Ana Sayfa FOTOĞRAFÇILIK Fotoğrafın Temelleri Manuel Mod mu, Pozlama Telafisi mi?

Manuel Mod mu, Pozlama Telafisi mi?

-

Kullandığımız kameralar doğru pozlama konusunda genelde başarılı olsalar da, bazı özel durumlarda bunu yanlış yaparlar. Burada sorulacak soru şudur: Kameranız tarafından önerilen poz ayarlarının doğru olmadığını fark ettiğinizde ne yapacaksınız? Ümidinizi kaybetmeyin, iki seçeneğiniz var. Birincisi Manuel çekim modu‘na geçmek ve ISO, Diyafram ve Perde hızı değerlerini kendiniz ayarlamaktır. Diğeri ise Pozlama telafisi (ve Diyafram veya Enstantane Öncelikli modu) kullanmaktır.

En iyi çözüm sizin için kolay olan çözümdür. Size hangisi kolay geliyorsa onu uygulayın. Örneğin, bir Canon EOS dijital SLR ile kameranın arkasındaki (size bakan kısımdaki) yuvarlak düğmeyi çevirerek poz telafisini uygulamak kolaydır. Çok basittir ve gözünüzü vizörden ayırmanız gerekmez. Birçok kamera marka ve modelinde buna benzer kolay kullanımlara rastlarsınız. Sizin kameranız için de kullanım kılavuzuna göz atabilirsiniz.

MAnuel mod mu, pozlama telafisi mi?

Mesela benim kullandığım Fujifilm X-T1 modelinde pozlama telafisi kadranı kameranın üstündedir. Gözünüzü vizörden çekmeden bunu ayarlamak neredeyse imkansızdır. Ancak objektif üzerindeki diyafram halkası Manuel moda geçmeyi ve diyafram açıklığını değiştirerek pozlamayı kolaylaştırıyor. Vizörde isteğe bağlı bir canlı histogram deklanşöre basmadan önce pozlamanın doğru olup olmadığını anlamanıza yardımcı oluyor (bazı aynasız kameraların avantajları işte).

Bunlar kullandığınız donanımın özelliklerine göre sizi nasıl yönlendirebileceğinin iki örneğidir. Canon SLR’ler beni poz dengelemeye zorlarken, Fujifilm X-T1 beni Manuel moda doğru yönlendiriyor.

“M” Manuel mod kullanımı

Önce manuel moda kısaca bir bakalım; ISO, Diyafram ve Perde hızı sizin ayarladığınız moddur. Manuel modu kullanmak (Program “Otomatik mod”, Diyafram Öncelikli veya Pozlama telafisi ile Enstantane Öncelikli modların aksine) bazı durumlarda çok faydalı oluyor, işimi kolaylaştırıyor. Bunlardan birkaçına bakalım:

1. Ortamdaki ışık seviyesi sabitse Manuel modu seçerim

Sahnedeki ortamın ışık düzeyi sabitse hangi ayarları kullanılacağıma karar verdikten sonra poz ayarlarını değiştirmem gerekmez. Otomatik pozlama modlarında kamera poz ölçüm sistemleri öznelerin ışığı yansıtma özelliğinden faydalanırlar, bu nedenle ortamdaki ışık seviyesi sabit olsa bile pozlama değerleri değişebilir, makine şaşırabilir.

Manuel mod bu tür durumlar için idealdir. Pozlamayı bir kez ayarladıktan sonra onu değiştirmek gerekmez. Doğal ışık koşulları altında portre çekerken Manuel modu kullanırım. Pozlamayı ayarladıktan sonra modelime konsantre olmakta özgür olurum.

2. Manzara fotoğraflarını üçayak kullanarak Manuel modda çekerim

Bu durumda pozlamayı değerlendirmek için bolca zamanm olur. Manuel mod idealdir, çünkü düşük bir ISO (görüntü kalitesi için) kısık bir diyafram (alan derinliği için) değeri ayarlayabilir ve perde hızını ışık seviyelerine uyacak şekilde kolayca değiştirebilirim. Eğer kullanıyorsanız tüm polarize, nötr yoğunluk (ND) veya dereceli nötr yoğunluk (GND) filtreleri için ayarlamalar yapmak da kolaydır.

Güneşin batışında manzara çekiyorsam Manuel mod burada da iyi çok yardımcı oluyor. Fotoğraf çektikten sonra histogramı kontrol etmek yeterlidir. Güneş batarken (histogram sola doğru yaslanırken) daha yavaş bir perde hızına ayarlarım.

Manuel mod mu, Poz telafisi mi?

Yukarıdaki fotoğrafı sağanak şeklinde yağan bir yağmurun ardından üçayak kullanarak “M” Manuel modda çektim. Manzaradan da anlaşılacağı gibi sahnede yüksek bir dinamik aralık mevcut, yani en ışıklı ortam ile koyu gölgeli alanlar mevcut. Gökyüzü ile önümdeki otlar arasında tam 4 duraklık poz farkı vardı. Pozlamayı gökyüzünden alsam gölgeler daha da koyu çıkacaktı. Gölge kısımlardan alsam gökyüzü çok patlayacak, bulutlardaki detayı kaybedecektim. Ben filtrelerimi kullanmaya karar verdim ve dereceli değişen nötr yoğunluk (GND) filtrem olan LEE 0.6 Soft Grad ND (2 durak) filtremi kullandım. Filtremin yoğun kısmını ufuk çizgisinin üzerine ayarladım. Pozlama ölçüm modunu “Matris” ayarladım, netlememi önümdeki otlara yaptım.

Sonuç olarak, çok güzel bir gökyüzü ve dengeli pozlanmış bir fotoğrafa sahip oldum.

3. Manuel flaş kullanırken Manuel Mod kullanırım

Manuel olarak ayarlanan bir flaş kullanıyorsam flaş her seferinde aynı şekilde ışık yayacaktır. Bu durumda, pozlamanın her karede uyumlu olması için, kamera ayarlarını manuel ayarlamak en iyisidir.

4. Uzun pozlama fotoğrafçılığı için Manuel mod kullanırım

Uzun pozlamalı manzaralı fotoğraf çekimi yapıyorsam ve perde hızınız (pozlama süresi) 30 saniyeden uzunsa Bulb modunu kullanmam gerekir. Bu, Manuel modun başka bir biçimidir (zaman ayarlı ve uzaktan kumandalı bir kablolu/kablosuz tetikleyici kullanmak dışında).

5. Bu gibi istisna durumlarda Manuel mod kullanırım

Aşağıdaki fotoğrafı İzmir Cumhuriyet Meydanında, 29 Ekim törenlerinde çektim. Fotoğraftaki gazimiz, arkası tamamen, üzeri ise yarım kapalı protokol tribününde, arkasında ve her iki yanında başka davetliler ile birlikte oturuyordu ve önündeki öğrenci gençlere hararetle bir şeyler anlatıyordu. Güneş tam tepeden geliyordu ve gazimizin vücudunun yarısını aydınlatıyordu. Doğal olarak, yanında ve arkasında gölgede kalan konuklar da net bir şekilde görülebiliyordu.

Diyafram Öncelikli Mod: Neden En Sık Bu Modu Kullanıyorum?
Manuel Mod ile açık havada portre çekimi
Nikon D850, AF-S Nikkor 70-200mm f/2.8E FL ED VR Objektif
Pozlama: f/2.8, 1/1600sn, ISO 64

Gazimizi, çevresindeki tüm diğer unsurlardan yalıtıp, yukarıdaki gibi bir fotoğraf çekmek istemiştim. Bu fotoğrafı, ne Diyafram önceliği, ne Enstantane önceliği, ne de Program modunu kullanarak çekemezdim. Tek seçenek Manuel moda geçmekti, ben de öyle yaptım. Pozlama ölçüm ayarımı Spot olarak değiştirdim ve pozlamamı, gazimizin en parlak yeri olan burnunun üzerinden aldım. Ardından, daha önce Diyafram önceliği modundayken kameramın belirlediği 1/360 saniye olan enstantane değerini, yukarıdaki fotoğraftaki pozlama değerini elde edene kadar arttırdım. Ve artık yeni enstantane değerim 1/1600 saniye olmuştu, yani 2 duraktan fazla hızlandırmıştım. İstediğim etkiyi yakadım, ama fotoğraf istediğim gibi net değil, bunu eve gelip bilgisayarımda açtığımda farkettim. Çok kalabalık bir ortamda, anı kaçırmamak için alel acele çektiğim için buna dikkat etmemişim. Ancak, kullandığım tekniğin anlaşılması için sanırım yine de yeterlidir.

Pozlama Telafisi Kullanma

Manuel modun alternatifi fotoğraf makinesini otomatik pozlama moduna ayarlamak ve poz telafisini kullanarak fotoğraf makinesinin ayarlarını geçersiz kılmaktır.

Kullanılacak en iyi üç otomatik pozlama modu Diyafram Önceliği, Deklanşör Önceliği veya Programlı otomatik moddur. Manzara ve Portre gibi diğer pozlama modları size yeterince kontrol vermez. Bazı kameralarda bu modlardan birini kullanırken poz telafisini yapamazsınız.

Şunlar poz telafisinin Manuel moddan daha iyi sonuçlar üreteceği bazı durumlardır.

1. Sokak ve seyahat fotoğrafçılığı için Pozlama Telafisini kullanırım

Sokaktaki insanların fotoğrafını çekiyorsam bana gereken pozlama değerleri çılgınca değişebilir. Bir an güneşin altındaki bir şeyin fotoğrafı çekerken, bir sonraki fotoğraf koyu gölgede bir şeyin fotoğrafı olabilir. Buna ilaveten güneş bulutların arasına girip çıkıyor olabilir.

Ama ben aslında bu gibi değişken durumlara değil, fotoğraf çekmek ve iyi bir kompozisyon oluşturmak için ilginç şeyler bulmaya yoğunlaşmak istiyorum. Durup pozlamayı düşünmek zorunda kalırsam belki de çok güzel bir kareyi kaçırabilirim. Bu gibi durumlarda Otomatik pozlama modları bize büyük ölçüde yardımcı olur.

2. Otomatik modda (TTL) Flaş kullanırken Pozlama Telafisini kullanırım

Kameramın flaşı ya da takacağım harici flaşı otomatik moda (TTL) ayarladıysam, fotoğraf makinesinin tam olarak doğru pozlamayı yapması için kameramın “merkez ağırlıklı” veya “matris” pozlama ölçüm moduna (fotoğraf makinesinin en gelişmiş ölçüm modu) ayarlanması gerekir. Böylece, kameramın pozlama ölçüm sistemi tarafından ölçülen ve hesaplanan bilgiler flaşınıza iletilir, flaş kendisine gelen bilgilere göre ne kadar şiddette çakacağına karar verir, makine ve flaş doğru pozlamayı hesaplamak için birlikte çalışırlar.

3. Spor veya yaban hayatı çekerken Pozlama Telafisini kullanırım

Işık seviyesinin sıklıkla değişeceği ve hareketin izlenmesine ve önemli anları yakalamaya konsantre olmam gereken başka bir durum da budur. Bir sporcuyu sıçradığı en yüksek seviyede havada yakalamaya çalışırken veya çok hızlı hareket eden vahşi bir hayvanı fotoğraflamak için çalışırken pozlamayı düşünmek istemem. Bırakırım kameram çalışsın, ben de eğer zorunda kalırsam poz telafisini ayarlarım.

Sonuç

Herkesin çalışma stili ve metodu farklıdır. O nedenle bu makaledeki yazılanlar yalnızca bir öneri olarak alınmalıdır. Bir fotoğrafçı olarak deneyim kazanmaya başladığınızda Manuel modu veya Pozlama telafisini ya da herhangi bir başka modu kullanıp kullanmamaya siz karar vereceksiniz.

Bu makale yeni başlayanlar için zaman kazandırmaya yönelik yardımcı bir rehber olabilir. Kamera ayarlarınızı düşünmek için yeterli zamanınız varsa Manuel mod (“M”) kullanın. Düşünme süreniz azsa ve eylemi yakalamak için hızlı tepki vermeye hazır olmanız gerekiyorsa, Otomatik pozlama modu (“P”) ve Pozlama Telafisi kullanın.

Siz bunlardan hangisini tercih ediyorsunuz?
Lütfen aşağıdaki “Yorumlar” kısmında bunu benimle paylaşın.

Işığınız bol olsun.

Yeni içeriklerden haberdar olmak istiyorsanız hemen abone olabilirsiniz.

Abonelik kaydınız başarıyla alınmıştır.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Sebahattin Demir
Mühendis ama Tıp meraklısı. Profesyonel yönetici. Seyahat etmeyi seven bir fotoğraf gönüllüsü. Okumayı, araştırmayı, sorgulamayı sever. İnsan ilişkilerine ve saygıya önem verir. Bildiklerini paylaşmaktan mutluluk duyar. "Bilmiyorum" demekten çekinmez. Türkçe yazım kurallarına uymayanlarla arası iyi değildir.
avatar
  Abone ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bana bildir
Cafer Aydın
Ziyaretçi

Manuel mod tercihimdir.
Tüm kontroller benim elimde. Bazı durumlarda A ve S modlarını kullanıyorum.

Sebahattin DEMİR
Ziyaretçi
Sebahattin DEMİR

Cafer üstadım,

Bu bir tercih meselesi elbette.

Dün bizim buralarda bir etkinlik vardı. İlimizdeki bir STK’nın düzenlediği Bisiklet Turuna katılmıştık bir fotoğrafçı dostumla. O da Manuel mod kullanmayı tercih eder, ama istisnasız her zaman.

Çok hızlı hareket eden bisikletçilerin çoğunu yakalayamamıştı. Ben ise “A” modunda çekim yaptım. E, aksiyon çekiyorsun, neden “S” değil de “A” diyebilirsiniz. Öncelikle, çok açık bulutsuz bir havada, öğlen vakti çekim yapıyorduk. Ve ben D810 + 70-200mm f/2.8 lensimle çekiyordum. Bana f/2.8 diyafram lazımdı. “S” modunda örneğin 1/800 perde hızını ayarlasam, makine, o açık havada bana bazen diyaframı f/4, bazen f/5.6 bile veriyordu. İşime yaramazdı. O nedenle “A” modunda çektim.

Bu çekimde “M” modunu kullanamazdım. Çünkü bazen bir ağaç gölgesi, bazen bir üst geçit altı benim pozlamamı etkilerdi.

Özetle; ben öyle çok kuralcı biri değilim çekim modu kullanma konusunda. Bir-iki test çekimi ile ne kullanacağıma karar verebiliyorum. Bazen çekim esnasında da değiştiriyorum duruma göre. Önemli olan anı kaçırmamak.

Selamlar.

Osman Alphan
Ziyaretçi
Osman Alphan

Peki o zaman en ideal pozlama orta tonlara göre mi pozlamayı ayarlamaktır… Bu yüzden mi yeşile göre pozlama yaptınız? Başka bir değişle ideal pozlama yapmak için en koyu ve en açık tonlardan kaçmalı mıyız? Tabi silüet yada başka tarz bir şey çekmiyorsak…

ÖZEL MAKALE

Image Stack ile fotoğraftaki gürültüyü (kumlanmayı) yok etmek

Image Stack ile Fotoğraftaki Gürültüyü (kumlanmayı) Yok Etmek
Gece fotoğrafı çekiyorsunuz ya da karanlık bir kapalı ortamı fotoğraflamak istiyorsunuz. Tek çözüm Yüksek ISO kullanmak. Ama bu durumda Fotoğrafta gürültü yani kumlanma olacak. Peki bu gürültüden kurtulmanın bir yolu yok mu? Var elbette; Photoshop'un Image Stack Yöntemi.

EDİTÖRÜN SEÇTİĞİ

Bir gün yolda yürürken Temel'in yolunu hırpani bir adam kesmiş "Allah rızası için, acıyın şu fakire" demiş. Temel, acıklı acıklı adama bakmış "Çok aciyrum sana uşağum" demiş ve yürümeye devam etmiş. Adam arkasından yetişip tekrar önünü kesmiş "Karnım çok aç, kaç gündür ağzıma lokma koymadım" demiş. Temel "Bak işte pu olmadu uşağum" demiş, "Hiç değilse pi kaç lokma yemelisun". Evet, tok açın halinden anlamıyor. Diyelim ki fotoğrafı çok seviyorsunuz ve heves ediyorsunuz. Kendinize bir kamera almak amatör olarak fotoğraf çekmek istiyorsunuz ama nereden ve nasıl başlayacağınız hakkında hiçbir bilginiz yok. Ne yaparsınız? Bu konuda bilgi sahibi tanıdık eş dostlarınıza fikirlerini sorarsınız İlgili forum sitelerine danışırsınız Bir fotoğraf mağazasına gider, bilgi alırsınız Bol bol araştırma yapar, kitaplar okur, videolar izlersiniz. Belki de bunların birkaçını veya hepsini birden yaparsınız. Ama genellikle size verilen cevaplarda hep, sanki karşınızdaki profesyonelmiş de siz onların seviyesine çıkana kadar çook uzun yıllarınızı harcamanız gerekiyormuş gibi hissettirler size. Haydi gelin itiraf edelim; hangimiz bize danışan bir yeni başlayana böyle hissettirmedik? Baştan söyleyeyim, tersini söylerseniz inanmam! Fotoğrafçılıkta ne kadar çok düşman var! Işığın düşmanı karanlık, DSLR'nin düşmanı aynasız, Nikon'cular bir yanda Canon'cular bir yanda. Aynasız'cılar bile fraksiyonlara ayrılmış durumdalar; tam kareciler (Full frame), çarpanlı gövdeciler (APS-C) veya Mikro 4/3 fanları. Biter mi, daha var; Sony'ciler, Fuji'ciler, Pentax'çılar, Panasonic'çiler ... Makrocular, portreciler, manzaracılar, modacılar, ürüncüler, yemekçiler, düğüncüler, sokakçılar, her ne rastgelirseciler ... Ama bunların da önünde çok daha önemli bir ayrım var, PROFESYONELLER ve AMATÖRLER. Ben bu tanımları son zamanlarda iyice merak etmeye başladım, neye göre profesyonel, kime göre amatör? Bir kameraya sahip olanlar neden profesyonel olmak isterler? Ya da öyle görünmek isterler? İşimi gören, fazla sorun çıkartmayan, istediğim asgari konforu bana sunan arabam varken, neden bir Formula 1 yarışçısına heves edeyim? Seçenekler şunlar olabilir mi: Bir araba yarışçısı olmak harika ve heyecan verici! Teknolojisi benim için büyüleyici ve bu otomobillerde bu faslasıyla var! Kim bütün gün araba kullanmak ve üstüne deli para kazanmak istemez ki? İşimden sıkıldım, orta yaş bunalımına girdim, heyecan lazım! Yine de birçoğumuz otomobilimizi sadece bir araç olarak düşünmekten memnunuz. Öyleyse fotoğrafçılık neden farklıdır? Çoğumuzun bu alandaki EN'leri hedef almamızı, onlar gibi olmak istememizi sağlayan şey nedir? Hiç forum sohbetlerine katıldınız mı? Ya da yeni favori kameranıza veya lensinizi bir inceleme sayfasında okumaya çalıştınız mı? Ben bunları ne zaman yapsam, neredeyse her zaman o an sahip olduğum ekipmanım için yapmış olduğum seçimlerimden şüphelenirken ve bir sonraki satın alacağım ekipmanımı ararken bulurdum kendimi. Bir gün fark ettim ki: ben bu ölüm kalım soruları (!) ile uğraşırken bir şey yapmayı unutmuşum: fotoğrafçılıktan zevk almak. Photoshop'da fotoğraflarımla uğraştığım, saatlerimi harcadığım, ışıklandırma, kompozisyon, netlik ve benzeri takıntılarım nedeniyle kendimi hep üzgün ve yetersiz hissediyordum, kafamda hep o deli sorular vardı; daha iyisi nasıl olabilir acaba? Ve elbette, internette daha fazla zaman harcıyordum. Sonra, bunun sıkışıp kalmışlık ve basit bir kısır döngü olduğunu anladım. Belki de en iyi ekipman falınıza baktırabilirsiniz :) Bence fotoğrafçılık, sanat ve teknolojinin kutsal bir evliliğidir. İdealinde, bu iki bileşen arasında sağlıklı bir denge olmalıdır. Yeni başlayanlar da bu ideal dünyada her iki konuda da dengeli kaynaklar bulmalıdır. Asıl nokta ise, "Adım adım nasıl sanatçı olunur" gibisinden bir rehberin olmaması. Öte yandan, teknolojiyle ilgili öğrenilebilecek o kadar çok fazla bilgi var ki, en iyi sonucu elde etmek cebinizin ne kadar dolu olduğuna bağlı. İlk DSLR kameramı aldığımda, sadece birkaç günlük google araştırmalarımda, profesyonellerin profesyonel ekipmanlara sahip olduğu ve bu nedenle profesyonel fotoğraflar çektiği, daha iyi ve profesyonel olmanın birbiriyle bağlantılı olduğu hissine kapılmıştım. Amatör olmak veya amatör görünmek kötü bir şey mi? Bu soruyu cevaplamak için “Fotoğrafın konusu nedir?” sorusuna cevap bulmak gerek. Bu sorunun kitaplardaki cevabı şudur: Işığı yakalamak. Genel geçer cevapları ise: Anı yakalamak. En iyi kamera, en iyi ayarlar, en iyi lens, dışarı çıkıp denemeler yapmak yerine bunları düşünmek ve gerçekten o anı kaçırmak. Teknikleri ve teknolojiyi görmezden gelerek amatör olmayı mı kastediyorum? Elbette hayır. Bir araba kullanıyorsanız, göstergelerini kullanmanız, farları yakmanız, motor yağını kontrol etmeniz, kış lastikleri bulundurmanız gerekir. Ama aynı seyahati 15 yaşındaki bir Fiat ile, tıpkı yeni model bir Audi'de olduğu gibi yapabilir ve harika bir doğada, muhteşem manzara boyunca eşit derecede eğlenceli bir seyahat yapabilirsiniz. "Profesyonel, amatöre karşı" dilemmasına rastlamışsınızdır. Kendim için şunu net olarak söyleyebilirim; ben profesyonel değilim, amatör yerine fotoğraf gönüllüsü olmayı tercih ediyorum. Bir fotoğraf gönüllüsü olarak, fotoğrafa ilk başladığımda duymak istediğim bazı ipuçlarını ve püf noktalarını şöyle sıralayabilirim: Ekipman Ekipmanın aşırı bir önemi yoktur. Fotoğrafçılığa giren çoğu insan, ellerindeki ekipmanın ne kadar iyi olduğunu ve bunlarla neler yapabileceklerini es geçer. Eğer gerçek bir acemi iseniz, alabileceğiniz ilk giriş seviyesi kamerayı almanızı ve fotoğrafta Pozlama nedir, Doğru pozlama nasıl yapılır öğrenebilmek için manuel ayarlar ile kullanmanızı öneririm. Bunu yaparak, gelecekte yeni bir kamera isteyeceğiniz zaman, tercihlerinizin ne olduğu konusunda oldukça doğru bir fikre sahip olacaksınız. Eğer çoğunlukla etrafta koşan çocukları, hayvanları veya uçan kuşları fotoğrafladığınızı fark ederseniz, hızlı ve doğru otomatik netleme yapan modellere göz atmalısınız. Sıkça seyahat ediyorsanız ve bir de kilolarca ekipman taşımak istemiyorsanız,  küçük kompak kameralara bakmak isteyebilirsiniz. Büyük olasılıkla bir tam kare (Full frame) canavardaysa gözünüz, o zaman ayrı, kalbinizinden gelen bu sesi göz ardı etmeyin! Ben tüm seyahatlerimde Nikon D850 kameramı yanıma alıyorum. Peki, D850'min tüm potansiyelini kullanıyor muyum? Evet kullanıyorum. Neden şaşırdınız, hayır cevabı bekliyordunuz, itiraf edin. Evet kullanıyorum, çünkü o kamerayı bu özelliklerini kullanmak için aldım ben. Onun tüm özelliklerini blogumda anlatan onlarca yazı bulabilirsiniz. Onu seviyorum. Kesinlikle! Amatör olmanın en iyi yanı, ekipman satın almanın finansal değil duygusal bir karar olduğudur. Ben ekipmanımı bir yatırım olarak değil, bir iş ortağım olarak seçmeye çalışıyorum. Köyün birinde köy meclisi toplanmış, köyü ve köylüyü kalkındırmak için bir atılım yapmaya karar vermişler. Atalet içindeki köylüyü buna ikna için neler yapabiliriz diye düşünürken, içlerinden biri "Nasreddin hocayı davet edelim, bunu o anlatsın. Köylü onu dinler" demiş. Fikir çok benimsenmiş, hocaya gidip isteklerini iletmişler. Hoca "Gelirim ama bir şartla" demiş, "Bir kese altın isterim". Köylüler, "Aman hocam, nerden bulalım bu kadar altını" dedilerse de hoca isteğinden vazgeçmemiş. Çaresiz kabul etmişler, köye dönüp herkesten, elde avuçta ne varsa toparlayıp hazır etmişler. Gün gelip çatmış, hoca köye gelmiş. Tüm köy halkı meydana toplanmış, heyecanla hocayı bekliyorlar. "Önce altınları göreyim" demiş hoca. Vermiş köylüler. Almış cebine koymuş. Sonra başlamış konuşmaya. Hoca konuştukça, köylüler coşmuş, köylü coştukça hoca coşmuş. Muhteşem bir konuşmanın ardından hoca, köy heyetini çağırmış, cebinden keseyi çıkarıp onlara geri vermiş. Köylüler şaşkın! "Hocam ne oldu, neden geri veriyorsun" demişler. Hoca cevaplamış "Bu altını sizden iki nedenle istedim" demiş ve devam etmiş "Birincisi, para verdiğiniz için beni can kulağıyla dinlemek zorunda kaldınız. İkincisi, insan cebinde para olunca bir başka konuşuyor be" demiş. Artık buradaki kıssayı ve çıkacak hisseyi de size bırakıyorum :) Bir amatörün ihtiyaç duyabileceği şeylerden daha fazlasını sunan bir sürü harika kamera var. Ancak, sizin için gerçekten önemli olan veya hayatınızı kolaylaştıracağını düşündüğünüz ve bunun karşılığını ödeyebileceğiniz tek bir özelliği bile varsa: gidin alın! Çantanızdan her çıkardığınızla bayramda en sevdiği hediyeyi almış bir çocuk gibi hissedeceğinizden emin olun. Peki o zaman lensler? Kameralara benzer şekilde, en çok kullandıklarınızı belirleyin ve bunlara sadık kalın, çok sık lens değiştirmeyin. Arkadaşlarınıza tatil fotoğraflarınızı gösterdiğinizde, "Aaaa çok güzel çözünürlükte çekmişsin" mi der? İddia ediyorum hiç kimse farkına varmayacaktır. Ama ben genellikle prime yani asal lenslerimi kullanıyorum, arkadaşlarımın fotoğraflarımdaki çözünürlükleri farkedip, bunu bana söylemeleri için değil, sadece kendim için, onlarla daha zevkli çalıştığım ve onlardan büyük baskılar alıp ofisimin duvarlarına asmayı sevdiğim için. Sonra onların yerine yenisi geldiğinde ya da ofisime gelen bir dostum birini beğendiğinde, onları dostlarıma hediye etmekten çok büyük mutluluk duyduğum için. Aynısı aksesuarlar için de geçerli. Mümkünse satın almadan önce onları deneyin ve hangilerinin size gerçek bir fayda sağladığını görün. Örneğin, ben mutlaka üçayak kullanmaya özen gösteririm. Bunun benim için ne kadar önemli bir araç olduğunu biliyorum. Öyle ki, yurtdışı seyahatlerimde bile bir seyahat üçayağım vardır yanımda. Post prodüksiyon, fotoğrafı işleme aşaması İşte size kendi fotoğraflarınızdan nefret edebileceğiniz bir aşama! Kameranızı bir spor müsabakasına götürüp, oradan 1000'e yakın fotoğrafla eve döndünüz mü? Peki, hiç onları işlemeyi denediniz mi? Sizi iyi hissettirdi mi? Evet, ben de öyle düşünmüştüm. Bazılarının neden bu noktada yalnızca JPEG fotoğraf çekmeyi düşündüğünü anlıyorum. Adil olmak gerekirse, JPEG formatında çekilmiş bir fotoğraf kusursuz olmayabilir, ama yine de çok iyi görünebilir. Fakat RAW fotoğraf çekmek her zaman yeni bir olasılık ufku açar. Başlangıçta JPEG çekim yaparsanız, çıkacak görüntüyü makineninizde yaptığınız ayarlara göre fotoğraf makinesine bırakabilirsiniz. RAW çekim yapmak, sahada harcayacağınız tonlarca zamandan kazanmanızı sağlar. Ya da zifiri karanlık gölgeleri hatırlayın, işleme aşamasında birkaç sürgü hareketi ile size fark yaratan bir dünya yaratabilir ve sizi daha hoş bir sonuçla mutlu edebilir. İlk başladığım zamanlarda fotoğraflar üzerinde sonradan yapılan Photoshop müdahelelerine dair bazı çekincelerim vardı. Sonradan farkettim ki, ne yaparsanız yapın, hiçbir kamera asla tıpkı gözlerimizle gördüğümüz gibi bir fotoğraf çekemiyor. Ben, sonuçta sevdiğim fotoğraflara sahip olmak istiyorum ve o kaydırıcılarla biraz oynamanın bence bir zararı yok. Bunları yazıyorum diye beni monitörün başında saatler geçiren biri sanmayın, sıkılırım zaten, yapamam. Bu yüzden fotoğraf işlemek için harcadığım zamanı kademeli olarak azalttım. Genellikle fotoğrafların çoğunda uygulayacağım, kamera standart profili, lens düzeltme, makul miktarda kontrast, netlik ve titreşim gibi ayarlardan oluşan bir ön ayar kullanarak da zaman kazanmaya odaklanıyorum. Bu, beyaz dengesi ve pozlama ayarları, gerektiğinde vinyet veya kırpma gibi fotoğrafların ince ayarlarıyla geçirmem gereken zamanı önemli ölçüde azaltıyor. Sorumu yineliyorum, "Amatör olmak kötü mü?" Kesinlikle hayır! Bir amatör olmak ve öyle kalmak harika! Bir kere, beklentilere bağlı değilsin, herhangi bir hata yapabilirsin, kendi kurallarını ve estetiğini tanımlayabilirsin, ve neden fotoğraf çektiğini hatırlarsan, çektiğin fotoğrafları daha fazla sevmeyi öğrenebilirsin. Gerçekçi olmayan ya da hep rakiplerinizden daha iyi olmanız için devamlı sol omzunuzda bik bik eden şeytan tarafından rahatsız edilmezsiniz, çünkü size ömür boyu sürecek bir deneme yanılma yolculuğuna çıkma ve sadece sürüşün keyfini çıkarma fırsatını verir. Ve buna bonus olarak, kendi hayatınızın değerli, ilginç ve tuhaf anlarından oluşan bir portföy ile mutlu mesut yürüyüp gidersiniz. Belki bir gün bunlar ışığında, kariyer değişikliği düşünmek bile isteyebilirsiniz :) Amatör olun! Reçete basit: Donanımınızı tanıyın, onları başka markalar ve modellerle karşılaştırmak yerine fotoğraf çekmek için kullanın ve benim kadar fotoğraf çekmenin tadını çıkarın! Fotoğraf çekenler daha mutlu oluyor demiş miydim?

Profesyonel Fotoğrafçı Olmamanın Dayanılmaz Hafifliği

Yolda yürürken Temel'in yolunu hırpani bir adam kesmiş "Allah rızası için, acıyın şu fakire" demiş. Temel, acıklı acıklı adama bakmış "Çok aciyrum sana uşağum" demiş ve yürümeye devam etmiş.

POPÜLER İÇERİKLER

Kamera Çözünürlüğü ve Doğru Bilinen Yanlışlar

Kamera Çözünürlüğü ve Doğru Bilinen Yanlışlar

Dijital kameralar hayatımıza girdiğinden beri megapiksel yarışı devam ederken, son birkaç yıldır özellikle kamera çözünürlüğü alanında büyük bir artış yaşandı, 41 Megapiksel kameralı telefonlardan...
Bir köy hikayesi: Sarıyurt

Bir köy hikayesi – Sarıyurt

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?

ISO Nedir, Fotoğrafı Nasıl Etkiler?