Merhaba Kristal.
Bu kez size fotoğraf sanatına gönül vermiş, “Ne öğrenebilirim?” düşüncesiyle takip ettiğim bir sanat aşığını anlatacağım. Çünkü O’nda güçlü bir sanat anlayışı ve analiz yeteneği var. Öyle ki, görüntünün renk ve çizgisinin estetiğinde kaybolmayarak; “ne anlatılıyor?” ona yoğunlaşabilen, çözebilen ve aktarabilen, sanatı özümsemiş, içine sindirmiş bir şahsiyetten bahsetmek istiyorum.
Kendisi bir hekim ancak sanatsal donanımı onu farklılaştırıyor. Selimiye’nin içerisinden gün boyu çıkamayacak kadar inceliyor ve diyor ki; “Mimar Sinan’ın inancı, insanlara baskı kuran değil, onları kucaklayan ve sarmalayan bir tanrıyı düşünmek şeklindedir. Ona göre; insan tanrının nefesinden oluşmuş, onun bir parçasıdır. Onun inandığı tanrı; insanları sever, kucaklar. Dolayısıyla onun kubbesi de, insanları sarmalayıp göklere taşıyan bir kubbe olarak planlanmıştır. Kubbenin yumuşak renklerden oluşmuş ışığı ve binanın her taraftan güneş alan aydınlığı, Mimar Sinan’ın duygularını anlatmaya yardım eder. Onun dünyası aydınlığı özler.”
Zoom toplantısında derinliği olan bir sohbetine katıldım. “Şahsımı tanıtıda övgüden biraz rahatsız olurum, beni ben yapan hatalarımdır, atlamamalı” derken, hatalarımızın utanç abidesi değil, tecrübe ve bilincin temeli olduğunu ortaya koymasının unutamam. “Sergilenen eserleri anlamadıktan ve anlatamadıktan sonra; müzeleri gezmenin, çocukları müzelere götürmenin hiçbir anlamı olmayacağını” görene saygı duyulur. O’na göre “Müze demek Davut’u görmek demek değildir, Davut’u ve aynı zamanda Michael Angelo’yu anlamak demektir. Anlamak için çocuklarımıza müzeyi gezdirdiğimizde, içlerinden Einstein’lar çıkacaktır”. “Flüt çalmayı öğretmek sanat eğitimi değildir, teknik bir şeydir. Sanat görünmeyenin gösterilmesidir, düşünmeyi sağlamalıdır” görüşünü alkışlıyorum. “İyi fotoğraf tanımını başkası için yapamam ama benim için; değiştiren fotoğraf iyidir” yaklaşımı ise çok değerlidir.
Fotoğrafik Düşünme Tarihi kitabında gördüm ki, fotoğrafı; görüntünün yüzeyde tespit edilip, ilerleyen zaman içerisinde de başkalarına da gösterebilme teknolojisinin bulunup uygulanmaya başladığı sanayi devrimiyle başlatmamasını, o teknolojiye erişmeden önceki, görüntünün tespiti üzerindeki düşünme ve geliştirme çabalarını temel almış olmasından etkilendim. Ansel Adams’ın “Fotoğrafı çekmezsiniz, yaparsınız” prensibinin, sanatın temel taşı olduğunu ortaya koyması ise çok önemli.
Sayın Uygur’un doğduğum, lise yıllarına kadar olgunlaştığım Divriği’yi anlatmasına ise minnettarım. Divriği’yi şöyle anlatır;
- “Mimari alanda dünyada birçok eser gördüm… Çoğu başyapıt olan eserlerdi bunlar. Ancak bir esere başyapıt diyecekseniz, onu başyapıt yapan özelliklerini de aktarmalısınız ki, sözünüz sıradanlığını kaybedip, değerli hale gelsin.
- Örneğin Piramitler birer başyapıttır. Çünkü günümüzde bile yapıldıkları teknolojinin ne olduğu kavranamamıştır.
- Divriği Ulu Cami geleneksel Selçuklu Mimarisinin bir devamı olsa da, dört adet anıtsal kapısı ile bütün sanat tarihçilerinin dikkatini çekerek, eşsiz ve evrensel bir niteliğe bürünmüş. Ahlatlı Hürremşah isimli bir yapıcının eseri olan bu kapılar, dünya taş işçiliğinin doruk noktasına ulaşacak kadar görkemli bezemelerle süslenmiştir.
- Ayrıca Darüşşifa’nın içindeki bezemeler ile camideki mihrap ve ahşap minber de kapıları destekler. Bezemelerin güzelliği yanında daha da önemli olan bunu yapan ustanın felsefik derinliğini hemen hissedebilmenizdir. Yapılan her figürün felsefe tarihinden çıkmış bir öykünün metaforu olduğu hemen hissediliyor zaten. Ancak izleyici bu figürlere her baktığında kendine göre yeni anlamlar da çıkarabiliyor.
- Umarım uzaklığına aldanmaz görmeye gidersiniz. Emin olunuz ki gittiğinize değecek. Gitmişken Divriği Kalesi’ni, restore esilen Divriği Evleri’ni ve yolunuz üzerindeki Kangal Balıklı Kaplıcalarını da görme şansını yakalayacaksınız.
Selam sanata gönül verenlere ve yüceltenlere gitsin…
Mikdat Besni



Haluk Uygur bey’i sizin kaleminizden tanıdığıma memnun oldum Mikdat abim. Sivas’lı olduğunuzu, hemşehri olduğumuzu bilmiyordum. Bu vesile ile ayrıca mutlu oldum. Hele kan çekiyo demiştim 🙂 Umarım şu pandemi kısa sürede biter. Hep beraber gider ziyaret ederiz bu eşsiz güzellikleri.
Selam ve saygılarımla.
Öner merhaba.
Demek ki hemşehriymişiz, buna sevindim.
Eğer salgın olmasaydı Nisan ayında Tokat’ı da kapsayan uzun soluklu bir seyahat planlamıştım.
Tabii ki arzumuz sizinle de bir araya gelmekti.
Bu sıkıntılı dönem bitecek ve gezimiz planlandığı şekilde yapılacak, memleketimin bir albümünü yapacağım.
Görüşeceğiz.
İlginiz mutluluk veriyor, hemşerimi kucaklıyorum.
Selamlar.