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotograf dergilerinde fotografa ve sinemaya dair yazıları yayınlandı. Sinemaya, edebiyata, müziğe, fotografa ilişkin okumalarını sürdürmekte, çeşitli metinler kaleme almakta, denemeler ve/ya eleştirel denemelerle yazı serüveni devam etmektedir.Ulusal ve uluslararası fotograf yarışmalarında jüri üyesi oldu, çeşitli platformlarda gösteriler ve söyleşiler gerçekleştirdi, panelist oldu, çalıştaylarda bildiri sundu.Fotografın farklı kulvarlarındaki usta fotografçılarla bir dizi söyleşi/röportaj gerçekleştirmek suretiyle onların yaşam öykülerini, fotograf serüvenlerini, duygu ve düşünce dünyalarını kitaplaştırıp sonraki kuşaklara aktarmaya çalıştı. Kitapları: “Fotograf Sanatı Üzerine” 4 cilt. “Fotoğraf Ustaları” 10 cilt “Işıkla Resmedenler” 16 cilt “Handan Tunç ile Sanat (Özelde Fotograf) Üzerine Söyleşi “Kan Çiçekleri” (Ressam Hikmet Çetinkaya’nın otobiyografisi) “Sicim” (Ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi) “Bir Lisan-ı Münasip Foto-Graf” “Dikensiz Kirpi” (Eleştirel Deneme) “Köhne Bahar” (Roman) “Demir Çıra” (Öykü) “Kırık Köşe Taşları” (Öykü)

    MANŞET

    POPÜLER İÇERİKLER

    2
    0
    Düşünceleriniz bizim için önemli. Belirtmek ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
    ()
    x